|
Özgür Düşün'den Hapishaneden Hapishaneye Mektuplar Kafesin demirlerinin ardında usulca sağa sola çarparak uçmaya çalışan kanarya kuşunun durumunu, onun dışarıdaki dünyaya ulaşmak için kanatlarını kanatırcasına çabalayışını izlediğim çocukluk yıllarımın esaret günlerini hatırladım. Kuşun özgürlüğüne ulaşmak için bitmez tükenmez çaba ile gösterdiği azim ve kararlılıktı belki de benim özgürlüğe yeni bir tanımlama ya da aslında yapmış olduğum bütün tanımlamaların ötesinde yaşanılası bir durum olduğunu anlamamı sağlayan. Belki de annemden dayak yemek uğruna onu özgürlüğe kovuşturmak isteyişimin nedeni onun o daracık kafesteki özgürlük mücadelesiydi. Yeni bir dünyanın özlemini ve coşkusunu taşırken, yüreklerini yüreklerimiz bildiğimiz insanların acılarına merhem olabilmek için düştüğümüz yollarda tanıştık kanaryanın kanatlarını sızlatan acılarla. Belki de en çok özgürlüğe, özgür bir dünyaya olan özlemimizdi acılardan öğrenmeyi öğreten bize. Nasırlı ellerimizin ekmeğe olan hasreti, karanlık odalarımızın ışığa olan özlemiydi bizim için özgürlüğü anlamlı kılan. Bu yüzden en çok ellerimizi özgürleştirmek ve odamızın içine akan ışığı kesen zifiri karanlıkları bilincimizin ışığı ile boğmak için düştük yollara… Uzun ve zorlu yolları ancak sebatla aydınlığa tutunarak yürüyenler aşabilirdi. Karanlığı bir kader olarak sunan, geçici zevkleri, bireysel faydaları özgürlük olarak gösteren bir sisteme karşı özgürlüğü tüm ezilen halkların ve emeğin kurtuluşu ile mümkün olduğunu bilince çıkaranlar ancak bu zorlu ve uzun mücadeleden muzaffer olarak çıkabilirdi. Ve hala esiriz hepimiz, Nazım ustanın dediği gibi “hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyoruz”, dilimiz susturulmaya, kalemimiz kırılmaya çalışılıyor hala. Bu yüzden daha çok ihtiyaç duyuyoruz kanarya kuşundan öğrenmeye ve kanatlarımızı kanatırcasına mücadele etmeye. Eni ile boyu arasında fark olmayan dar zindan karanlıklarından da geçer belki yolumuz. Fakat biz biliriz, Kibele bilir, fakir köylü Hüseyin, işçi Mehmet bilir ki bu yollar bizden önce kaç bahara sevdalı yiğit tarafından arşınlandı. Çünkü mahpushane karanlıklarında ölüme yatanlar, şatafatlı şehir meydanlarında, fabrikalarda, tarlalarda, dağlarımızın engin tepelerinde cenge duranlar hep onlardı; kendileri, kendi evlatlarıydı. Şimdi hasat zamanıdır, şimdi köhneleşmiş yoz karanlığın burçlarına kanayan ellerimizin rengini verme zamanıdır. Çünkü yaralarımız en çok kanadığında ve umudumuz en çok tüketilmeye çalışıldığında boy vereceğiz kavga alanlarında. Bu yüzden güçlüyüz, bu yüzden kararlıyız. Bir Haziran gecesi yağmalanmaya çalışılsa da umudumuz, sokak ortalarında düşse de serimiz, karanlık kör hücreler de çalınsa da ışığımız yürümeye devam edecek erdemin, onurun ve geleceğin ordusu. Çünkü tarihimizden öğreniyoruz ve tarihin öğrettiği gibi; Promethe’nin tanrılardan çaldığı özgürlük ateşini, esaretin bağrını delerek yaymaya çalışıyoruz. Tanıdık bir slogan sesi işitirseniz vardiya koridorlarında, çınlarsa hücre kapıları zafer şiarlarımızla ve zafer gülüşleriyle selamlarsa sizi kanadı kanayan bir kanarya kuşu; “işte biz geldik yoldaşlar!” Özgürlüğün dinmeyen, boğulmayan çığlığını sizinle paylaşmaya geldik. Yürüdüğünüz yollardan geçtik, söylediğiniz türküleri söyledik… Fabrikalardan, tarlalardan, alanlardan, dağlardan geldik. Yürekleri yüreklerinizle atan binlerce yürekten size haber getirdik. Haykırıyorlar, duyuyor musunuz? “Daha bitmedi o kavga, sürüyor… Ve sürecek! Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-41
|