|
"Ataların ocağına sahip olmak, asla onların küllerini korumak değil; ateşi yakmaktır."(1) Ondan söz ederken, Abraham Lincoln'un, "Doğmamış yarın ve ölü dün..." formülasyonundaki bugün ile sınırlanırız... O hülyalı-acılı bir somutun insanı ve yazarıdır... Onun için gerçek daima devrimcidir... Bu nedenle O; "Yanlışlıklar denizine gömüldüğü hâlde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir," diyen W. Goethe'ye aldırmaz... Aksine, yazdıklarında/ söylediklerinde; "Mutluluğu tatmanın tek yolu, onu paylaşmaktır. Çünkü mutluluk ikiz olarak doğar," diyen Lord Byron'un ya da Nietzsche'nin, "Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasılsa dayanabilir"inin; veya Schiller'in, "Sevgi insanı birliğe, bencillik ise yalnızlığa götürür"ünün bilincini taşır insanlara... "Audentes fortuna iuvat"(2) diye haykıran Vergilius'u bir an dahi unutup/unutturmadan... Onun için de - Corbusier'in deyişindeki üzere- "Yaratıcılık sabırlı bir araştırmadır"; ve J. Stuart Mill'in, "Bir düşünceyi susturmak, yaşayan kuşaklar kadar, gelecek kuşaklara karşı da düpedüz haydutluktur," görüşlerinin de ortağıdır... "Kendini bil. Dostlarının ziyafetine yavaş git, felaketlerine ise koşa koşa..."(3) diyenlerdendir O da... John Dryden'in, "Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonra da alışkanlıklarımız bizi oluşturur"; S. Maugham'ın, "Düşünce kabiliyetini öldüren en büyük düşman alışkanlıklardır"; Amos Parrish'in, "Alışkanlıklar, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir," sözlerini unutmaz... Bunun için de "Olağan" ya da Cicero'nun, "Consuetudinis magna vis est"(4) denilenle arası pek iyi değildir oldum olası... Tolstoy gibi "insana akıl, dertlerinden kurtulması için verilmiştir." diyenlerdendir... Gerçekçidir; ama asla Isaac Bashevis Singer'in, "Eğer her şeyin kötü olacağını söylemeyi sürdürürseniz, bir kahin olma şansınız artar" deyişindeki üzere "kötümser" değildir... Ve nihayet O: Horatius'un, "Favete linguis"(5) Erich Fromm'un, "insanlar eşit; ama aynı zamanda farklı doğarlar"; Concordet'in, "Filozofların aydınlatamadığı toplumları şarlatanlar aldatır"; L. Martin'in, "Hayat, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmemenle ilgilidir," sözlerini unutmayıp/ anımsatandır... * * * * *
"Kim midir O?". isveç Akademisi'nin, "Günlük keşmekeş içindeki uçurumları gözler önüne seren ve zulmün kapalı odalarını açılmaya zorlayan bir yazar" olarak tanımladığı(6) Harold Pinter'dır... * * * * *
ingiliz tiyatrosunun XX. yüzyılın ikinci yarısının en seçkin temsilcilerinden olan Harold Pinter, 10 Ekim 1930'da Londra'nın doğusunda, işçi mahallesi olan Hackney'de doğdu. Babası Yahudi bir terziydi. Hackney Downs Dil Okulu'nu bitirdi. O yıllarda tiyatroyla ilgilenmeye başladı. Daha sonra, Londra Kraliyet Akademisi Dramatik Sanatlar Okulu'na kabul edildi. Fakat iki yıl sonra okulu bıraktı. Askere gitmeyi reddettiği gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı. 1951'de Drama Okulu'na girdi. 1950'de şiir yazmaya başladı. BBC'de ve çeşitli tiyatrolarda çalıştı. Gençliğinde Yahudi düşmanlığıyla karşılaşması, oyun yazarı olmasında etkili oldu. RADA'da Dramatik Sanatlar Okulu'nda iki mutsuz yıl geçirdikten sonra okulu terk eden Pinter, 1949 yılında askerlik görevini yapmayı reddetti. Bu yüzden mahkemede yargılandı. Otuz pound cezasını ödedikten sonra da "Belki bir dahaki savaşa yine beni göreve çağırırlar; ama yine gitmem" dedi. ikinci Dünya Savaşı'ndaki bombardımanlar da Pinter'ı derinden etkiledi. Sahnelenen ilk oyunu 'Doğum Günü Partisi' eleştirmenler tarafından fiyasko olarak nitelenen Pinter, onu takip eden yapıtlarıyla ingiliz tiyatrosunda yeni bir akımın başlangıcı olarak kabul edildi. Kendine özgü temalara ve tiyatro tekniklerine yer vererek "Pintervari" gibi bir sıfat yaratılmasını sağlayan yazar, oyunlarında daha çok insan ilişkilerindeki örtük şiddeti açığa vuruyor ve tedirgin edici bir atmosfer yaratıyor. 1950 yılında Harold Pina rumuzuyla şiir yazmaya başladı. BBC programlarında çalıştı ve bir süre Central School of Speech and Drama'da eğitim aldı. Bir yıllık bir turneyle irlanda'yı gezdi. 1957'de ilk oyunu Oda'yı yazdı. ilk iki perdelik oyunu "Doğum günü Partisi" 1957'de Bristol Üniversitesi'nde, 1958'de West End'de sahnelendi. Eleştiriler korkunçtu; ama o yine de gerilimli komedi yazma ustalığını geliştirmekte ısrar edecekti. Yazarlığının yanı sıra insan hakları savunuculuğu ve savaş karşıtlığı konusunda aktivist tavrıyla bilinen Pinter, 2003'te savaş karşıtı şiirlerinden oluşan bir derleme yayımladı ve Irak'a karşı girişilen müdahaleyi eleştiren bu şiir seçkisiyle Birinci Dünya Savaşı'nda ölen şair Wilfred Owen anısına konulan ödüle layık görüldü. Savaş karşıtlığı ve insan hakları konusunda aktivist olan Pinter, Hasankeyf'i korumak için Ilısu Barajı'na karşı bir kampanya da başlatmıştı. 2005'in Mart ayında artık oyun yazmayacağını, şiir yazacağını açıklayan yazar, Bush ve Blair'i Irak Hârekatı'ndan dolayı son derece sert bir dille eleştirdi ve Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada "Gerçek şu ki Bay Bush ve çetesi ne yaptıklarını iyi biliyorlar ve Blair de göründüğü kadar gözü boyanmış bir aptal olmasına rağmen, onların ne yaptığını iyi biliyor. Bush ve şirketi, dünyayı ve dünyanın kaynaklarını kontrol etmeye kararlı; bu kadar basit. Ve bu uğurda kaç kişiyi öldürdükleri umurlarında değil" dedi. "Ödüllerin açıklandığı saatten itibaren nutkum tutuldu. Umarım Stockholm'e gittiğimde sözcükleri birleştirmeyi başarabilirim" diyen Harold Pinter'ın Türkçeye 'Kapıcı', 'Doğum Günü Partisi', 'Oda', 'Gitgel Dolap', 'ihanet/Aldatma', 'Ay Işığı', 'Proust Senaryosu' adlı eserleri çevrildi. Türkiye ziyaretinin ardından bu coğrafyaya ait 'Bir Tek Daha' ve 'Dağ Dili' adlı iki oyun yazdı. 'Gitgel Dolap' ve 'Aldatma' ise yazarın Türkiye'de sahnelenen oyunlarındandır..."Pinter çağının sorunlarına karşı duyarsız bir yazar olmadı. Edebi ürünleriyle olsun, konuşmalarıyla olsun politikanın içinde oldu. Devlet iktidarının kötüye kullanılmasına karşı çıktı. insan hakları ve demokrasiyi siyasi düşüncesinin temeline yerleştirdi. Amerika'ya karşı Küba Dayanışma Kampanyası'nın üyesi oldu." (7) * * * * *
"Pinter, yazdığı oyunlarla XX. yüzyılın son dönemini derinden etkileyen bir oyun yazarıdır..."(8) Pinter'ın oyunları, soyadına atıfla 'Pinteresque' denilen kendine özgü bir tarz yarattı. Genellikle bir odada geçen oyunlarında sessizliği, gizemi ve kısa konuşmaları kullanarak bir gerilim ve tehdit havası oluşturuyordu. Erotik fanteziler, takıntılar, kıskançlık ve nefretten örülü diyaloglar kuruyordu... "Absürd tiyatronun son yapı taşlarından biri olan Pinter; Camus ve Sartre absürddeki yabancılaşmayı insanlar arasındaki durum uyumsuzluklarında gösterirken, bu yabancılaşmayı dile ve davranışlara kadar çekmişti. Yani artık insanlar hiçbir şekilde birbirlerini anlamazlar ve anlayamazlardı, üstelik kötücüldüler. Aynı kodlarla hareket ediyor, aynı dili konuşuyor, aynı kültürden geliyor olsalar bile; bu onları ancak ve ancak birbirlerinden daha da uzaklaşmaya itiyordu. insan yalnızdı ve çaresizdi. Pinter, işte tüm bunları; art niyet, cinsel fantazi, takıntılı davranışlar, kıskançlık, aile içi sevgisizlik ve zihinsel rahatsızlıklar gibi temaları işledi oyunlarında... O da bütün absürdcüler gibi oyunlarında bir çözüm üretmiyor, seyirciyi koltuğunda rahatsız etmeyi seviyordu. Yazdıklarında hiçbir politik gönderme yoktu. O sadece dilin kendisiyle oynuyor ve insan doğasını insana anlatıyordu. (...) Pinter'ın oyunları genellikle tek mekânda geçer. Karakterleri kaynağı bilinmeyen kişiler veya mekânlar tarafından tehdit altındadır ve genellikle hayatta kalma ve benlik savaşı verirler. Oyunlarında kelime seçimleri, cümle yapıları bir şairin uyak kaygısından bile daha yoğun olarak karşımıza çıkar. Sesler, sessizlikler, kelimeler ve cümleler özenle, hesap edilerek birbirine ulanır. Mantıksal çözümlerin peşinden gitmeyi reddeder; bunun yerine insan yaşamında uyumsuz olanla karşılaşmasını, varoluşsal tehdit altında kalışını göz önüne sermeyi tercih eder. Karakterleri de kelimeleri de silah gibi kullanıp hayatta kalmaya çalışırlar."(9) Yapıtları gibi "Politik tutumu son derece belirgin olan Pinter, aynı zamanda kısa ve uzun oyunlarında da Joseph Losey için yazdığı senaryolarında da bireyin “çağdaş toplum'daki sıkışmalarını, yabancılaşmalarını tümüyle kendine özgü bir anlatım ve dille irdelemiş bir yazardır."(10) * * * * *
Tüm bunlarla birlikte "Dünyanın neresinde olursa olsun Pinter, yıllardır mağdurlara dikkat çekti."(11) Ötekilerle daima omuz omuza olan "Pinter'ın bir kitapta yer alan iki kısa oyunu da Türkiye ile ilgilidir. ‘Bir Tek Daha’yı Londra'da tanıştığı iki Türk kadının işkence karşısındaki duyarsızlığına kızarak yazan Pinter, ‘Dağ Dili’nde de Kürtçe yasağını ele alır..."(12) Taraf olmaktan bir adım dahi geri atmayan "Pinter, yazarlığının yanında şu özellikleriyle de ünlüdür: * Vatandaşı olduğu ingiltere'de askerlik görevini yapmayı, ‘savaşa karşıyım’ gerekçesiyle reddetmiş, bu yüzden cezaya çarptırılmıştır. * Çeşitli ülkelerdeki insan hakları ihlâllerine karşı etkinliklere katılmıştır (O arada Arthur Miller'le birlikte 1985'te Türkiye'ye gelmiş, Barış davası hükümlülerinden yana tavır almış, Kürt sorunuyla ilgili girişimlerde bulunmuştur. Ankara'daki Amerikan Büyükelçiliğinde çağrılı bulunduğu bir davet de tartışmalı bir şekilde sonuçlanmıştır. Pinter bunu ‘Büyükelçilikten bizi kovdular. Ama ben bundan gurur duydum’ diye anlatmaktadır.). * Pinter, Irak Savaşı'na karşı kampanyaların da en aktif katılımcılarından biri olmuştur. ingiltere'nin savaşa katılması yüzünden Blair'e şiddetle hücum etmiştir. (...) Yazarın yazarlığı, sanatçının sanatı elbette önemlidir; ama düşüncelerinin, duygularının özgürlüğü de önemlidir. Yazarlar ve sanatçılar, yaşadıkları dünyadan daha iyi bir dünyanın arayışı içindedirler. Bu arayış sırasında, elbette çevrelerinde görüp de beğenmedikleri her şeye karşı tavır alabilmelidirler. Görüşleri yanlış bile olsa, bunu açığa vurmaktan çekinmemelidirler. Her türlü baskıya direnebilmelidirler. Verdikleri eserler, bu tavırlarıyla daha da değer kazanır. Ödül kararlarında, bu kriterin de işlemesi normaldir. Hatta faydalıdır. Bununla, edebiyatın ve sanatın özgürlüğü teşvik edilmiş olur."(13) * * * * *
"iyi de Onu en iyi ne anlatır/ betimler mi?" Elbette, dedikleri-görüşleri-yazdıkları... Ve 2005 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Harold Pinter der ki: "Gerçek ile gerçek olmayan ya da hakiki ile sahte arasında kesin ayırımlar yoktur. Bir şeyin hakiki veya sahte olması mutlaka gerekmez, o şey hem hakiki hem sahte olabilir. Bu iddialarımın geçerli olduğu ve gerçeği sanat yoluyla keşfetmeye uygulanabileceği kanısındayım. Bu nedenle, onları bir yazar olarak savunurum, ama bir yurttaş olarak savunamam. Yurttaş olarak, ne gerçektir, ne değildir sorgulamak zorundayım. Tiyatro sanatında hakikatin anlaşılması daima zordur. Onu hiç bir zaman kolay keşfedemezsiniz, ama ister istemez ararsınız.(14) Siyasetçilerin kullandığı dil bu alanda verdiğimiz örneklerin hiç birisine girmez. Çünkü; gördüğümüz kadarıyla politikacıların çoğu gerçekle ilgilenmez, iktidarla ve o iktidarı korumakla ilgilenir. O iktidarı sürdürmek için halkın hakikatten, hatta bizzat kendi hayatlarına ait hakikatlerden yoksun bırakılması özellikle önem taşır. Üu hâlde, etrafımız çepeçevre yalanlarla çevrilmiştir ve biz yalanla beslenmekteyiz. Buradaki herkes gayet iyi biliyor ki, Irak'ın işgal edilmesinin mazereti Saddam Hüseyin'in son derece tehlikeli bir kitle imha silahları kitlesine sahip olduğu, bunlardan bazılarının 45 dakika içinde ateşlenebilecekleri ve korkunç yıkımlara yol açabilecekleri şeklindeydi. Bize bunun gerçek olduğu söylendi. Ama değildi. Irak'ın El Kaide'yle ve 11 Eylül 2001 saldırılarıyla ilişkili olduğu dile getirildi. Bunun da gerçek olduğu söylendi. Ama değildi. Irak'ın dünya güvenliğini tehdit ettiği söylendi. O da doğru değildi..."(15) "Irak halkına işkence, misket bombaları, inceltilmiş uranyum, sayısız rasgele ölüm, sefalet ve aşağılama götürdük ve buna, 'Ortadoğu'ya özgürlük ve demokrasi götürmek,' dedik..."(16) "Irak savaşında on binlerce kişinin ölmesinden sorumlu olan Bush ve Blair, Uluslararası Adalet Divanı'na çıkarılmalı...ABD ebedi iyi güç maskesine bürünerek tüm dünyada iktidarını gürültüsüz ve umursamaz biçimde uyguluyor. Bu hipnoz eylemini akıllıca, zarif ve hayli başarılı olarak yerine getiriyor..."(17) "En azından 90 ülkede sistematik olarak işkence uygulanıyor. Her gözaltına almada ve tutuklamada işkence yapılıyor..."(18) DiPNOTLAR 1 Roger Garaudy. 2 "Talih, cesurlara yardım eder." 3 Sparta'lı Khilon, W. Kranz, Antik Felsefe, Metinler ve Açıklaması, çev: S.Y. Baydur, Sosyal Yay., 1984, s.24. 4 "Alışkanlığın gücü ne büyük". 5 "Dilinize hâkim olun". 6 "Nobel'in Adı Harold Pinter", Radikal, 14 Ekim 2005, s.25. 7 Altan Öymen, "Portre: Harold Pinter", Radikal, 16 Ekim 2005, s.11. 8 Semih Çelenk, "Nobel'i Savaş Karşıtı Pinter mi, Yoksa Oyun Yazarı Pinter mi Aldı?", Varlık Dergisi, No:2005/11-1178, Kasım 2005, s.72. 9 Bengi Heval Öz, "Biz Pinter'ı Tanıyoruz", Cumhuriyet Dergi, No:1022, 23 Ekim 2005, s.4. 10 Celâl Üster, "Nobel'de Siyaset ve Edebiyat", Radikal Kitap, Yıl:4, No:240, 21 Ekim 2005, s.4-5. 11 Gündüz Vassaf, "Arkadaşım Harold Pinter", Radikal, 15 Ekim 2005, s.23. 12 Atilla Birkiye, "Pinter'a Yazdırdığımız Kitap", Radikal Kitap, Yıl:4, No:240, 21 Ekim 2005, s.6. 13 Altan Öymen, "Nobel Niçin Pinter'a Verildi?", Radikal, 16 Ekim 2005, s.11. 14 Yazar tiyatroda gerçek dışılık kapsamında kendi piyeslerinden örnekler veriyor. (b.n.) 15 Harold Pinter, "Sanat, Doğru ve Siyaset", Güney Dergisi, No:35, Ocak-Üubat-Mart 2006, s.22-25. 16 Harold Pinter, (2005 yılında Wilfred Owen ödülünü alırken yaptığı konuşmada) "Özgürlük Adına işkence ve Sefalet", Sosyalist Demokrasi Gazetesi, No:20, 28 Ekim 2005, s.8. 17 "Pinter: Bush ve Blair Yargılansın", Radikal, 9 Aralık 2005, s.25. 18 Harold Pinter, "Bir Tek Daha'daki Olgular, Seyirciye Anlatmak ve Açık Seçik Göstermek istediğim Gerçeklikler", Varlık Dergisi, No:2005/11-1178, Kasım 2005, s.74. TEMEL DEMiRER ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-35
|