Karadeniz Bölgesinin Gülü: Fındık

Fındık Karadeniz’e yeşilliği ile ayrı bir güzellik katmanın yanında ekonomik olarak da halka katkı sağlamaktadır. Karadeniz Bölgesi'nin yerli halkı, gelirinin büyük çoğunluğunu fındıktan sağlamaktadır. Fakat devletin geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da fındığı yeterince desteklememesi, bu durum karşısında gübre ve ilaç gibi üretimi attıran maddelerin üreticilere pahalı gelmesi, üreticileri ekonomik, olarak zor durumda bırakmaktadır.

Bu yıl fındık sezonunda, Ordu/Merkez'de gerçekleştirilen mitingde bildiriler dağıtılarak üreticiler fındık satışı konusunda uyarıldı. Uyarı ise; " fındığınızı düşük ücretle satmayınız" şeklindedir. Halkın çoğunluğu ise bu uyarıya sıcak bakmamaktadır. Çünkü taksitle aldığı ilaç ve gübrenin borçlarının ödenmesi, fındık üretiminde yaptığı masrafların karşılanması vb. sorunlardan dolayı fındığını düşük ücret karşılığı tüccara satmaktadır. Bu durum devletin fındık politikasının gecen yıllardan hiçbir farkının olmadığını göstermektedir. Devletin bu politikası karşısında halk, tüccarı tercih etmektedir. 2003 yılı için belirtilen fındık alım taban fiyatının iki buçuk milyon oluşu halkın endişelenmesine neden olmaktadır. Fındık üreticilerinin çoğu; belirtilen taban fiyatının, fındık için yaptıkları masrafları karşılamayacağı konusunda ortak bir görüş içindeler. Ayrıca devlet tarafından yapılan açıklamada, halkın elindeki bütün fındığı Fiskobirlik'in alacağı belirtilmiştir. Fakat ilginç olan Fiskobirlik depolarının geçen yıldan dolu olmasıdır. Bu durum hem fındığın değerlendirilmesinde yeni alanların açılmadığını hem de açıklamanın doğru olmadığını göstermektedir.

Fındık üreticilerinin yaşadığı sorunların yanında mevsimlik fındık işçisi de birçok sorunla karşılaşmaktadır, işveren (fındık ağası diye nitelendirilen) hem yerli hem de doğu bölgesinden gelen Kürt işçilerine; beslenme, barınma ve ücretlerinin ödenmesinde birçok sorun yaratmaktadır. Bunu bu yıl fındık döneminde Doğu bölgesinden gelen mevsimlik-işçilerin sayısındaki azalmalarda görmekteyiz. Bu durum işçilere kötü davranılmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, bu işçilerin ücretlerinin az olması, ağır çalışma saati de etkin bir rol oynamaktadır. Özellikle, Ordu ilinde doğudan gelen Kürt işçiler hem yerli halk tarafından dışlanmakta hem de işveren tarafından barınma ve beslenme gibi ihtiyaçları karşılanmamaktadır. Bundan dolayı doğu bölgesinden gelen Kürt işçilerin sayısı her gecen gün azalmaktadır. Fındık isçilerinin l O saat gibi uzun çalışma süresine karşın aldığı ücret 10 -12 milyon arasında değişmektedir. Yerli işçiler için geçerli olan bu ücret, bölge dışından gelen Kürt işçiler için 8 milyon liraya kadar düşmektedir. Buna karşın, ücretlerin düşük olması yerli halk tarafından fındık toplama talebini azaltmamaktadır. Bu durum, halkın ekonomik durumunun kötü olduğunun da kanıtıdır. Fındık işçileri arasında öğrencilerin özellikle de üniversiteli kesimin ağırlıkta olması; öğrencilerin eğitim masraflarını karşılamak, devletin kendilerine yeterli miktarda burs vermemesini telafi etmek amacıyla fındık toplama işini yapmalarındaki asıl sebeptir. Fındık işçilerine, gruplar halinde yataklı yorganlı gittikleri bölgelerde, özellikle barınma konusunda yeterince olanak sağlanmamaktadır. Barınma yeri olarak, ambar diye bilinen yerler kullanılmaktadır. Buralar tek bir odadan ibaret olup 10 kişiye barınak olmaktadır. Bu kötü koşullara rağmen, ekonomik durumu iyi olmayan işçiler bu şartlarda çalışmayı kabul etmek zorunda kalmıştır.

Her yıl aynı şeyi görmekteyiz. Hem devletin fındık üreticisini desteklememesi hem de işverenin( fındık ağası) işçilere kötü koşullar sunması işçileri ve üreticileri zor durumda bırakmaktadır. Görmekteyiz ki, devletin fındık politikasında değişen hiçbir şey yok. Karadeniz'de yaşam bu kötü olanak ve koşullara rağmen devam ediyor.

Ordu'daki mevsimlik isçilerin yaşadığı sorunlara değindik. Yaşanan sorunların birbiriyle ilişkili olduğunu düşünerek Adapazarı'nda bir fındık işçisiyle yaptığımız röportajı da yayımlıyoruz.

Adapazarı'nın Kocaeli ilçesinde yöre insanının "köpek meydanı" dedikleri bir alan vardır. Aslında bu meydan işçi meydanıdır. Her yıl Temmuz sonunda bu alana özellikle Kürt illerinden ve batıdaki kentlerden topraksız işsiz ve yoksul on binlerce aile gelir. Fındık tarlası sahiplerinin gelip "köpek meydanı "ından beğenip seçtikleri işçiler, sabah yediden akşam yediye kadar çalıştırılıp, işlerinin bitiminde tekrar kaderlerine terk edildikleri bu kısır döngüde öğütürler. Bu ülkenin en ağır işlerini, en pis işlerini, daha doğrusu tüm yükünü taşıyan, buna mukabil bir lokma ekmek parası için Çukurova'nın pamuğunu, GAP'ın sebzesini, Karadeniz'in fındığını toplamaya koşan, baharda çapasına koşan ve hayatı bu koşuşturmalar arasında tükenen işçilerin yaşamı tam bir toplumsal trajedidir.

Fındık işçilerinin günlük ücretini ne hikmetse Karasu, Kocaeli ve Akçakoca ilçeleri kaymakamları, fındık tarlası sahipleri, tarım il müdürlüğü yetkilileri devletin fındık taban fiyatını göz önüne alarak belirliyorlar. işçiler ise hiçbir itiraz hakkı bulunmadan kendilerine reva görülen ücrete çalışmak zorunda kalıyorlar. Çünkü onlar topraksız ve yoksullar ve bir lokma ekmeğe muhtaçlar. İtilen, kakılan ve iş gördükleri sürece köle değerinde varlık teşkili sayılan, sonrasında ise görmezden gelinen yoksul tarım işçilerinin öyküleri var ama bu öykülerini anlatmaya dilleri yok. Yine de biz öykülerini onların ağzından dinlemek, kısıldıkları değirmende öğütülen un misali kısır döngülerindeki sese kulak vermek istedik.

Mardin'den 23 yakın akrabasını 15 kişilik bir minibüse doldurup 18 saat süren bir yolculuktan sonra Karasu'ya fındık toplamaya gelen ve günlüğü 8-10 milyondan günde 12 saat çalıştıkları işi buldukları için sevinen, şükreden Sinan'la konuştuk..

Özgür Düşün: Merhaba.

Sinan: Merhaba Ö.Düşün: Biraz konuşmak istiyoruz seninle

Sinan: Buradaki yaşantınız, daha çok da sorunlarınız hakkında. Mesela sizin buraya gelmenizin nedenini konuşalım.

Sinan: Tek sebep var; İŞSİZLİK. Mardin'de bir karış toprağımız yok. Devlet de ilgilenmiyor orayla, biraz toprağı olan da yatırımını yine İstanbul ve İzmir'e yapıyor. Orada aşiret var. Başlarında güçlü bir ağası olan aşiret, diğer aşiretlerin elindeki topraklarını işlemesine izin vermiyor. Mardin'de on bir kişilik ailemi geçindirmek için bulabilirsem hamal yükü bile taşıyorum. Anlayacağınız ne iş olsa yapıyorum.

Ö.Düşün: Peki buralara bu imkansızlıklar içinde nasıl geliyorsunuz?

Sinan: Burada bir ay çalışacağız, inanın bu 23 insan 8 gün Mardin'den geliş ve dönüş yol parası için, 5 gün ise buradaki yiyecek ve diğer ihtiyaçları karşılamak için çalışıyor. Geri kalan çalışmamız ile aldığımız parayla belki altı ay idare edeceğiz. Ha    bakın biz yine de şanslıyız. Buralara 300-500 civarında işçi getiren dayı başları var. Dayı başları

önceden gelip fındık tarlası sahipleri ile iş bağlantısı yapıyorlar.

Sonra Diyarbakır, Mardin gibi illerden işçi topluyorlar. Mesela 7 otobüs tutuyor ve kırk beş-elli kişilik otobüslere 60-70 kişi doldurarak 400-500 civarında işçi getiriyorlar. Otobüsçülerle diyelim 700 milyona anlaştılar, işçilerden bir milyar üzerinden hesaplayarak yevmiyelerinden kesiyorlar. Ayrıca isçi başına % 10 alıyorlar. Dayı başlarının kamyonetleri vardır. Bu kamyonetlerle sebze halinden sebze ve diğer bakkaliye ihtiyaçlar getirilerek yine yevmiyelerinin yarısına el koyan dayı başları tarafından yüksek kârlarla işçilere satılmaktadır. Yani anlayacağınız    evlerine döndüklerinde kazandıkları paralar onları ancak bir iki ay idare edebilmekte ve sonrasında yeniden açlıkla yüz yüze gelmektedirler. Bir iki ayda olsa idare edebilmek için bu insanların buralara gelmelerinden başka hiçbir çareleri yoktur. Çünkü en büyük sorunumuz işsizliktir.

Ö.Düşün: Buraya geldikten sonra nasıl yaşıyorsunuz? Koşullarınız sizce sağlıklı mı?

Sinan: Bu yıl kaymakamlık karar almış. Çadırlarımızı evlerine yakın yerlerde kuruyoruz. Herhalde bizi daha iyi denetlemek için böyle karar aldılar. Her şey daha iyi ve çok çalışmamız için olmalı. Bize ihtiyaçları var ama yine de güvenmiyorlar. Sabah yedide tarlada oluyoruz. Öğlen bir saat yemek molasından sonra akşam yediye kadar çalışıyoruz, inanın yorgun bir şekilde çadırlarımıza dönüyor ve erken yatıyoruz. Bu bir ay boyunca dış dünyayla ilişkimiz tamamen kesiliyor.

Ö.Düşün: Örneğin içinizden birisi hasta olunca ne yapıyorsunuz?

Sinan: Tabii hiçbir sağlık güvencemiz yoktur. Geçen gün burada isçi taşıyan bir traktör devrildi!... Allah'tan kimseye bir şey olmadı. Yanımızda birlikte getirdiğimiz amcamın kızını kocası ölümüne dövmüştü. Onu da aldık getirdik, hasta ve çalışamıyor, iyileşmesini beklemekten başka çaremiz yok. Ayrıca çadırlarda banyo yapmak imkanı olmadığı için toz toprak içindeyiz. Adapazarı halkı depremde çadırlarda kalırken nasıl sıkıntı yaşadıklarını iyi bilmelidirler. Tuvalet yoktur. Yağmur yağdığı zaman suyun üzerinde yatarak uyumaktayız. Ama başka çaremiz de yoktur.

Ö.Düşün: Aranızda okul okumuş var mıdır?

Sinan: Bir işçi üniversitede okumaktadır. Bir diğeri lise bitirmiş üniversiteye girmek için gördüğünüz bu şartlarda hazırlanıp kazanmak zorundadır. Ben ilkokul mezunuyum. Bir kız kardeşim ortaokulu bitirdi lise okumak istiyor. Kız okutmak zor bizim oralarda. İyi gözle bakmıyorlar, işte su gördüğün işçi kızların çoğunluğu okumamıştır. Ama hepsi kuran okumayı yine de öğrenmişlerdir.

Ö.Düşün: Buradan döndükten sonra buradaki yaşantıya karşı oradaki yaşantınızı kıyasladığınızda değişen neler var?

Sinan: Bir ara İstanbul'a çalışmak için gitmiştim. İş vardı ama inanın en fazla 90 milyon maaş veriyorlardı. İstanbul'da ev kiralarının 120-250 milyon arasında değiştiği bir ortamda 90 milyonla yaşamak hiç mümkün değildi. Bu yüzden yine Mardin'e döndüm.

••

O.Düşün: Bu sohbet için sana teşekkür ediyoruz Sinan.

Sonrasında Sinan'la vedalaş-tık. Biz oradan ayrılırken gelecek umudunu, aşını ve ekmeğini sağlamak için kadınlı erkekli 23 insan sıraya girmiş, halı tezgahına ilmek atar gibi yerden fındık topluyorlardı. Topladıkları her fındık, sektörün patronlarına ve tarla sahiplerine milyarlar kazandırırken fındık işçilerinin yaşamında olumlu hiçbir değişiklik yaratmıyordu. Hatta işçiler gittikçe daha da yoksullaşacaklar, buna karşılık emeklerini sömürenler saraylarını büyütecek ve güzelleştireceklerdi. Esasta devrimin lokomotifi olan asgari ücret

O gibi komik paralara çalışan sanayi işçileri Mardin, Diyarbakır, Afyondan Çukurova'ya Aydın'a Karadeniz'e çalışmak için göçen tarım işçilerinin asıl devrimi becerecek potansiyel olduğunu göremeyenlerin varacağı yer elbette bellidir. Bu işçi kitlelerinin geri yanlarıyla doğru tarzda mücadele etmek yerine uzaklaşanların kitlenin ileri yanları karşısında da çok geri kaldıklarını" Türkiye de sınıf mücadelesinin" durumuna bakarak değerlendirmek gerekmektedir.

Biz akşam saatlerinde yola koyulduğumuzda isçiler tarlalardan bitkin ve yorgun dönüyorlardı. Gözlerinde umut vardı. Bu geleceğe dair umuttu. Bunun için mücadele ediyorlardı. Sonuna kadar edeceklerdi de. Yolları asla bir çıkmaz değildi. Yolları, metropollerde ticari ilişkiler içinde yozlaşan ve yozlaştığının farkına varıp, intiharı seçenlerinki gibi değildi. Sanki bunu biliyorlardı. Yoksul ve işsizdiler ama kendilerine güvendikleri kadar devlete güvenmiyorlardı artık. Ateşler üzerinde saçlarda ekmek pişiriyordu kadınlar. Asıl pişen sınıf kinleriydi. Bindiğimiz minibüsü durduran jandarma kimlik kontrolünü yaparken yaşlı bir yolcu "Aranan adam bu yolda araçla gider mi? Gerçekten aptal bunlar." derken haklımıydı acaba! biz yolumuza devam ettik ve geride umuda yolculuk yapan kadınlı erkekli işçileri bıraktık.

 
referandum_boykot_banner

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi