|
Uyuşturucu, anlamını karşılayan bîr sözcük değildir.
Aslında 'uyuşturucu' çok da yerini dolduran bir kelime değil; Yunanca uyku anlamındaki 'narke'den gelen ve İngilizce'ye 'narcotic' olarak geçen uyuşturucu sözcüğü, uyuşturma özelliği olan, duymaz hale getiren demektir; halbuki bugün bildiğimiz bağımlılık yapıcı maddelerin önemli bir kısmını keyif veren, kışkırtan, yatıştıran, uyanıklık sağlayan bazı maddeler oluşturur. Yani bu maddeleri tanımlayacak en iyi sözcük 'psikoaktif' olurdu, ki bu da maddenin merkezi sinir sistemini etkileyerek kullananın davranış, algı ve duygu durumunu etkileme özelliğini anlatır. Ancak bu kullanım da fazla geniş bir alanı içine alır: tüm psikoaktif maddeler bağımlılık yapmazlar. Bu nedenle yazıda, bu maddelerden dilimize yerleştiği şekliyle 'uyuşturucu' olarak bahsedilecektir.
Uyuşturucular/ beynimizin yüksek mekanizmalarına zarar vererek etkilerini gösterir.
Vücudun bir bütün olarak varolabilmesi, kendi mekanizmalarını dengeleyip dış dünyayı etkileyebilmesi için gerekli temel unsurlar, sinir sistemi ve bunun merkezi organı olan beyindir. Beyin bahsedilen fonksiyonları yerine getirebilmek için, bir iletişim ağı ve kontrol merkezi şeklinde özelleşmiş bir dokudur; bu dokunun yapı taşları da nöronlardır (sinir hücreleri). Nöronları; beyinden çıkıp tüm vücuda yayılan, vücuttan ve beynin merkezlerinden aldığı uyarıları beynin diğer merkezlerine taşıyıp orada bilgiyi işleyen, buradan da vücuda aktaran kablolara ve devrelere benzetebiliriz, ilginç olan şudur, bu kablolar ve devreler süreklilik arz etmez, nöronların aralarında mikroskobik boşluklar bulunur (sinaps). Bu boşluğa gelen elektriksel uyarı, buradaki özel kimyasal maddelerin (nörotransmitter) aracılığı ile öteki nörona, dolayısıyla da gideceği noktaya ulaşabilir. Eğer bu sihirli maddelerden yoksun olsaydık, beyin kendine atfedilen hiçbir özelliğe sahip olamazdı. Elimizi oynatamaz, düşünemez, konuşamaz, hissedemez, duygulanamaz, cinsel acıdan uyarılamazdık; karaciğer çalışmayı durdurur, solunum düzensizleşir ve durur, vücut ısısı düşer ya da aşırı yükselir, sonuç kesin bir ölüm olurdu. Bugün beyin hakkında bilmediklerimiz bildiklerimizden kat kat fazla olsa da, nörotransmitterlerin beyindeki en önemli mekanizmanın parçaları olduklarını biliyoruz.
İşte uyuşturucu maddeler, tam burada devreye girer. Nörotransmitterin, salgılandığı nörondan sonra gelen nöronda tanınması ve belirli bir etkiye yol açmasını sağlayan 'alıcıların normal yapısını bozar. Ya da vücuttaki normal nörotransmitter seviyelerini aşırı yükseltir veya azaltır. (Mesela, vücutta 'serotonin' normalde mutluluk duygusundan sorumludur, 'dopamin' yaralandığımızda acıyı bastırmak için salgılanır. Ecstasy hapları, vücutta normalde de bulunan bu nörotransmitterlerin salgılanmasını uyararak aşırı seviyelere çıkarır. Başka etkilerinin de yanında bu olay; normal seviyelerinde vücutta önemli görevleri olan bu maddeleri vücut ısısında ani değişimlere ve dolayısıyla ani ölümlere neden olabilecek tehlikeli seviyelere çıkarırlar.) Bütün bunlar sinirsel iletilerin daha az iletilmesi ya da kendiliğinden ortaya çıkan kontrolsüz iletiler haline dönüşmesi sonucunu doğurarak, yaşananları yanlış algılamaya (sanrılar-halüsinasyonlar), hareket bozukluklarına, fiziksel iç dengenin sarsılmasına sebep olur. Bu maddeler uzun süreli kullanıldığında etkileri, şizofreni ve depresyon gibi ruhsal bozukluk biçimlerine de benzemektedir. Uyuşturucuların keyif verici, uyarıcı ya da uyuşturucu etkileri, işte bu mekanizmaların sonucu oluşur. Kullanılan uyuşturucu maddenin -aslında herhangi bir zehrin- uygunsuz fizyolojik ya da psikolojik değişiklikler ile tanımlanan bu etkilerini göstermesine, zehirlenme denir.
Kötüye kullanılan ve bağımlılık yapan maddeler enjektörle, solunum yoluyla ya da ağız yoluyla alınabilir. Bu yollarda görülen farklılıklar etkileme sürelerini ve etki şiddetlerini belirtmek açısından önemlidir ve her kullanım biçiminin kendine özgü tehlikeleri vardır. Gerçi madde her ne yolla alınmış olursa olsun, beyine kan yoluyla ulaşarak temel etkisini bu organ üzerinde gösterir. Maddelerin bazıları ise nörona veya nöronal zara etki ederek beyin maddesinin bozulmasına neden olur; ki bu hasar geri döndürülemez.
Yani uyuşturucu madde kullanan bir insanın durumu artık normal değildir, çünkü vücut kimyası değişmeye başlamıştır. Madde bağımlılığı tam manasıyla bir beyin hastalığıdır ve ilerleyen dönemlerde kişi bunu kendi başına asla önleyemez.
Bağımlı bir vücut neden daha fazlasını ister?
Vücudun mükemmel bir kendini koruma mekanizması vardır, iç dengesini (homeostasis) dış etkilere karşı korumak için, kendinde ve işleyişinde değişiklikler yapma yeteneğine sahiptir. Mesela insanlar normalde çok yüksek irtifalarda yaşamazlar ve alçak irtifalardaki yüksek hava -ve oksijen- basıncında solunum yapmaya alışık olduklarından, 3600 metrenin üzerindeki alçak basınçlı oksijeni kullanmakta zorluk çekerler. Aniden daha da yükseklere çıkılırsa bilinç bulanıklığı, yorgunluk ve hatta koma görülür. Çünkü vücut yükseğe adapte olmamıştır. Ancak, organizma bu yüksekliklere yavaş yavaş alıştırılırsa, haftalar içinde vücutta bu yüksekliklerde yaşamasını sağlayacak adaptasyonlar görülür: akciğere giden kan artar, kanda oksijen taşıyan hücreler çoğalır, dokularda yeni kılcal damarlar oluşur. Ve aylar süren bu değişimler, eski duruma dönülse bile hemen kaybolmaz; bunun için de aylar gerekir. Başka bir örnek verirsek, kutuplarda yaşayan bir insanı, yazın Diyarbakır'a ya da Antalya'ya bırakırsanız ölür. Çünkü vücut soğuğa adapte olmuştur, ısısını saklamayı öğrenmiştir, terlememeyi öğrenmiştir. Sıcakta ise terleyemeyen ve ısısını daha da arttıran bir vücut, canlılığını koruyamaz. Eğer kutuplarda yaşayan talihsiz deneğimizi sıcağa yavaş yavaş alıştırsaydık, canlılığını koruyabilirdi belki; ancak 40 derecelik çok da yüksek olmayan bir dozda sıcağa birdenbire adapte olması imkansızdır.
İşte uyuşturucu bağımlılığı da böyle bir şeydir, uyuşturucu maddenin etkilerine maruz kalan ve buna rağmen normal işlevini sürdürebilme çabaları içinde olan vücutta, hücre zarları, reseptörler ve beyin kimyası bir dizi değişikliğe uğrar. Yükseklikle ilgili örnekte olduğu gibi, bu değişiklikler haftalar içinde oluşur ve eski duruma dönülmesi aylar alabilir.Bu değişimlerin hepsi, organizmayı maddenin zararlı etkilerinden korumak amaçlıdır. Ancak bu koruyucu değişiklikler maddenin zihin üzerindeki etkilerinin de görülmemesine neden olur (denize atlayınca yavaş yavaş serinliği hissetmemeniz gibi) ve kullanıcı maddenin keyif verici, uyarıcı vs. etkisini tekrar hissedebilmek için daha yüksek bir doz kullanmak ister. Buna maddeye karşı tolerans gelişmesi denir. Tolerans, kullanılan madde miktarının giderek arttırılmasıdır. Her zaman kullanılan miktar istenen etkiyi yaratmamakta ve kişi kullandığı madde miktarını aynı etkiyi sağlayabilmesi için giderek artırma gereksinimi duymaktadır Böylece zaman içinde maddenin ilk alındığı andaki şiddetli etkilerine karşı bir direnç gelişir. (40 derecelik sıcağa maruz kalan Eskimo'da sıcağın öldürücü bir etki göstermesi gibi, daha önceden uyuşturucuyla tanışmamış bir vücutta orta derece yüksek bir doz öldürücü etki gösterebilir. Halbuki bir Mekkeli'nin 40 derecede yelekle gezebileceği gibi, bağımlı bir vücut da yeni kullanıcıyı öldürebilecek bu dozdan az etkilenecektir.) Artık, maddenin sinir sistemi üzerinde etkisini gösterebilmesi için yüksek dozlarda alınması gerekir, işte böylece bağımlılık gerçekleşmiş olur, biz bu tip bağımlılığa fiziksel bağımlılık diyoruz. Kısacası vücut, tekrarlanan madde kullanımlarında maddenin ani etkilerine karşı bir direnç geliştirirse fiziksel bağımlılık oluşur. Fiziksel bağımlılık ortaya çıktıktan sonra, kullanılan madde miktarını azaltmak veya kesmek, yoksunluk sendromu olarak bilinen bir dizi sorunun ortaya çıkmasına sebep olur. Örneğin, eroin sürekli kabızlığa yol açıyorsa, birden bırakma da sürekli ishale yol açar. Çünkü vücut, eroinin etkisi altında kabızlık yaşıyorsa, bunun etkisini azaltmak için bağırsak boşluğuna normalden daha çok sıvı salgılar; eroinin etkisi kalktığında kabızlık ortadan kalkacak, ancak bağırsak su salgılamaya alıştığı için bu sefer de ishal ortaya çıkar. Bu yüzden, bağımlı insanlar kullandıkları maddeyi birden kestikleri zaman, kullandıkları maddenin etkilerine göre aşırı derecede huzursuz, bitkin, depresif hissedebilirler; ishal, kas ağrısı, kramplar gibi fiziksel belirtiler görülebilir.
Uyuşturucu maddeler duygularımıza etki ederken belli belirtilerin ortaya çıkmasını bekleriz, tabii ki beklenilen etkilerin hiç biri doğal değildir. İnsanı;mutlu, neşeli, gergin veya gevşemiş, şaşkın veya algıları uyarılmış ve halüsinasyonlar gören bir kişi yapabilir. Maddelerin bu keyif verici etkileri psikolojik bağımlılık veya alışkanlık diye bilinen bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur. Psikolojik bağımlılık madde kullanıldığında kişinin kendini tekrar onu kullanma isteği içinde bulması olarak tanımlanabilir. Bu isteğin ortaya çıkması için uzun süre geçmesi gerektiği düşüncesi yanlıştır, kişiye bağlı olarak değişen faktörlere göre, bu süre değişir; belki bir gecede ortaya çıkacaktır, belki de aylar sonra. Uyuşturucu maddelere ödenen maddi-manevi bedel ve maddenin olumsuz etkileri çok fazla olmamış olsaydı; psikolojik bağımlılık çok önemli bir sorun olmayabilirdi. Buna karşın durum hemen her zaman bunun tam tersidir; uyuşturucu maddeyi alabilmek için, kişi zamanının ve çabasının büyük bir kısmını harcar, işinde sorunlar yaşar, adli sorunlar ortaya çıkar, çevresiyle ve toplumla olan ilişkileri madde kullanımı nedeniyle olumsuz etkilenir, işte, kişinin kendine, hayatına ve çevresine zarar verdiği halde madde kullanımı devam etmesine maddenin kötü kullanımı adı verilir.
Uyuşturucu maddeye psikolojik bağımlılık gelişmeksizin fiziksel bağımlılığın gelişmesi imkansız gibidir. Bir kişinin fiziksel bağımlılık gelişebilecek şekilde bir maddeyi uzun süre ve yüksek dozlarda kullanması için psikolojik bağımlı olması gerekir. Aynı zamanda fiziksel bağımlılık geliştiğinde, bağımlının kendini rahatsız eden belirtilerden (yoksunluk sendromu) kurtulması için tekrar madde kullanması gerektiğini keşfetmesi çok uzun sürmez. Bu, maddenin tekrar kullanılmaya başlamasında psikolojik ve fiziksel baskıların olduğu anlamına gelir. Fiziksel ve psikolojik bir huzursuzluktan kurtulma isteği de daha güçlü bir psikolojik bağımlılığı ortaya çıkartır. Özet olarak bağımlılık, kişinin kullandığı maddeyi birçok kez bırakma girişiminde bulunmasına rağmen bırakamaması, giderek madde dozunu arttırması, kullanmayı bıraktığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, zararlarını görmesine rağmen madde kullanmayı sürdürmesi, zamanının büyük bölümünü madde arayarak geçirmesi ile tanımlanan bir durumdur.
Her uyuşturucunun farklı etkileri vardır, ortak noktaları bireyin gerçekten kopuşudur.
Uyuşturucu maddeler, yapıldıkları ya da üretildikleri maddeye göre sınıflandırılırlar ve fiziksel bağımlılık oluşturup oluşturmama özellikleri, klinik zehirlenme belirtileri, psikolojik etkileri yönünden farklılık gösterirler. Genel olarak beş gruba ayrılabilirler.
l- Opiadlar (afyon ve türevleri): En bilinenleri afyon, morfin, kodein, metadon ve eroindir. Afyon, yukarıda belirtildiği gibi haşhaş bitkisinden elde edilir ve etken maddesi morfindir. Sinir sistemimizde normalde bir düzine kadar morfin benzeri madde bulunur; bunların arasında mutluluk hormonu diye de bilinen endorfinler ve morfininkine benzer ağrı
kesici özellikleri bulunan dinorfinler de vardır.
Eroin:
İğne (enjektör) ile damara verilir. Günümüzde en çok korkulan uyuşturucu, eroin olarak bilinen işlenmiş afyondur. Eroin, bağımlılarda orgazm benzeri bir duygu yaşanmasına neden olurken, bazı kişilerde sersemliğe yol acar. Depresyon, endişe ve öfke gibi düşünceleri azaltabilir. Bağımlılarında sürekli kabızlık vardır ve idrar yapamama görülür. Bazı çeşitler, kullanıcıda büyük sara nöbetleri geliştirebilir. Eroini ard arda birkaç kez kullanmak, fiziksel bağımlılık ve yoksunluğa neden olur. Kullanım, sinir sisteminde kalıcı değişiklikler yapar. Eroin bağımlıları onu sevmez ama isterler ve onsuz yaşayamazlar. Eroin herkese haz vermez; bu özellik bağımlılığa yatkın olmayı gösterir. Depresyon ve endişeyi kontrol etmek için başlayan ama sonra bırakamayanlar da vardır. Tek bir doz morfin bile, toleransı olmayan bir kişide düşük bir derece de olsa fiziksel bağımlılık yapabilir. Eski kullanıcılar, eroinden kesinlikle uzak durmalıdırlar, çünkü bağımlı olmaları artık çok daha kolaydır. Bıraktıktan çok sonra bile bağımlılar 'normal hissetmemeden depresyona kadar değişen istenmeyen duygular yaşarlar.
2- Esrar (marijuana):
Kenevir bitkisinin yapraklarından yapılır. En sık kullanılan yasadışı uyuşturucudur. Argoda 'ot' denir ve genellikle sigaralık olarak ya da çubukla içilir. (Suda çözünmediği için damardan alınamaz.) Sigara olarak içildiğinde etkisi l O dakikada baslar ve 2-3 saat sürer; bir hafta boyunca idrarla atılır. Esrarın kısa vadeli etkisi, verdiği haz hissi yanında bellek ve öğrenme güçlükleri, algı bozukluğu, düşünme ve problem çözmede zorluk, koordinasyon kaybı, kalp hızında artış ve boşlukta yüzme hissidir. Bazı kişilerde nadiren ters etki gösterebilir; günler sürebilen yoğun duygusal çöküntü, paranoya ve depresyon olur. Esrar; öğrenme, bellek ve algılarla ilgili bozukluklara yol açar; bu yüzden kullananların okul ya da iş başarılarında anlamlı düşüşler gözlenir. Esrarın uzun süreli kullanımı beyinde diğer maddelerinkine benzer değişiklikler yapar. Esrar ile alman katran ve karbonmonoksit miktarı sigaradan 3 ila 5 kat fazladır; dolayısıyla düzenli olarak esrar kullananlar, sigara tiryakileriyle aynı solunum problemlerini yasar: kronik öksürük, kronik bronşit ve sonunda akciğer dokusunun harabiyeti. Son yıllarda akciğer kanseriyle esrar kullanımı arasında ilişki bulunduğu yönünde kanıtlar bulunmuştur. Esrar kullanıcılarında, aş erme -yeniden esrar kullanmak için ani ve çok güçlü bir arzu- sıktır. Esrar doğal olduğu için diğer uyuşturuculardan daha güvenli sayılmamalıdır; yılan da doğaldır, ancak zehiri öldürür. Esrar diğer uyuşturuculara bir başlangıç noktasıdır. Esrar vücutta depolandığı için etkisi günlerce, haftalarca sürebilir; bu süre boyunca performans düşüklüğü kaçınılmazdır. Diğer uyuşturucularda olduğu gibi esrar sadece problemlerle yüzleşmeyi geciktirir, stresi gidermez. Esrar zihni sisli hale getirir; bellek, konuşma, anlama ve karar verme yeteneğini bozar.
3- Uyarıcılar:
Amfetamin, kafein ve kokain yüksek enerji ve zihin açıklığı veren etkili kimyasal uyarıcılardır. Amfetamin ve benzeri uyarıcılar: Bağımlılık yapıcı potansiyeli, kokain kadar yüksek olmasa da mevcuttur. Sokakta;'speed, kristal ve içe olarak bilinen çeşitleri vardır. Dumanı çekilebilir, sigara içinde içilebilir ve enjekte edilebilir. Etkileri çeşitlidir ve saatlerce devam eder. Zihinsel ve fiziksel performansta artış, neşe ve enerji artısı, aşırı hareketlilik, uyanıklık hali, gerginlik ya da öfke ve tehlikeli olabilecek cinsel davranışlar, olası etkileridir. Vücutta ise; kalp hızında artış, kan basıncında yükselme, terleme-titreme, bulantı-kusma, sara nöbetleri ve hatta koma gibi durumlar gelişebilir. Son yıllarda amfetamine bağlı ölümlerde artış vardır. Düşük dozdaki ilk olumlu etkilerinden sonra, kişinin sosyal hayatındaki peformansı giderek kötüleşir ve amfetamini kötüye kullanan kişi aynı etkiyi elde etmek için dozu giderek arttırmak zorunda kalır. Üstelik, amfetaminin şizofreniye benzeyen ve paranoyalarla seyreden bir psikotik bozukluğa neden olduğunu biliyoruz. Amfetaminlerin kirli bir tarihi de vardır. II. Dünya Savaşında, İngiliz birliklerine morallerini yükseltmek için yaklaşık 72 milyon amfetamin tableti dağıtılmıştı; benzer maddelerin Amerikan birliklerinde de kullanıldığı biliniyor.) Bu askerlerin savaş bittikten sonra hayatlarına madde bağımlısı olarak devam ettiklerini düşünün.
Kokain:
1800'lü yıllarda kokaine çok değer verilirdi. Papa Leo XII, Sigmund Freud, Jules Verne ve Thomas Edison gibi bir çok ünlü isim tedavide kullanımını önerdi. Coca-cola orjinal olarak kokain içermekteydi ve 1888'de 'yorgunluğu geçiren içecek' olarak reklam yapıyordu.(3) Kokain (argodaki adıyla 'kar') bağımlılık potansiyeli en yüksek ve en tehlikeli maddelerden biridir. Psikolojik ve fiziksel etkileri diğer uyarıcılarla benzerdir; ilk kullanımlarda görülen fiziksel ve zihinsel performans artışı ileriki dönemde yerini düşüşe bırakır. Beyaz bir toz olan kokainin, tek dozu bile fiziksel bağımlılık yapabilir. Burna çekerek, iğne ile (enjeksiyon) veya dumanını içe çekerek kullanılabilir. Beyne kokaini göndermenin en hızlı yolu dumanını çekerek kullanmaktır, dolayısıyla en kolay bağımlılığı bu yapar. En popüler yöntem burna çekerek kullanmaktır; bu da burun kıkırdağında iltihaplanma, kanama ve hatta delinme yapabilir. Bazen insanlar vücutlarında karmaşık deneyler yaparlar: kokain ile alkol birlikte alınırsa, karaciğer bunlardan kokainden çok daha riskli, kokaetilen denen yeni bir madde oluşturur. Kokain titreme, sara nöbetleri, kalp krizi, inme ve ani ölüme neden olabilir. Kokain bağımlılarının en önemli problemi kokain için 'aş erme'dir. Ayrıca bağımlılarda işitsel halüsinasyonlar, tuhaf cinsel davranışlarla seyreden ve intiharla sonlanabilen psikotik bozukluklara yol açabilir.
4- Sentetikler:
Ecstasy LSD, PCP, captagon vs. maddelerdir. Yakın tarihlere kadar uyuşturucu madde konusunda insanlar için en büyük tehlikenin, doğal biçimdeki afyon, esrar, eroin ve kokain olduğu zannedilmiş ve uluslararası çalışmalar bu yönde yoğunlaştırılmışa da, son yıllarda bir çok ülkede sentetik uyuşturucu maddelerin ortaya çıkması ve bunların serbest ilaç piyasasında kolayca ucuza satılması, çok çeşitlerinin bulunması nedeniyle, dikkatler bu yöne çekilmiştir. LSD: 1938 yılında Albert Hoffman tarafından elde edilen LSD adlı madde, insanda hayal gücünü arttıran, zekayı takviye eden, cinsel gücü arttıran bir ilaç olarak piyasaya sürülmüşse de, daha sonra alışkanlık yaptığı ve kişiyi çıldırtma, intihar ve ölümlere sürüklediği görülmüş ve yasaklanmıştır. LSD çok etkili ve bir o kadar da tehlikeli bir uyuşturucudur. LSD ilk alındığında aldatıcı tesirini göstermekte, beynin süratle çalışmasını sağlamaktadır. O andan itibaren insan kendini rüya aleminde zanneder. Fakat ne var ki bu renkli rüya alemini bir umursamazlık ve donukluk hali takip eder ve yaklaşık 10-15 saat devam eder. Aldatıcı halin sona ermesiyle, baş dönmesi, göz kararması, bitkinlik, sindirim organlarında bozukluk, kusma, baş ağrısı ve uykusuzluk başlar. Beynin çalışması imkansızlaşır. Kişi bu kötü durumdan kurtulmak için tekrar LSD almak ister ve bu kısır döngü böylece devam eder. LSD de hükümetler tarafından kötüye kullanılan maddeler arasındadır; CIA örneğinden esinlenen İngiliz ordusu, askerleri yüksek dozda LSD ile etkisizleştirip manevralara gönderiyordu.(4)Ecstasy: Üzerlerindeki minik amblemlerle karakterize olan bu haplar, son yıllarda dans klüpleri ve diskolarda kullanılmasıyla meşhur olmuştur. Eskiden, uyuşturucu kullanımına bir atlama tahtası olarak bilinen esrarın yerini artık ecstasy hapları almıştır. Taşınması ve saklanması kolay olan bu hapların hepsi yabancı kaynaklıdır ve Hollanda üreticilerinin en büyüğüdür. Ecstasy alkolle alındığında kötü sonuçlar doğurabilir ve uyuşturucu kokteylleriyle birlikte kullanımı daha da tehlikelidir. Bir-iki yıl boyunca ecstasy kullanıp paranoya ve panik ataklar gibi psikiyatrik problemlerle karşılaşmayan kimse yoktur. Bunlar, ancak esrar veya anti-depresan ilaçları kullanarak sakinleşebilirler, böylece durumları daha da karışık hale gelir.(5) Sakinleştiriciler: Sentetik morfin türevleridir; barbituratlar, yatıştırıcı ve sakinleştiricileri içeren bir grup ilaçtır. Sakinleştirici pazarındaki kimyasal şirketlerin günümüzdeki etkinlikleri kokain ve eroinle tarihsel ilişkilerine benzer. Valyum, halycon ve temazepam gibi ilaçlar inanılmaz karlar elde ettiler ve yeni bir bağımlı kuşağı yarattılar. Kısa süreli kullanımda yararlı.olan ilaçlar, uzun dönemde tehlikelidirler. Bırakma sürecinde titreme, düzensizlik, uykusuzluk, algılama bozukluğu, krizler, depresyon, mide-bağırsak sorunları ve diğer sinirsel bozuklukları içeren semptomlar görülür.(6)
5- Uçucu maddeler:
Yapıştırıalar, çözücüler, petrol türevleri, LPG, benzin, gazyağı, tiner, aseton, kozmetik spreyler, oda spreyleri; bunların hepsi kötüye kullanılabilen maddelerdir. Beyin hücrelerinin zarlarında ve kimyasında asla geri döndürülemeyen değişiklikler oluşturan bu tür uçucular, gerçekten çok tehlikelidir. Özellikle ülkemizde büyük bir sorun olan uçucu madde bağımlılığı (tiner, bali vs.), ecstasy ve benzerlerinden onlarca kat daha ölümcüldür.
Bu maddeleri kullanan kişilerin tedavisi kişiye, kullanılan maddenin cinsine ve kullanım süresine göre değişiklikler göstermektedir. Tedavinin başarısı için iki önemli etkenden biri, kişinin tedavi olmayı istemesidir. Eğer kişi tedavi olmayı kendisi istemiyor ise, kimse ona zorla bıraktırmayı başaramaz. Diğeri ise kişinin bulunduğu ortamların ve durumların bırakma eylemi için uygun olmasıdır. Çünkü, kişi maddeyi bıraktığı zaman alışkanlıklarını, yaşadığı ortamı değiştirmek zorunda kalabilecektir. Eğer tüm bunlara hazır değilse, bu ortam sağlanmadan tedaviye başlamak yarar sağlamayacaktır. (Maddi geliri olmayan, bu yüzden uyuşturucunun yoğun biçimde kullanıldığı bir gece kulübünde çalışmak zorunda olan bir fahişeyi; ya da bir sokak çetesine ait ve hayatı boyunca bu madde bağımlısı çeteden başka kimseyle pozitif bir iletişim kuramamış bir sokak çocuğunu düşünün) Uyuşturucu madde kullanan kişide bağımlılık geliştiyse, tedavi daha güç olacak ve daha uzun sürecektir. Uyuşturucu kullanımı ile daha da kopan sosyal ilişkiler, anne-babanın, arkadaşların, varsa okulun da tedaviye katılması gerekir. İşyeriyle ilgili sorunlar, gerekli raporlar hazırlanarak çözümlenmeli; eğer bağımlılık kişiyi o iş bir daha yapamayacak hale getirdiyse, gerekli güvenceler sağlanmalıdır. Hasta gerektiği gibi takip edilmeli ve profesyonel yardıma her an ulaşabileceği garantilenmelidir.f Gerçi kapitalist bir işletmede problemsiz işçiler işten çıkarılırken, iş verimliliği olmayan bir madde bağımlısına pek yardımcı olunmak istenmeyecektir, ancak yine de ideal koşullar böyle sıralanıyor.)
Eskinin ilaçları, bugünün zehirleri
Evet, doğru. Eski zamanlarda ve hatta günümüzde uyuşturucular tıp alanında kullanılabilinir.!9.yy'dan kalma bir ilaç rehberinde, tetanoz, kolera, gut, sara(epilepsi), depresyon, histeri, delilik ve rahim kanamaları için tavsiye ediliyordu. Migren ve morfin bağımlılığı için de öneriliyordu. Günümüzde ise, sara nöbetlerini azaltıcı, bulantı giderici, ağrı kesici, kanserli hastalarda neşe verici ve astımda solunum yollarını açıcı etkisiyle kullanım alanı bulabilmektedir. Ancak, esrarın etken maddesi olan 'THC'nin tıbbi kullanımının mevcut diğer tedavilerden fazla yarar sağlayacağı yönünde hiçbir kanıt yoktur. Esrar yanlılarının iddia ettikleri gibi, esrarlı sigaraların ilaç olarak satılması ise tamamen akıldışı bir yoldur. Sigara ile alınan ilacın yarısından fazlası yanma ile yok olur, geriye kalanı da dumanın içindeki zehirli partiküllerle karışır. Başımız ağrıdığında aspirinli sigara ya da mikrobik enfeksiyonlarda penisilini! sigara içmiyoruz. Her türlü dumanı içine çekmek sağlığa zararlıdır ve potansiyel olarak öldürücü bir yoldur.
1937'de keşfedilen bir uyarıcı olan amfetamin ise; parkinsonizm, depresyon ve letarji (hastanın sürekli uyuklar durumda olduğu bir çeşit bilinç bozukluğu) tedavisi amacıyla piyasaya çıktı. 1944'te zararlı etkisi anlaşıldı ve uyuşturucu maddeler listesine eklendi. Bugün, bazı hiperaktivite bozukluklarında ve depresyon için kullanılmaktadır. En sık kullanılan uyarıcı maddelerden biridir.
Kokain, 1800'lerde bir çok hastalığın tedavisi için, özellikle lokal anestetik olarak kullanılmaya başlandı; ve halen de kokain ve türevleri lokal anestetik olarak kullanılmaktadır. 1900'de ilaç şirketi Bayer eroini çocuk nezlesi için bir çare olarak satarken, rakibi Parke-Davies koka likörü, kokain sigaraları ve merhemleri gibi kokain ürünleri geliştiriyordu. (7) Ancak 1914'de uyuşturucu olarak sınıflandırıldı. Bağımlılık yapmayan ağrı kesici üretmek amacıyla, afyondan morfin, kodein ve bunlardan üretilen maddeler kullanılarak bazı yarı-sentetik ilaçlar üretilmiştir. Bu morfin türevi ilaçlar ise, özellikle diş tedavilerinde anestezik, tedavi kabul etmeyen kanser hastalarında ağrı kesici olarak ve ishal giderici etkisi için kullanılmaktadır.Antik Yunanca'da, 'pharmacon' kelimesi, hem 'ilaç' hem de 'zehir' anlamlarına gelirdi. Hakikaten de tıpta kullanılan hemen her ilacın yan etkileri (zehir özelliği) vardır ve eğer kontrollü dozlarda alınmazlarsa kabul edilemez, hatta yaşamla bağdaşmayan yan etkiler gösterebilirler, işte bu yüzden, uyuşturucu maddelerin ilaç olarak kullanımı zorunlu kalmadıkça tercih edilmez.
Klinik kullanımları pek yaygın olmayan sert ve tehlikeli uyuşturucular bir yana; günümüzde kullanımları bunlardan çok daha yaygın olan, reçeteyle alınabilen ve bağımlılık yapan bazı sakinleştiricilerin kötüye kullanımı da tehlikeli boyutlardadır, İngiltere Sağlık Bakanlığı'nın yayınlarından Uyuşturucularla Klinik Mücadelede Ana Hatlar' da; klinik olarak en ciddi problemlerin, eroin ve yatıştırıcı bağımlılarında yaşandığı belirtiliyor. Birçok geri kalmış ülkede, doktor reçetesi olmaksızın kullanılması yasak olan birçok ilaç, kontrol edilmeyen eczanelerden reçete olmaksızın satın alınabiliyor; ki bu da milyonlarca sakinleştirici ilaç bağımlısına karşılık gelir. İlaç şirketlerinin elde ettiği büyük karlar genelde tek bir ilaca bağlıdır ve bu da ilaç tekellerinin tehlikeli ilaçları, yeterli düzenlemenin ve kontrolün olmadığı ülkelerde piyasaya sürmesini motive ediyor. -
|