|
Mitoloji bir kültürün yarattığı mitoslar (söylenceler) toplamıdır. Bir başka anlamıyla da bu mitosları yorumlayan, açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Mitolojik düşünce ise felsefe öncesi toplumların düşünce biçimidir, benzetmeye dayanır, insanın yetersizliğini kişileştirdiği canlı varlıklardan yardım dileyerek aşmak istemesi kökenlerdir. Aslında mitleştirilen nesnede olmayan özellikler, belli bir amaca uygun olarak nesneye yüklenir. Kimi zamanda bir doğa olayının sebebi insansı özelikler taşıyan bir tanrıya yüklenir. Mitoslar insanın beklentisidir, onlarda her şey mümkündür. Mitoslarda, doğa olayları, insanların kaderi, tanrılar yarı-tanrılar, kahramanlarla açıklanır. İnsanın kendisini, çevresini, oluşu anlamlandırma çabasıdır.
Mitoloji, insanın doğa karşısında mücadelesinde ortaya çıkmıştır. Kökleri totemciliğe dayanır. Totemcilik kabile toplumuna özgü büyüsel-dinsel bir sistemdir. Kabileyi oluşturan her klanın doğadaki bir nesneyle bağlantısı vardır. Totem adı verilen bu nesne, çoğu zaman bir bitki ya da hayvandır. Bunların çoğunu yenilebilir olması totemciliğin yiyecek sağlamayla bağlantılı olduğunu gösterir. İlkel topluluklar halinde yaşayan insanlar av verimini artırmak, için av hayvanının davranışını taklit ederler. Av öncesi yapılan dansların amacı, av hayvanın davranışlarını olduğu gibi yansılamak böylelikle onun hareketlerini iyice bellemektir. Bu da av sırasında avcıya üstünlük sağlar. Zamanla avın başarılı geçmesini sağlayan bu danslar büyüye dönüşür. Büyü, insanın tapınmalarla doğayı denetleyebileceği sanısına dayanır, insanlık tarih boyunca yaratmış sonra da yarattığının ürünü olmuştur. Önce insan düşüncesi tanrıları yaratmış sonra da tanrıların ürünü olmuştur.
Mitolojik öyküleri, mitolojik düşünceden ayırmak gerekir. Mitolojik öykülerin bir zararı olamaz. Asıl zarar kişinin mitolojik düşünmesindedir. Mitolojik düşünce ile nesnel ilişkiler hiçlenir. Öyküler bir toplumun kültürünü, birikimini, serüvenini temsil eder. Mitoloji bilgisiz insanın anlam arayışıdır. Şimşekler çakıyor, gök gürüldüyor, deniz kabarıyor... bütün bunların karşısında insan, olanı biteni anlamaya çalışarak, açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalar aklın belirleyiciliğinden çok düş-gücünün ürünleridir. Döneminde, üretim ilişkilerinin koşullayıcılığında insanın anlama yetisi henüz yetkinleşmemiştir. Bu yüzden insan anlamlandırabilmek için düş gücünü kullanır. Öyleyse mitoslar insanlığın çocukluk düşüncesidir, ilkçağlarda her uygarlıkta mitoslara rastlanır. Bu mitoslar birbirleriyle kaynaştırılır farklı coğrafyalarda yeniden yorumlanır. Toplumun yaşayışının, korkularının, saplantılarının resmidir.
Mitoslar felsefeyi önceller. Mitolojinin ve ilk felsefenin sorduğu sorular aynıdır. Ben kimim? Gördüklerim nasıl oldu? Dünya nasıl meydana geldi? vb. Fark bu sorulara verilen yanıtlardır. Mitoslar bu soruları doğa üstü güçlerle, tanrılarla, yarı-tanrı karakterlerle açıklamaya çabalar. Bu düşey nedensellik ilişkisidir, ilk felsefe ise bu soruların yanıtlarını doğada arar. Bu da yatay nedensellik ilişkisidir. Bir olayın sebebi başka bir olaydır ya da nesnedir.
Mitolojik düşünceden felsefeye dönüşümün anahtarı sınıf mücadelesidir. Mitoslar feodal karakterde kahramanlık cağlarının siyasal düşüncesidir. Kent devletleri döneminde yeni bir toplum, yeni bir düşünüş gerek olur. Mitolojik düşünce, dünyayı durağan, değişmez, belirlenmiş kabul eden bir sınıfın, aristokrasinin düşünce biçimidir. Aristokratlar yönetme hakkını tanrılardan aldıklarını hatta soylarının tanrılara dayandıklarını iddia ederler. Ticaret ve sanayinin gelişmesiyle kasabalar gelişip kentleşir. Bu arada yeni bir kentli orta sınıf, tüccarlar ortaya çıkar. Yükselen devrimci sınıf, tüccarlar, iktidarlarını karşısında yer aldıkları sınıfın ideolojisiyle kuramazlardı. Bu sınıfın siyasal rakibinin düşünüşünü, ideolojisini benimseyip sürdürmesi, onun yalnız düşünsel egemenliğine değil siyasal egemenliğine de boyun eğmesi anlamına gelirdi. Bunun için ortada olana yeni bir açıklama, yeni bir yorum gerekti. Böylece mitolojiden felsefeye geçiş gerçekleşti. İlk filozoflardan Anaksagoras'la ilgili anlatılan öykü tam da duruma işaret eder. Demokratların (tüccarların) desteklediği hükümdar Perikles zamanında bir tek boynuzlu koç doğar. Kahinlere - aristokrasi yanlıları- göre tek boynuzlu koç, olan bitenden rahatsız olan tanrıların bir uyarışıdır. Perikles'in yakın dostu Anaksagoras ise bu durumun kafa kemiklerinde meydana gelen bir anomaliden kaynaklandığını iddia eder. Sonunda koçun başı yarılır, Anaksagoras'ın haklılığı ortaya çıkar. Her mitoloji içinde dinsel inançlar taşır. Mitolojiden felsefeye geçiş, düşüncenin laikleşmesi; inanç öğelerinden arınmasıdır.
Mitolojik düşünce çağımızda da sürmektedir. Bu iki biçimde gerçekleşir. Birincisi feodalizmle hesaplaşamamış toplumlarda, kökenleri tarihten gelen batıl inançlar biçiminde, ikincisi emperyalist egemenliği sürdürmek için yaratılan sahte gerçeklikler biçiminde.
2500 yıl önce mitolojiden felsefeye geçilmiş Anadolu topraklarında bugün hala yağmur duaları edilir, adaklık kurbanlar kesilir. "Kaderde olana razı gelinir", "Başa gelen çekilir". Bütün bunlar mitolojik düşüncenin türevleridirler. İnsanın us dışı tarafına dayanan kolaycılık olduklarından günümüze kadar varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Tabii küçük üretimin darlığını, demokratik devrimin gerçekleşmemesini unutmamak gerekir. Toplumdaki boyuneğmişliğin, boşvermişiliğin, itaatin temelleri mitolojik düşünmede bulunur.
İnsanın gerçeklikle ilişkisinin kopması kapitalistler için yönetebilmenin en uygun koşulu. Bunu başarabilmek için hemen her gün türlü kılıklar altında yeni mitoslar karşımıza çıkarılıyor. Kimi zaman bir kişinin şöhret yapılarak ulaşılmaz kılınması; popüler söylemle "star'laştırılması, kimi zaman düş gücünü zehirleyen yapımlar. Yakın zamanda yaygarası kopartılan "Yüzüklerin Efendisi" filmini hatırlayalım, olağanüstü görsel efektlerle gerçeklik hissi veren film, tüm yakıcı sorunları ile bu dünyadan bir kaçıştı. Aslında "Yüzüklerin Efendisi" kitabı, Tolkien adlı mitolojiye hakim bir filologun kendine yarattığı bir mitostu. Emperyalistler bu mitos işleyerek yeni bir mitos yarattı. Ne yaman çelişkidir ki, yoksulluk içinde ölmüş Tolkien'in yapıtı yoksullar için bir silaha dönüştürülmüştür.
Bir coğrafyayı tanımak, bir koldan da mitosları okuyup bilmekle mümkündür. Yüzyıllardır halk içine kök salmış düşüncelerin temelleri mitoslarda bulunur. Mitoslar devrimcinin dilinde yeniden yorumlandıkları durumda devrimciden halka birer büyük köprü olacaklardır.
|