Kadının binlerce yıldır sosyal yaşamdan nasıl dışlandığını, önemsenmediğini ve bunun nedenlerinin ataerkil mülkiyet anlayışında saklı olduğunu hemen herkes biliyor. Binlerce yıldır kadın; toplumda çeşitli biçimler altında kendisini gösteren baskı ve ayrımcılıklarla karşı karşıya kalıyor. Kadın; kadın olmaktan kaynaklanan sorunları, tüm yaşamı boyunca yıkıcı bir şekilde hissediyor. Kadının düşünme yeteneği, bu binlerce yıl içinde köreltilmiştir. Ev kadınının dünyası, kölece çalışan ama hiçbir gerçek üretime girmeyen tüketici ve çürütücü dünya ile daraltılmıştır. Çalışmayan kadın, sadece toplumsal bir varlık olarak görülmediği gibi vücudunun bile sahibi değildir. Kendi bedeni üzerinde dahi söz hakkı olmayan, annelik, fedakarlık, hizmetkarlık görevini yapan kadın, birey ve toplum tarafından iyi bir ev işçisi olarak görülür. Kadının üretimde bulunmaması, çalıştırılmaması, uzaklaştırılması kaçınılmaz bir biçimde ekonomik olarak kadını erkeğe bağımlı hale sokmuştur. Kadının evde çalışması, emek sarf etmesi, ev içerisinde yaşayan bireyler tarafından görülmez. Çünkü kadının ev içinde yapmış olduğu iş, her kadının yapması gereken bir görev olarak görülür. Bu nedenle birçok kadın, ekonomik bağımsızlığını kazanamadığı için yürümeyen bir evliliği zorunlu olarak, yürütmek zorunda kalır. Şiddet, hakaret ve kaba kuvvete maruz bırakılır. Kadın, kendini meta olarak gördüğü sürece, erkek metayı seçer, kadın seçilen olacaktır. Erkeğin, kadını meta olarak görmesinin nedeni, sosyo-iktisadi ilişkilerdir. Bu ilişkileri topluma dayattıran da sistemin ta kendisidir.
Toplumsal işbölümünde bile kadın-erkek, kol emeği, kafa emeği, kır-kent ayrışması ortayaçıkmıştır, insanlığın var olmasından bugüne kadar, yani 21. yüzyılda bile, erkek yöneten, kadın yönetilen olmuştur.
Çalışan bir kadın olarak, birçok sorunla karşılaşıyorum. Çoğu çalışma arkadaşımla sık sık konuşma fırsatı buluyorum. 5 yıldır, çalışma yaşamının içinde yer almama rağmen, sayısız sorunla yüz yüze kalıyorum. Ben market sektöründe çalışan bir işçiyim. Mağazalarda çalıştığım Firmamı temsil etmeme rağmen, hiçbir zaman firmanın personeli olarak gözükmüyorum. Sektör çok geniş olduğundan, bizi daha çok ajans (taşeron) firmaları yönetiyor. Biz sendika faaliyetinde bulunduğumuzda, firma hemen farklı bir ajansla (isim değişikliği yaparak) çalışabiliyor ve bizler çok rahatlıkla işten çıkartabiliyoruz.
8 saatlik çalışma süresi içinde verilen marketler planına göre, mağazaların günlük temizliği ve raflara ürün dizme zorunluluğumuz mağaza yönetimince tekrar tekrar dayatılmaktadır. Ağırlıklı olarak bu sektörde çalıştırılanlar kadınlar oluyor. Nasıl ki tanıtım ve reklamlarda, hiç ilgisi olmadığı halde, görsellik ön plana çıkarılarak kadınlar kullanılıyorsa, bu sektörde de aynı anlayışla kadınlar tercih ediliyor. Yaş ve fiziki görünüm de çok önemli tabii. Hatta öyle bir şeye maruz kalıyoruz ki, mağaza yönetimi çalışmamızı gözetmeksizin, yüz eskimesinden dolayı firma, elemanların değişmesini talep ediyor. Gerek bakış açıları gerekse bizlere karşı sergiledikleri tutumlar, rahatlıkla ikinci sınıf insan muamelesi olarak adlandırılabilinir. Çünkü, bu tür işyerlerinde çalışanların kadına bakışı, cinsel bir "nesne" biçimindedir çoğunlukla. Bu nedenle, çalışan kadın, çeşitli biçimlerde işyerinde de tacize uğrar. Durumu, firma yetkililerinin görmesi de bir şey ifade etmez ve yaşananların önüne perde çekilir. Her şeye rağmen, daha çok satış ve kar amaçlı yeni ürün kampanyalarında, "nedense" bizlerin değeri ve önemi bir anda akıllara gelir. Mağazalarda yok satmak ve bol miktarda sipariş verebilmek için kendilerinin bile inanmadığı sözcükler bu noktada akıllarına geliyor. Şöyle geniş açıdan baktığım zaman, bizim üzerimizden yabancı firmaların Türkiye'ye tanıtılmasında işçilerin payı oldukça fazla. Özellikle bu sektörde kadınlar, "görsel cazibe" olarak değerlendirilmektedir. Bunun nedeni reyon paylarının artırılması ve daha fazla sipariş alınmasının hedeflenmesidir.
Reyon görevlilerinin daha çok erkek olmasından kaynaklanan sorunlarda birçok nokta görmezden geliniyor, ikili ilişkilerde sürekli olarak insan ilişkileri ve diyaloglardan bahsedilerek -örneğin, karşıdaki kişi ne kadar tepkili olursa olsun, alttan alarak ve daha çok dinleyici olarak- firmayı küçük düşürmemek için fikirleri benimsemesek de onaylamamız isteniyor. Hele hele şu yeni 'iş Yasası' bizlere dayatıldığı için mevcut sorunlarımız gün geçtikçe çoğalıyor. Yasaya ilişkin sorular sorduğumuzda, bu yasanın kendileri için değil de çalışan için çıktığını, bunun biz çalışanlara çok fazla avantajlar sağladığını, işverenin rahatlıkla elemanları işten çıkaramayacağını, mahkemelere başvurabileceğimizi söylüyorlar. Oysa durumun böyle olmadığını daha şimdiden gördük ve yaşamaya başladık. Şu anda bize uygulanan sözleşme gündemde. Bütün haklarımızı firmaya devredip bir yıllık sözleşmeye tabi tutuluyoruz. Bu talebi kabul etmeyenler ise, en kötü şekilde işten ayrılması için baskıya maruz bırakılıyor. Burada psikolojik baskı uygulandığı gibi mağaza yönetiminde imza ya da sahtekarlıkla kağıt onaylatılıyor. Daha önceden problem olmayan en küçük bir konu bile, "problem" olarak görülüyor. Örneğin, mağazada kalemlerden (çeşit) birinin bulunmaması bile, yeterli bir sebep oluyor. Depodan ürünün gelmemiş olması ya da mağazanın ürünün siparişini atlamış olması (kısaca başkasının hatası) bize mal edilerek ihtar veriliyor. Üç ihtar verildiğinde, tazminatsız bir şekilde işten çıkarılıyoruz. Bunu yasadaki işyeri tanımının geniş tutulması ve performans değerlendirmesine dayandırıyorlar. Ben işin psikolojik tarafına baktığım zaman kişiye yönelik ciddi bir bireysel tavır sergilendiğini görebiliyorum. Şirkete bakıldığı zaman, hiyerarşik bir sistem vardır. Benim bir üstümde görevli kişi, olaylara şirketin adına yaklaşmaktan çok, bireysel ve ego tatminine dönük olarak durum değerlendirmesi yapıyor. Böylesi bireysel yaklaşmasının nedeni de var olan haksızlığa karşı, alttan almak değil de gerçeği söylememden kaynaklıdır. Hiyerarşi içinde üstteki kişilere bu tutum anlatıldığında, sorunlar görmezden gelinerek dikensiz bir gül bahçesi yaratılıyor.
Biz bireysel olarak, sendikalı olmanın çabası içerisindeyiz. Yaşadığımız sorunlar farklı kuruluşlar ya da firmalarda işçilerce gündemde tutulmasına karşın, işçilerin bu yasaya ilişkin çok fazla bilgilerinin olmadığını görebiliyorum. Biz satış elemanları olarak öncelikle içinde bulunduğumuz sistemi ve koşulları çalışma arkadaşımıza anlatıyor ve onların da sendikal faaliyete destek vermeleri için çalışmalar yürütüyoruz.