Dışarıdan İçeriye Mektup


“Hapishaneden Hapishaneye Mektuplar” köşesi kısa bir süre önce başlamasına rağmen Özgür Düşün’ün en çok ilgi gören bölümlerinden biri oldu. Köşe kurgulanırken hapishanelerdeki devrimci tutsaklarla irtibat kurmak, seslerini duyurmaya aracı olmak, onları daha iyi anlamak ve yalnızlıklarını paylaşmak amaçlanmış, diğer yandan da demir parmaklıkların arkasında olmasa da başka tür bir tutsaklık yaşayan “özgür” bizlerin hapishane olgusuna bakışı yansıtılmak istenmişti. Hapishanelerden (özellikle F tiplerinden) dergimize gelen onlarca mektup amacımızın “hapishaneden” bölümünü karşılarken, “özgür” hapishane mektuplarına yer vermede eksik kaldığımızı gördük. Bu yüzden bu sayıda “dışarıdan içeriye” yazılan bir mektubu sunuyoruz. Köşede yayınlanmak üzere eleştiri, öneri, mektup ve yazılarınızı yollamaya devam edin.

Merhaba;
Araya yollar, sınırlar, parmaklıklar girince sanki tüm insani duygular daha şiddetli yaşanıyor. Sevgili daha fazla özleniyor, tanıdık bir koku duymak için daha fazla güç sarfediliyor; geçmişten bir anı ya da annenin yaptığı sıcacık yemeğin tadı hatırlanmaya çalışılıyor tüm gayretle... Benim gibi 23 yaşında şehirli bir genç için hapishaneyi düşünmek ilk seferde bunları çağrıştırıyordu. Ancak hapishaneye mektup yazma fikri ortaya çıkınca, bu kavramla ne zaman, nasıl karşılaştığımı düşünmeye başladım. Henüz çocukken duyduğumuz bir söz vardı: “hapse düşmek”. “Hapis” ve “düşmek” yan yana olduğuna göre, mutlaka kötü bir şeydi şu hapishane... Üsküdar’da Paşakapısı’nın önünden geçerken adımlarım hızlanırdı; ama meraklı kaçamak gözlerle tarihi binanın içerisinde birşeyler görmek için çabalamaktan da geri durmazdım. Çocukluktan kurtulup dünya klasiklerini okumaya başladığımda, Tolstoy’un Diriliş’iyle bir kez daha karşıma çıktı hapishane. Roman boyunca asil bir prens olan başkahraman Nehludov Rusya’daki hapishaneleri gezer. 1800’lerin sonlarında Çarlık Rusya’sında hapishaneler içler acısıdır. Önce adli tutukluların koğuşlarından başlar Nehludov. Karınlarını doyuracak para bulabilmek için asillerin ormanlarındaki birkaç ağacı kesip satma girişiminde bulunan ama yakalanan köylüler, çarpık adalet sisteminin “avukatçılık oyunları” sonucunda boşu boşuna hapse atılmış masum insanlar, işçiler, göçmenler, kadınlar... korkunç ve pislik içindeki dehlizlerde hastalık ve açlıkla boğuşan, kimi yanında çocuğuyla, zayıfı şişmanı irisi ufağı yüzlerce yoksul insan; asil, zengin, şık giyimli bu adamın gözleri önünde durmaktadır. Diğer taraftan gittikçe sayıları artan siyasi mahkumlar Nehludov’un ilgisini çeker. Yeşeren sosyalist fikirler şehirli, varlıklı ailelerin çocuklarını etkilemiş, süregiden toplumsal düzenin adaletsizliklerini fark etmelerini sağlamıştır. Bunlar tıpkı Nehludov gibi alışkanlıkları olan seçkinlerken, sosyal sınıflarının avantajlı konumlarını terk ederek mücadeleye katılmış, daha sonra yakalanmış, mahkemeye çıkarılıp mahkum edilerek cezaevine konmuşlardı. Hapishanede de tıpkı diğer köylüler gibi pislikle, bitle ve diğer insanlık onuruna yakışmayacak muamelelerle savaşmaya çabalıyorlardı.
Tolstoy’un romanını yazdığı dönemdeki ayağına zincir vurulmuş, ölüme terk edilmiş tutuklulardan söz etmiyoruz bugün. Daha doğrusu, tutsaklara uygulanan şiddet bu kadar aleni değil günümüzde. “Kılıfı hazırlanmış”, planlanmış katliamlar çağındayız. Bu çağın ilk örneklerinden, hafızama kazınmış hapishane katliamı Ulucanlar’dı. Eylül’ün 26’sında 7. yılını dolduran katliamda kaybettiğimiz Mahir Emsalsiz, Önder Gençaslan, Halil Türker ve hayatını kaybeden diğer tüm devrimcileri anarken hapishanenin soğuğu bir kez daha yüzümüze çarpıp demir parmakların diğer tarafına götürüyor bizi. Bu sefer 2000’de “Hayata Dönüş” haberleriyle sarsılışımız...19 Aralık’ta 20 hapishanede aynı anda düzenlenen katliamlarda 28 tutsak öldürüldü. Bizler o günleri gazetelerde yakılmış kadın mahkum Birsen Kars’ın battaniyeye sarılmış halde ambulanstaki fotoğrafı ve “hepimizi yaktılar” haykırışıyla hatırlıyoruz. Ve tabi katliama en büyük ortaklığı yapan medya ve gazetelerin haber ve manşetleriyle. Örneğin Milliyet “Sahte oruç / Kanlı iftar”, “Tantan Milliyet’e açıkladı: Ölüm orucu yapıyoruz diye kandırdılar. Hastaneye kaldırılanların çoğu sağlam çıktı”, “Ancak, ölüm orucu tuttuğu sanılan birçok mahkûmun, turp gibi olduğu görüldü” gibi ipe sapa gelmez, içerdekileri dışardakilerin gözünde küçültmeye yönelik ifadelerle halkı yanıltmaya çalışırken; bir taraftan da “Hayat güzeldir” gibi trajikomik manşetlerle ölüm orucu direnişçilerini kendince “doğru yola” getirmeye çalıştı.
Yukarıdaki örneklerde aktarmaya çalıştığım esas mesele şudur: Dışarıdaki bizler; örgütlü insanlar, örgütsüz insanlar, öğrenciler, işçiler, kadınlar, köylüler...Çoğumuz, parmaklıkların diğer tarafını net bir şekilde göremiyoruz, sesleri işitemiyoruz. F tipi bir hücrede nasıl yaşanır, hayal bile edemiyoruz. İşte bu yüzden medyanın, gazetelerin ağzından hapishanelerle ilgili aktarılanlara değil doğrudan içeriden gelen haberlere ihtiyacımız var.
Sevgili yol arkadaşları,
Bu mektubun sonunda, araya giren parmaklıkların, sınırların ve duvarların hiç de korktuğum kadar kalın, aşılmaz olmadığını görüyorum. Aksine başta bahsettiğim gibi bu sınırların içeridekileri dışarıdakilere her geçen gün daha fazla yaklaştırdığını düşünüyorum. Sonbahar yağmurlarının ıslattığı toprağın kokusunu duyumsayacağımız, Munzur’un mavi sularında yüzeceğimiz, yıldızlara gerçek anlamda bakabileceğimiz; ama her şeyden önemlisi kelimenin tam anlamıyla “özgür” olacağımız günlerin umuduyla ve dostlukla selamlıyorum.

21.09.2006 / İstanbul

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi