|
Emperyalizm ve proleter devrimler çağı olan 20. yüzyıl büyük alt üst oluşların, değişimlerin, paylaşım savaşlarının, sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelelerinin yüzyılıdır. 20. yüzyılın ilk büyük devrimi olan şanlı Ekim Devrimi de bu yüzyılın başında gerçekleşmiştir.. Komünist Manifesto’nun yayınlandığı 1848 yılından sonra proletarya, kendini iktidara taşıyacak olan ve kendisiyle birlikte ezilen bütün sınıfları özgürleştirecek olan bir silaha, yani bilimsel sosyalizme kavuşmuştur. Bunun ilk pratik deneyimi olan Paris Komünü’nün yetmiş bir günlük direnişinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından proletarya, Paris Komünü’nden çıkardığı dersler ışığında, 1917 şanlı Ekim Devrimi’yle ikinci büyük iktidar deneyimini ve tarihin ilk sosyalist devletini yaratmıştır. Bu durum tarihin akışını değiştirecek şekilde dünya ölçeğinde, proletarya, ezilen halklar ve uluslar için umut ışığı olmuştur. Proletarya, Ekim Devrimi’yle beraber sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya mücadelesinde burjuvaziyi alaşağı edip üretim araçlarını ele geçirerek iktidar olabileceğini göstermiştir.
Ekim Devrimi’nin yaşandığı yüzyılın daha başında, gerek Rusya’da gerek dünya ölçeğinde büyük çalkantılar ve çatışmalar yaşanmaktadır. Burjuva devrimler sürecini atlatan kapitalist ülkeler pazar dalaşına girmekte ve böylece pazar dalaşı sonucu bir paylaşım savaşının yolu açılmaktadır. Bu durum aynı zamanda kapitalizmin emperyalizm aşamasına evirilmesinin de bir sonucudur. Kapitalizmin, emperyalizm aşamasında ortaya çıkan eşitsiz gelişme yasasının emperyalist ülkeler arasındaki çelişkileri artıracağını ve bu çelişkilerin de kaçınılmaz olarak bir savaşa yol açacağını belirtir Lenin. Dünyada bu gelişmelerin yaşandığı o günlerde, yarı feodal bir ekonomik yapıya sahip olan Rusya da kapitalistleşmenin sancılarını yaşamaktadır. Rusya’da 1861 de yaşanan köylü reformuyla sanayileşmenin temeli atılmıştır. Reformla serflik kaldırılmış; ama toprak sahipleri feodal ayrıcalıklarının birçoğunu korumuşlardır. Yıkıma uğrayan birçok köylü, demir yollarında çalışmak ya da şehirlerdeki yeni fabrikalara ucuz işgücü sağlamak üzere köylerini terk ettiler. Köylü reformunu sanayinin son derece hızlı geliştiği bir dönem izlemiştir. Bütün bu gelişmeler Rusya’da 1905 devrimini doğurmuştur. “Bunun sonucunda köylülük, hem kapitalizm hem de sayısız ortaçağ kalıntısı tarafından ezilirken burjuvazi de bir yandan kapitalizmin gelişmesini hala köstekleyen baskıcı ve yoz bir istibdatla öte yandan da 1789 ve 1848 devrimlerinden ve 1878 Paris Komünü’nden çıkartılan dersleri de kapsayan Marksist teori bilgisi ile silahlanmış güçlü bir sanayi proletaryası ile karşı karşıya kaldı” (Lenin, seçme eserler 19). Burjuvazi o sıralar proletaryanın ve köylülüğün başına geçebilseydi çarı alaşağı edecek kadar güçlü olabilir ve burjuva-demokratik bir cumhuriyet kurabilirdi. Ama böyle bir şey yapmaktan kaçındı; çünkü proletaryadan korkuyordu. Rusya’da kapitalizmin hızlı gelişimi, batı kapitalizminin bu ülkeye yoğun bir şekilde yatırım yapması ve proletaryanın hızlı gelişimi karşısında burjuvazinin, çar ve batılı kapitalistlerin de desteğini alması ile 1905 Devrimi başarısızlık ile sonuçlanmıştır. Bu durumda, parti içinde Bolşevik ve Menşevikler arasında yaşanan amansız mücadelenin ve Menşeviklerin uzlaşmacı tavırlarının da etkisi vardır.
Menşeviklerin 1905 Devrimi sırasında izledikleri uzlaşmacı politikaları Lenin, Demokratik Devrim’de Sosyal Demokrasinin İki Taktiği adlı eserinde şöyle ifade eder: “Bu aynı öncüllerden demokratik vargıların tümüyle ifade edilmemesi gerektiği, cumhuriyetin günlük sloganlarda yer almayabileceği, geçici bir devrim hükümetinin zorunluluğu düşüncesini yaygınlaştırmaktan kaçınılabileceği, salt bir kurucu meclis toplama kararının kesin bir zafer olarak adlandırılabileceği, eylem amacımız olarak karşı devrimle savaşım görevinin öne sürülmesine gerek olmadığı böylece bunun bir karşılıklı savaşım süreci gibi anlaşılmaz ve yanlış formüle edilmiş bir şeye indirgenebileceği sonuçlarına varmaktadırlar. Bu siyasal önderlerin değil; arşiv kurtlarının dilidir.”
1905 Devrimi’ni takip eden yıllarda Rusya’da devrimin yenilgisi ile beraber çarlık, toprak sahipleri ve burjuvazi, ülkede kapitalist-burjuva devrim yoluna girilmesinden yanaydılar. Bu aynı zamanda proletarya açısından yeni baskı koşullarının gelişmesi anlamına geliyordu. 1905 Devrimi’nden sonra başlayan gericilik döneminde, Menşeviklerin gizli örgütleri yıkılmış, sosyalist devrimciler dağılmışlardı. Bu durumda tek örgütlenmiş parti Bolşevik Partisi idi. Bolşevik Partisi halk içinde çalışma olanağı veren her durumdan yararlanıyordu. Buna rağmen 1905 sonrası ağır baskı koşullarında devrimci eylemde bir gerileme söz konusudur Rusya’da.
1905–1907 sonrasında kapitalizm hızlı bir gelişme göstermiştir Rusya’da. Yeni toprak siyaseti adı verilen gelişim, tarımı hızla kapitalistleştirme yoluna sokmuş, büyük toprak sahiplerinin gücünü arttırıp buna karşılık topraksız köylülerin sayısını arttırmış, geniş köylü yığınlarını büyük bir yoksulluğa itmiştir. 1910 yılından sonra köylü eylemleri hız kazanmıştır. 1911 yılında geniş bir açlık dalgasından otuz milyon köylü birden etkilendi. Böylece çarlığın toprak siyasetinin sonucu, açık bir biçimde gözler önüne serildi. 1912 Ocak ayında Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi, Prag Konferansı’nı düzenledi. Konferansta Menşevikler partiden çıkarıldı. Böylece partide Bolşevikler ile Menşevikler arasındaki biçimsel birliğe son verilmiş oldu. 1912–1914 yılları, Rusya’da devrimci mücadelenin yeniden hız kazandığı bir dönemdir. Bolşevik Partisi bu dönemde legal çalışma ile illegal çalışmayı bir arada yürüttü. Legal örgütlerde devrimci etkinlikleri yoğunlaştırdı.
1 Ağustos 1914 yılında Almanya’nın Rusya’ya savaş ilan etmesi ile Rusya, Birinci Paylaşım Savaşı’na girmiş oluyordu. Özellikle Almanya ile Avusturya öte yandan ise Fransa ile İngiltere ve onlara bağımlı durumda olan Rusya, bu savaşa hazırlanmışlardı. 1907 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya arasında üçlü itilaf; Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında ise üçlü ittifak kurulmuştu. Kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizmde, eşitsiz gelişme yasasından dolayı emperyalist güçler arasındaki çelişkilerin çatışmaya dönüşeceği Lenin tarafından daha sonra belirtilecekti.
Fransa ile İngiltere, 1914’ten önce Rusya’nın en önemli sanayi kollarını ellerinde bulunduruyorlardı. Rusya’daki en önemli maden endüstrisinin % 72’si yabancı sermayeye bağımlı durumdaydı. Çarlık, İngiltere ye ve Fransa’ya büyük oranda borçlanmıştı. Böylece Rusya, bu iki ülke tarafından sömürülen bir yarı-sömürge durumundaydı. Birinci Paylaşım Savaşı, emperyalizm çağında tekellerin dünyayı ekonomik yönden paylaşma yarışlarını ortaya çıkartan kaçınılmaz bir sonuçtu. Rusya, savaştan önce ekonomik yönden özellikle İngiliz ve Fransız sermayesine bağımlı durumdaydı. Rusya da, gelişen devrimci durumu bastırmak için bu savaştan yararlanmayı ve kitleleri devrimci mücadeleden uzaklaştırıp; onları uluslararası savaşla oyalamayı düşünmekteydi. Bu savaş, ülkelerin burjuva partileri tarafından desteklenmişti. İkinci Enternasyonal partileri de bu savaşları savunma savaşları gibi göstererek burjuva partilere yardımcı oldular. Emperyalist amaçlarla başlatılan bu savaşta, özellikle İkinci Enternasyonal partileri ve geçmişin Menşevik ve anarşist önderleri, sınıf mücadelesini bir tarafa bırakarak ana yurt savunması adı altında emperyalist savaşa taraf olmuşlardır. Örneğin anarşist önder Kropotkin, Prusya militarizmine karşı Fransız bağımsızlığının amansız bir savunucusu olmuştu. Plehanov aşırı “yurtsever” olmuş, ittifak devletlerinin savaş gerekçelerinin haklı olduğunu söylemeğe başlamıştır. Rus mültecileri arasında bizzat gönüllü toplayarak Fransız ordusunda savaşmalarına aracı bile olmuştur.
Narodnikler’den sosyalist devrimcilere ve Menşeviklere kadar bütün bu partiler, aslında kapitalizmi sürdürmeyi ve iyileştirmeyi savunan burjuva demokratlarının küçük burjuva kesimini oluşturuyorlardı. Bunların hepsi, Rusya’da sosyalizmin zafere ulaşma olanağını inkâr ediyor, sosyalist dönüşüme karşı çıkıyor ve emperyalist politikaları destekliyordu. Lenin’in sosyal şoven dediği bu yapılar, ülke içinde açıkça burjuvazi ve işçi sınıfı arasında sınıf barışını, ülke dışında ise öteki uluslara karşı savaşı savunuyorlardı. Bu savaşa karşı çıkarak emperyalist savaşı bir iç savaşa dönüştürme çağrısı yapan tek parti ise Bolşevik Partisi’ydi. Bolşevik Partisi bu savaşın yurt savunması için değil; yabancı toprakların ele geçirilmesi, toprak ağalarıyla kapitalistlerin çıkarları uğruna yabancı ulusların yağması için başlatıldığını savunuyordu. Lenin, İkinci Enternasyonal’in tavrını eleştirerek Üçüncü Enternasyonal’in kurulması için çağrı yaptı. İkinci Enternasyonal partilerinin oportünizmini ve savaş karşısındaki şoven tutumlarını şiddetle eleştirdi. Üçüncü Enternasyonal ilk toplantısını 1915 Eylül başlarında Zimmervold’da yaptı. 1916 yılında ise Üçüncü Enternasyonal ikinci konferansı İsviçre’de toplandı. Bolşevik politikalar, emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesi, kendi emperyalist hükümetlerinin savaşta yenilgisi ve Üçüncü Enternasyonal’in kurulmasıydı gündemler. Bu ilkeler, iki konferansta da kabul edilmedi. Lenin, ilkeleri kabul etmeyen enternasyonalistleri eleştirecek, ayrıca sol sosyal demokratlar arasında bulunan Rosa lüxembourg ve Karl Liebknecht’i tutarsızlıkla suçlayacaktı. Sosyalist devrimciler ve Menşeviklerin iç barış ve anavatanı savunma politikalarına karşı Bolşevikler, emperyalist savaşı iç savaşa çevirme ve savaşta kendi hükümetlerinin yenilgisi sloganını ileri sürüyorlardı. Bu savaşta kendi hükümetlerinin yenilmesini, devrimin başarısı için yararlı görüyorlardı. Böylece bu yenilgi, halkın çarlığa karşı zafer kazanmasını kolaylaştıracaktı. Çarlık, savaş süresince Bolşeviklere karşı ağır baskı koşulları uygulamış, yayınlar yasaklanarak Bolşevik kadrolar sürgüne gönderilmişti. Aynı zamanda savaş sürecinde ekonomik yapı daha da bozulmuş, halk daha fazla yoksullaşmıştır. Bu arada çarlığın işçi sınıfı karşısında düştüğü çaresizliği gören burjuvazi, 1915 yılında savaş gereksinimleri için “Savaş Sanayileri Komitesi”ni kurdu. Burjuvazinin sloganı; “her şey savaş için, herkes savaş için”di.
Çarlık ordusu dışarıda üst üste yenilgiler alıyordu. Savaş ilerledikçe halkın durumu günden güne bozuluyor, hoşnutsuzluk artıyordu. Artan bu hoşnutsuzluk sonucu, işçi grevleri, köylü ayaklanmaları ve toprak işgalleriyle beraber ordu içindeki askerler arasından da Bolşevik saflara geçenler çoğalıyordu. Bolşevik Partisi özellikle ordu içinde proleter kökenli askerlere yönelik propagandalar yürütüyordu.
Rus burjuvazisi çarlığın çaresizliğini görünce; hem paylaşım savaşını sürdürmek hem de devrimci mücadeleyi bastırmak için emperyalistlerin desteğini de alarak çarı devirme kararı aldı. 1917 yılının ilk ayında başkent Petrograd, Moskova, Baku ve birçok şehirde büyük işçi eylemleri gelişti. 26 Şubat’ı 27 Şubat’a bağlayan gün askerler, artık halkın üstüne ateş açmayı reddederek kışlalarından çıkıp işçilere katılmaya başladılar. Ayaklanan işçiler ve askerler, çarın bakanlarını tutuklamaya başladılar. Ayaklanma diğer kentlere de yayıldı. Aynı gün Petrograd’da bir işçi ve asker delegeleri sovyet’i kuruldu. Çarlık artık son nefesini vermekte; ama devrime hala karşı koymaya çalışmaktaydı. Sovyetler her yerde yönetime el koyarak; kendi milis gücünü ve mahkemelerini oluşturuyordu. Lenin devrimin niçin bu denli başarıya ulaştığını şöyle açıklar: “Bunalımın patlak vermesinde savaştaki yenilgi olumsuz bir etmen olmakla beraber; İngiliz ve Fransız emperyalizminin İngiliz-Fransa finans kapitali ile okrobristlerin ve Rusya’nın anayasal demokratik sermayesi arasındaki bağ, bunalımın hızlanmasında bir etmen olmuştur” (Uzaktan Mektuplar, seçme yapıtlar, syf:6 ). Sovyetlerde daha çok sosyalist devrimciler ve Menşevikler hâkim olduğu için halkın savaşın bitirileceği yönündeki beklentileri boşa çıkıyordu. Bunlar devrimin tamamlanmış olduğunu savunarak geçici bir hükümet kurma çalışmasına başladılar. Ve burjuvazi Menşeviklerle sosyalist devrimcilerin desteğini alarak geçici bir hükümet kurdu. Lenin bu hükümeti, burjuvazinin ve burjuvalaşmış toprak ağalarının hükümeti olarak değerlendirdi. Lenin, iktidarın burjuvaziye teslim edilmesini, Rusya’da çok yaygın olan küçük burjuvazinin varlığı ve proletaryaya etkisiyle açıklıyordu. Bolşevik Partisi, bu gelişmelere karşı geçici hükümetin burjuva yüzünü teşhir etmek için çalışmalara başladı. Şubat Devrimi’nden sonra yeni koşullar meydana gelmiş ve ikili bir iktidar doğmuştur. Bir yanda işçi ve asker Sovyetleri, diğer yanda ise burjuvazinin kurduğu geçici hükümet vardı. Burjuva devriminin gerçekleşmesiyle devrimin ilk adımı atılmış, çarlık ortadan kaldırılmıştır. İkinci adım ise proletaryanın iktidarı ele almasıydı. Buna karşın bir yandan çarlık, öte yandan burjuvazi, yükselen devrimci duruma karşı iktidarlarını devam ettirebilmek için çabalarını sürdürüyor ve hala çarlığı ayakta tutabilmenin yollarını arıyorlardı. Şubat Devrimi’nin olduğu günlerde İsviçre’de bulunan Lenin, yaşanan gelişmeler doğrultusunda Rusya’ya dönmeye karar vermiş, 3 Nisan günü Rusya’ya dönmüştür. Lenin’in Rusya’ya dönüşü, parti ve devrim açısından büyük önem taşıyordu. Ertesi gün Bolşevik Partisi merkez komitesi; Pedrograd komitesiyle Rusya İşçi ve Asker Delegeleri Sovyeti’nin bolşevik delegelerine burjuva devrimden sosyalist devrime nasıl geçileceği konusunda bir rapor sunmuştur. Bu rapor, ünlü Nisan Tezleri’ni oluşturuyordu. Nisan Tezleri’nde ekonomik alanda izlenecek yol şöyle açıklanıyordu: “Bütün topraklar kamulaştırılacak, toprak mülklerine el konulacak, bütün bankalar işçi ve asker sovyetinin denetimi altında bir tek ulusal bankada birleştirilecek, ürünlerin toplumsal üretimi ve dağıtımı üzerinde bir denetim sağlanacaktı”. Bu arada Lenin, dünya ölçeğinde sosyal demokrat partilerin burjuvazinin safına geçmesinden dolayı, parti isminin değiştirilerek komünist parti ismini alması ve komünist enternasyonalin kurulması gerektiğini de önerdi. Bu sırada Bolşevik Partisi yedinci konferansı toplanmış, Nisan Tezleri’yle ilgili önemli kararlar alınmıştır. Geçici hükümetin savaşa devam etme kararı ve alınan yenilgilerle beraber temmuz ayında sokak eylemleri yeniden artmış, burjuvazi bu yüzden Sovyetlerin yetkilerini alarak ikili iktidar durumuna son vermiştir. Temmuz günlerinden sonra Bolşevikler, 6. kongrelerini toplayarak gelişen durum karşısında yeni politikalar belirlediler. Kongrede Lenin’in tezlerinin onaylanması yönünde kararlar alındı.
Ekim ayına gelindiğinde Lenin, temmuz olaylarından sonra ülkede silahlı bir ayaklanmanın ve iktidarı ele geçirmenin uygun koşulları olduğunu belirterek; 7 Ekim’de Finlandiya’dan Rusya’ya dönmüş ve gerekli hazırlıkların başlaması için çalışmalara koyulmuştur. Merkez komitesi yaptığı toplantıyla silahlı ayaklanmanın hemen başlatılması yönündeki kararı onayladı. Komite ayaklanmayı yürütmek için ülkenin birçok yerine temsilciler yolladı. Silahlı ayaklanmayı yürütecek olan işçi ve kızıl muhafız birlikleri oluşturuldu. 16 Ekim’de parti merkez komitesi, başında Stalin’in bulunduğu, ayaklanmayı yürütecek bir parti merkezi seçti. 24 Ekim günü kızıl muhafızlar, küçük topluluklar halinde garları, elektrik santrallerini, silah depolarını basım evlerini ele geçirerek başkentin tam işgalini sağladılar. Hükümet 25 Ekim’i 26 Ekim’e bağlayan gece çarlık, sarayın tesliminden sonra devrildi. İkinci Sovyet kongresinde başta Lenin olmak üzere Bolşevik önderler, ayakta alkışlanıyorlardı. Menşevik ve sosyalist devrimciler kongreyi terk ediyor, 26 Ekim günü kongrenin son oturumunda bütünüyle Bolşeviklerden oluşan bir işçi köylü hükümeti seçiliyordu. Lenin hükümet başkanı, Troçki dışişleri, Stalin ise milliyetler sorunu ile görevlendirildiler.
Ekim Devrimi’yle beraber dünyada sosyalizmin ilk deneyimi yaşanmış, dünyanın değişik coğrafyalarında halklar ve ezilen uluslar, sosyalizm ışığında silahlı mücadeleye başlamışlardır. Emperyalist saldırganlığın her geçen gün arttığı günümüzde Ekim Devrimi, ezilen dünya halklarına ve proletaryaya kurtuluşun yolunu göstermeye devam ediyor.
Kaynakça:
1. Dünya Devrimler Ansiklopedisi
2. 1917 Sovyet Devrimi 1-2: Evrensel Yayıncılık
3. Marks’tan Mao’ya Devrimci Diyalektik: Şubat Yayınları
|