|
1848 yılında yayımlanan Komünist Parti Manifestosu üzerinden tam 158 yıl geçti. Manifesto, uluslararası işçi birliği olan Komünistler Birliği’nin isteği üzerine Kasım 1847 yılında, Londra’da yapılacak kongresinde ele alınacak parti programı olarak Marx ve Engels tarafından yazılır. Manifesto yazılmadan önce Avrupa’da hemen her yerde özgürlük ve eşitlik istemleri artan bir sesle dillendirilir. İşçi hareketleri nedeniyle yer yerinden oynamaktadır. Başlıca Fransa, İngiltere, Almanya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde işçi ayaklanmaları olur; bu ayaklanmaların politik önderliğini kimi zaman değişik sol gruplar yürütür, kim zamansa bu ayaklanmalar, insanlık dışı çalışma koşulları karşısında kendiliğinden ortaya çıkan tepkiler olarak kalır. Eserin ünlü ilk cümlesi söz konusu durumun anlatımıdır: “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor.” Fakat metnin adında “komünist” geçmesinin özel bir vurgusu vardır. Manifesto’nun yazılış amacı ilkin, komünistlerin kim olduklarını, ne istediklerini dünyaya açıklamaktır. Bunun yanı sıra o dönemde komünistlerle birlikte burjuvaziye karşı mücadele yürüten çok sayıda topluluk arasında kuramsal bakımdan ayrılık olsa da, adlandırma bakımından yoktur. Engels’in kendi deyişiyle “her çeşit sosyal lafazan kendini sosyalist olarak adlandırır.” 1888 İngilizce baskıya Önsöz’de Engels bu durumu şöyle dile getirir: “Kaleme aldığımız sırada onu sosyalist bir manifesto olarak adlandıramazdık. 1847 yılında sosyalist denince akla bir yandan çeşitli ütopik sistemlerin taraftarları, İngiltere’de Owencılarla Fransa’da Fouriercilerin oluşturduğu çoktan ölmeye yüz tutmuş mezhepler, diğer yandan bütün yamacılıklarıyla, sermaye ve kâr için hiçbir tehlike yaratmaksızın her türlü toplumsal kötülüğü ortadan kaldıracaklarına söz veren muhtelif şarlatanlar – her iki durumda da işçi hareketinin dışında duran ve daha çok okumuş sınıflardan destek alanlar anlaşılıyordu.” Bu yüzden diğer topluluklarla politik ve teorik bakımdan belirgin ayrımlar koymak adına Manifesto yazılır ve özellikle “komünist” kavramının altı çizilir.
Manifesto’nun çekirdeği, ilkel komünal düzenden sonra insanlığın tüm tarihinin sınıf mücadelelerinin tarihi olduğunu açıkça ortaya koymasıdır. Marks ve Engels’in de çeşitli yazılarında işaret ettiği gibi, “sınıf mücadelesi düşüncesi” kendi buluşları değil klasik iktisatçıların daha önce ortaya koydukları bir düşüncedir. Ancak insanlık tarihini sınıf mücadelesinin tarihi olarak ortaya koyan, egemen iktisadi üretim ve değişim tarzının; toplumsal katmanlaşmanın, çağın politik ve düşünsel tarihin de etkisine dikkat çeken ilk kez Marks olmuştur. (Engels büyük bir alçakgönüllülük örneği göstererek 1883 Almanca baskıya Önsöz’de bu düşüncenin ikisinin ortak düşüncesi değil; Marks’ın düşüncesi olduğunu belirtir.) Dolayısıyla başka her hangi bir yanı göz önünde tutmaksızın yalnızca insanlık tarihini ele alışı bakımından Manifesto, dünyada eşitsizlik ve sınıflar olduğu sürece eskimez bir eserdir.
Manifesto’dan sonra Marksizm karşıtı akımlar, dünyada görünüşteki değişimleri göstererek çok kez Manifesto’nun güncelliğini tartıştılar, tartışmaya da devam ediyorlar. Hiç kuşkusuz bu durum, Manifesto’nun dünyanın gelmiş geçmiş en etkili metinlerinden biri olmasından kaynaklanıyor. Bu dünyaya yönelik hiçbir metin insanları Manifesto kadar etkilemedi. Dahası, kutsal olduğu düşünülen kitaplar dışında başka hiçbir kitap Manifesto kadar tercüme edilmedi.
Bugünün dünyası, görünüşte o günün dünyasıyla karşılatırılamayacak denli çok değişti. Uzay teknolojileri, iletişim, bilişim vb bir çok alanda ilerlemeler sağlandı. Ancak bütün bu ilerlemeler karşısında Manifesto’nun güncel olmadığını söylemek ya amaçlı politik bir söylem ya da manifestonun derinliğine inememekten kaynaklanan bir ifadedir. Üstelik Marks ve Engels aradan birkaç yıl geçtikten sonra bile Manifesto’nun güncelliğine ilişkin “Son yirmi beş yıl içinde koşullar ne kadar değişmiş de olsa bu ‘Manifesto’da geliştirilmiş genel esaslar, bir bütün olarak bugün de hala tam doğruluğunu korumaktadır. Ayrıntıda şu ya da bu düzeltmeler yapılabilir. Bu esasların pratik kullanılışı, ‘Manifesto’nun kendisinde de açıklandığı gibi her yerde ve her zaman mevcut tarihsel durumlara bağlı olacak ve dolayısıyla ikinci bölümün sonunda önerilen devrimci kesinlikle özel bir ağırlık verilmeyecektir. O pasaj bugün bir çok yanıyla başka türlü kaleme alınırdı.” İkinci bölümde sözü edilen yer, proletaryanın siyasal egemenliğini sağlamak için alacağı devrimci önlemlere ilişkindir. Burada dikkat çekici nokta Manifesto’yu kaleme alanların onun dogmatik bir metne dönüşmesine karşı çıkışlarıdır. Manifesto’nun temel düşüncesine bağlı kalınarak varolan koşullara göre yorumlanmasını istemek, Manifesto’nun içinde dile getirilmiştir. İşte bu yüzden Manifesto yalnızca belirli tarihsel koşulların bir ürünü olarak ortaya çıkmaz. Manifesto dünyayı değiştirecek sınıf olarak proletaryayı ortaya koyar. Bu durum proletaryanın tarihsel yükümlülüğüdür. Proletarya tarihi görevini kendiliğinden yapmayacaktır. İdeallerini gerçekleştirebilmek için proleterler bir partiye ihtiyaç duyar. Bu noktadan bakıldığında Manifesto’nun ortaya koyduğu amaçlar, o günün koşullarına özgü değildir. Sınıfların olduğu her çağda Manifesto geçerliliğini şu üç bakımdan korur: Birincisi Manifesto’nun ortaya koyduğu tarih yorumu, ikincisi burjuva toplumunda sınıfların durumu, üçüncüsü eşitsiz, sınıfların olduğu bir dünyada tarihsel gelişimin sonucu olarak proletaryanın yükümlülüğü.
Manifesto’yu izleyenlerin bugün açısından temel sorunu Manifesto’nun pratik kullanımını kendi özgün koşullarını göz önünde bulundurarak sağlamaktır. Kendi koşullarının ve çağlarının ayrıksı yanlarını saptamak, bunları Manifesto’da koyulan ilkelerle yan yana getirmektir.
Engels, Manifesto’nun ayrıntılarında düzeltmelerin yapılabileceğini, bunun Manifesto’nun geçerliliğine zarar vermeyeceğini bildirdikten sonra bu küçük yazının büyük önemini şöyle vurgular: “Buna karşın Manifesto, üstünde değişiklik yapmaya artık kendimizde hak görmediğimiz tarihsel bir belgedir.” Çünkü kapitalizm varolduğu sürece Marksizm, dünyayı anlamak ve değiştirmek için vazgeçilmez bir araç olmuş ve olacaktır. Kapitalist bir dünya olduğu sürece, onu çözümlemek, çelişkilerini kavramak, ona karşı koyabilmek her zaman Manifesto’nun yolundan geçecektir.
|