Adorno’nun Sanat ve Estetiğe Bakışı

İkinci Dünya Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sona ermesinin ardından, savaşın getirdiği bunalım ve insanın kendisini yeniden sorgulaması birçok felsefe akımını da beraberinde getirdi. Estetiğin ve güzelin yeniden sorgulandığı bu dönemde Avrupa’da karşılaştığımız en etkili felsefe ve estetik anlayışlarından birisi de; Adorno, Markuse ve Habermas’ın öncülük ettiği Frankfurt Okulu’nunkidir. Uzun bir süre dünyadaki Marksist hareketliliğin dinamik güçlerinden olan devrimci öğrenci gençliğin heyecan kaynağı ve gözdesi olan Marksist kökenli Frankfurt Okulu, asıl etkinlik alanını sanat felsefesinde bulur. Özgün bir sanat anlayışı getiren Frankfurt Okulu’nun en etkili objektivist tavrı ve düşünceleri Adorno tarafından getirilmiş ve geliştirilmiştir:

“Frankfurt Okulu’nun estetik teoriye ilgi duyması, kendini politik ilgiler üzerine düşünmek olarak anlaması yönünden bazı güçlükler gösteren çağdaş felsefe için bir belirtidir. Bu, hiç olmazsa Almanya için böyledir. Sanat, burjuva bireyin sığınağı olarak yorumlanır.”

Sanatın bir sığınak olduğu anlayışını kavrayabilmek için ilk önce sanatın içinden doğduğu toplumun sosyo-ekonomik tahlilinin yapılması gerekir. Marks’ın tahliline göre; burjuva toplumu eşitsiz bir yapılanma içersinde olan ve yanlış bilinç ile egemenlerin ilişkilerini olağan gören bir toplumdur. Sanatı da içinden doğmuş olduğu bu burjuva toplumun özellikleriyle değerlendirmek gerekmektedir. Burjuva toplumu, çürümüş, yanlış ve eşitsiz bir toplum olduğuna göre, “sanatın böyle bir toplumdaki yeri nedir?” sorusuna Adorno “burjuva toplumundaki bir bireyin sığınağı” olarak yanıt verir:

“Ama bu sığınak, burjuva toplumunun kötü şimdi’si içinde doğruluk (hakikat) olarak var kalan en son yer diye anlaşılır. Sanatı böyle bir belirleme, sanatın felsefe için politik bir teori olma fonksiyon’unu oluşturur.”

Burjuva toplumunun çürümüşlüğü, sağlıksızlığı, bozukluğu onun bir görünüş özelliği değil, onun yapısal bir özelliğidir. Bu durum, Adorno’nun düşüncesine bir soruyla yaklaşmakla daha anlaşılır hale gelebilir. Böyle bir çarpık ve bozuk düzen içerisinde doğan sanat doğru olabilir mi? Veya bozuk ve çürümüş olanın içinde doğruyu bulmak, doğruyu yaratabilmek mümkün müdür?

“Bütün, yanlış olduğuna göre, - bu yanlış içinde batıp kalmamak için, bu yanlış içinde öyle bir yer aranmalıdır ki, bu yer yanlışa ilkece bağımlı olmasın ve çevresinin yanlış olmasına karşın, hakikat (doğruluk) savında bulunabilsin.”

Yanlışlar içinde, çürümüş ve eşitsiz ilişkilerin yeniden üretildiği burjuva dünyasında doğmasına karşın, bu yanlışlara ilkesel olarak karşı duran, doğruluk ve hakikatten yana olanı arayan Franfurt Okulu ve Adorno, burjuva toplumu içinde aradığını sanat alanında bulur. Adorno’ya göre sanat, yanlışlığın içinde doğruluğun aranması ve daha iyi bir geleceğin modelidir.

Adorno’ya göre toplumun yanlışlığını, Marksist bakış açısıyla incelemek gerekir. Marksizm’e göre toplumun bozulmuşluğunun ve bölünmüşlüğünün nedeni, burjuva toplumunda kişinin kendi ürettiğine yabancılaşması ya da toplumun bir kısmının üretimden kopması, toplumu bölünmüşlüğe iter. İnsanlık bu bölünmüşlüğü ve yanlışlığı kaldırmak ister. Ancak onu kaldırdığı taktirde doğruluğa ulaşabilir. Adorno bütünleşmenin var olduğu en iyi örneği sanatta bulur.

“Bundan ötürü sanat, yanlışlıklar ve bölünmüşlükler ortasında bir sığınma yeridir, bütünselliğin ve doğrulun ülkesidir. Burjuva toplumun kurtuluşu da yine bu sanat ülkesinin örnek alınması ile olanak kazanabiliry.”

Adorno’ya göre sanat, doğruluğu ve güzelliği örnekliyorsa, Platon ve Aristoteles’ten beri gelen yansıtma (mimesis) ve buna dayalı Naturalist anlayışlar, baştan aşağıya yeni bir bakış açısıyla sorgulanmalıdır. Bugüne kadar gelen tüm bu anlayışların ortak noktası, sanatın toplumsal gerçekliği yansıttığıdır. Oysa Adorno’nun görüşüyle bu fikir temelden sarsılmaktadır.

“Çünkü, toplumsal gerçeklik yetkinlikten yoksun, yanlış ve çarpık bir gerçekliktir. Bu durumda toplumsal gerçekliğin sanat için bir örnek oluşturamayacağı açıktır. Örnek olma değeri, toplumda değil,  sanatta bulunur. Sanat artık toplumsal gerçekliği anlatmayacak, onu yansıtmaya çalışmayacak, tersine, toplum gerçekliğine örnek oluşturacak, ona yol gösterecektir.”

“Buradan yansıtma öğretisinin tersine çevrilmesi ortaya çıkar. Ploton’da sanatın gerçekliği yansıtmasına karşılık – bu gerçeklik yanlış olduğuna ve toplumsal doğruluğu içermediğine göre ancak sanattan mümkün gerçeklik için ufuk açması istenir.”

Yani sanat toplum gerçekliğini yansıtmayacak, ancak, toplum gerçekliğin yetkin bir gerçeklik olması için farkındalık yaratacaktır. Çünkü sanat burjuva düzeninin sahip olmadığı bir düzeni ve doğruluğu içerir. Bu bakış açısıyla toplumsal gerçeklik ve sanat yapıtı ontolojik bir karşıtlık içerisinde yer alırlar. Burjuva toplumun gerçekliği, burjuva toplumunu oluşturan unsurların çarpıklığı ve yanlışlığından doğar; sanat yapısı ise kendisini oluşturan unsurların doğru düzenlenmesi ile oluşur. Bu bakış açısıyla sanat, burjuva toplumunun çürümüş gerçekliğinin eleştirisi ve karşıtlığıdır. Burjuva toplumunda sanat, burjuva toplumunun çürümüşlüğü ve sıkışmışlığına bir protesto unsuru olarak doğar ve “kendi kucağında bir karşı kültürü meydana getirir.”

Sanat kendisini yaratan burjuva toplumunun içerisinde, yine burjuva toplumu tarafından sınırlandırılır. Bu sınırlandırmalar, sanatın karşıtlığını daraltmak yerine, sanatın tavrını ve temelini güçlendirir. “Çünkü, sanat doğru ve düzenli bir toplum gerçekliğinin güvencesidir.”

Adorno’ya göre sanat, içinde doğmuş olduğu topluma yönelir ve yanlış gerçekliğe karşılık doğruluğu ifade eder. Ancak sanat toplumsal gerçekliği değiştiren bir eylem alanı değildir.  Toplumsal gerçekliğin içinde, sınırlı bir bölgede, gerçek değerlere sahip ve tavrını gettolardan (emeğine yabancılaşan, burjuva toplumun dışladıkları) yana koyan bir örnek alanıdır. Bu da sanatın toplumsal baskıya boyun eğmemesini sağlar.

“Ne var ki, akıl, toplumsal baskıyı sürdürdüğü halde, sanat yapıtı, baskıya dayanmayan bir toplumsal düzen ufkunu açmak ve onu açık tutmak gereğindedir.”

Ancak yine Adorno’ya göre, sanatın, yanlış toplum gerçekliğine ufuk açması, doğrudan doğruya bir müdahaleyle toplumu değiştirmesi anlamına gelmez. Çünkü sanatın varlık alanı toplumsal gerçekliğin dışındadır. Sanatın toplumsal gerçekliğin dışında olmasını, sanatın gerçeklik dışı bir görünüş olmasında temellendirir.

“Toplum bir gerçeklik olarak çarpıklığı ve yanlışlığı içerir. Çünkü onda emek ile ürün arasında bir çelişme, bir karşıtlık, bir uzlaşmazsızlık söz konusudur. Oysa sanat bir görünüş olarak bu karşıtlıktan ve ikililikten uzaktır.”

Adorno’da sanat yapının temel ilkesini de bu oluşturur. Ona göre sanat yapıtı geliş kurallarını aşmalı, toplumsal yanlıştan kaçabilmelidir. Adorno’da sanat yapıtı, estetik obje ve gerçeklik koşullarının dışında bir örnek görünüş varlığıdır. Bu görüş çatışmanın ve çelişkinin getirdiği doğruluk anlayışıdır.

Adornu’nun sanatı, toplumsal gerçeklikten tamamen soyutlayarak ele alması, bazı yöntemsel problemleri beraberinde getirmiştir. İlk olarak toplumsal gerçekliğin belirleme alanının dışına çıkan tözsel bir sanat anlayışı mümkün değildir. Çünkü bir toplumun sosyo-ekonomik yapısı sanatı ve sanatçıyı da şekillendirir. Dolayısıyla sanatın muhalefetinin sonucunda, burjuva toplumsal ilişkileri yıkması ve yeni bir toplumu estetize ederek göstermesinin ölçütü toplumsal mücadeleyle ilişkilenme biçimi tarafında belirlenir. İkinci olarak burjuva sanatının eleştirisi özünde sınıfsal bir eleştiridir. Bu da eleştiri biçiminin devrimciliğinin esas olarak işçi sınıfına dayanılarak oluşturulmasını gerektirir. Burjuva sanatı karşısına sınıfsal zemini belli olmayan bir muhalefet sanatı konulursa bu muhalefetin burjuva toplumunu yeniden üreten veya reformize eden yanının niyetten bağımsız kabul edilmesi anlamına gelmektedir.

Sanat ve sanatçının eşitsiz ilişkileri ortadan kaldıracak devrimci güçlerle ilişkileri güçlendikçe yeni toplumsal yapılanmayı ortaya koyma biçimleri de kuvvetlenir. Bu sayede hem estetik anlayışlarıyla devrimci güçleri geliştirirler hem de bu güçlerin mücadelesi sanatçıyı devrimcileştirir. İnsanlığın sınıfsız toplumu hedefleyen bu mücadelesi felsefi, ekonomik, estetik, siyasal, ideolojik ve ekonomik bir kalkışmadan oluşmaktadır. Dolayısıyla burjuva toplumunun yıkılması ve yeni sınıfsız topluma giden sürecin hızlanması salt sanatın mücadelesiyle değil; bunu da bünyesinde barındıran bir kalkışmaya gerçekleşecektir.

 
referandum_boykot_banner

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi