|
Ekonomik krizin dünya egemen güçlerinin gündemine girdiğinden beri uykularını kaçıran gerçeklere karşı daha net önlem almaya giriştikleri bir dönemden geçiyoruz. Bu aynı zamanda egemenlerin baskı ve zulmü altında ezilen dünya halklarının da daha artan ölçüde tehditlerle karşı karş ıya olduğu anlamını taşıyor.
Daha önce söylemiştik, şimdi daha net söyleyebiliriz. Egemen güçlerin yaşadıkları ekonomik kriz gerçeği, onları var olan paradigmayı onarmaya, özellikle aksayan yönlerini onarmaya ve mevcut piyasa işlerliğini daha iyi açıklayabilen araçlar yaratmaya itiyor, itmeye devam edecek. Bu yeni paradigmanın adının ne olacağı ya da var olan isimlendirmeyi yani neo-liberalizmi kullanıp kullanmayacakları kendi tercihleridir. Ama artık dünyayı eski bildik yöntemleriyle açıklamaya güçlerinin yetmeyeceği ve bu açıklamanın revize edileceği bir gerçek.
Bu gerçekten dolayıdır ki dünyanın jandarmalığına soyunmuş başta ABD olmak üzere onun diğer stratejik ortakları ve halka karşı düşmanlıkta birleştiği irili ufaklı her türlü suç ortağı, bugün aynı şey için çırpınıyor. Daha kolay hareket edebilecekleri bir dünya sosyal, siyasal ve ekonomik iklimi. Sadece bu iklim onlara yaşayabilecekleri bir zemin sunmaktadır. Küresel krizin ilk olarak patlak verdiği anda anlık acil çözüm yollarına başvuran egemen güçler, artık ilk şok etkisini üzerlerinden atıp daha kapsamlı paketlerle sürecin karşısına dikilmiş bulunuyorlar. Kendi strateji merkezlerinde krizi ve sosyal, siyasal, ekonomik etkilerini enine boyuna masaya yatıran emperyalist güçler, bu çalışmaları kendi çıkarları doğrultusunda bir yandan yaparken, diğer yandan da halklara karşı birleştikleri diğer güçlerle dayanışma halinde dünyanın geleceğine rota belirleyecek olan kararları almak üzere zirve üzerine zirve yapıyorlar. AB zirvesi, NATO zirvesi, Medeniyetler İttifakı ve en önemlisi G-20 zirvesi. Her biri benzer bir plan dahilinde yapılan ve dünyanın geleceğine ilişkin kararların alındığı toplantılardır. Özellikle G-20 zirvesinde ifade edilen kaygılar ve alınan önlemler emperyalist kapitalist dünyanın ruh halini iyi yansıtıyor.
Sınıflar mücadelesinin içerisinden geçtiğimiz döneminde istenilen düzeyde çatışmaya dönüşmediği ve bu çatışmasızlık halinin egemenleri daha rahat hareket etmeye olanaklı kılan siyasal bir atmosferde gerçekleşen tüm bu zirveler, her şeye rağmen rahatlarını bozacak bir kaygılanmanın içinde olduklarını gösteriyor. Krizin sebep olabileceği bir sosyal huzursuzluk atmosferinin siyasal bir kalkışmaya dönüşme tehlikesi egemenlerin uykularını kaçırmaya devam ediyor. Tüm çabaları, istemleri bu atmosferi dağıtmak ve sadece kendileri için değil; tüm ezilenler için de mevcut statüko içerisinde pembe tabloların çizili olduğu bir dünya yaratabilmektir. Egemenlerin zulmü altında olan halkların bir kalkışma potansiyeli taşıyor olmaları dahi onları böylesi önlemler almaya itmektedir. BM genel sekreterinin bazı ülkeler için sosyal patlama endişesini dile getirmesi bu kaygılanmanın ne boyutlara ulaştığının göstergesidir.
Ancak onlar çözüm olamazlar. G-20 zirvesinde karar altına aldıkları milyarlarca dolarlık kredi rezervleri bile mevcut dünya gerçekliğinde sorunların çözümünden çok uzak bir yerde durmaktadır. Çözüm onlar için ne kadar uzak olsa da gerçek anlamda çözümün mimarları olabilecek olan dünyanın bir alt üst oluşunun dinamiği ve burjuvazinin mezar kazıcılarının sahip olduğu hantallık da bir o kadar işlerini kolaylaştırmaktadır. Bilindiği gibi sosyal huzursuzluğun olduğu bir alanda bu huzursuzluk isyana dönüşmüyorsa çürüme ve yozlaşma kaçınılmazdır. Kendini kemiren bir olgu olmasının önündeki en büyük panzehir olan “isyan” her zamankinden artık daha meşrudur. Kitlesel olarak fabrika önlerine konulan ve her türlü sosyal güvenceden yoksun bırakılarak çalışmaya zorlanan işçiler, yoksul köylüler, gelecek beklentisi kaybolmuş gençler, kadınlar ve aydınlar bu isyanın esas gücüdür.
Tüm bu atmosferin orta yerinde yer alan coğrafyamız, büyük siyasal çalkantılara gebe durumdadır. Bu çalkantıların nedeni ise kuşkusuz emperyalizmin bölge üzerindeki hakimiyet araçlarından biri olarak TC’ye biçtiği misyondur. Bu misyonun hayata geçirilmesi içinse var olan ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ve yeni sürece daha uygun hale getirilmesi gerekiyor. Özellikle ABD’nin Ortadoğu üzerindeki planlarında etkin bir güç olarak kullanmayı planladığı ülkemiz, bu planlamada daha iyi bir rol alarak “model ortaklık” rolünü yerine getirebilmesi için hazırlanıyor. Egemen gücün “Ergenekon” denilen kontrgerilla artıklarıyla sözüm ona hesaplaşması da, Ermenistan, Kürt sorunu vb. konuların daha yüksek sesle tartışılmaya başlanıp kendilerince bir “çözüme” bağlama çalışmaları da yeni sürece uygun bir yapıyı tesis etmenin parçaları olarak düşünülmelidir. Emperyalistlerin “demokrat” tavırları da yerli uşaklarının sözde açılımları da halklara gelecek vaat edemiyor.
***
Emperyalistlerin çizdiği ve yerli uşaklarının da alkış tuttuğu tabloya karşı, halkın alternatif bir dünya ve ülke umudu vardır. Bu umut, kendi içinde isyanı barındırır, onunla kol koladır. Harekete geçmemiş, eyleme dönüşmemiş bir umut mümkün değildir. İsyanımıza yön veren şey binlerce yıllık mücadele birikiminin aktarımı olan tarih bilincidir. Tarih şimdi genç kuşaklara yaşadığı ana ve geleceğe sahip çıkma görevini vermiştir. Bu göreve sahip çıkalım. Mayıs’ın isyanını, bilincini ve direncini kuşanalım.
|