Hava Döndü, İşçiden Yana Esiyor Yel

“Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam caniliğimden değil; emekçi olduğumdan asılacağım.”

Albert PARSONS

Tarih 21 Nisan 1856… Yani bundan 153 yıl önce… İlk olarak Avusturalya’lı işçilerin sekiz saatlik işgünü talebiyle şartelleri kapatmasının ve üretimden aldıkları güce yaslanarak sömürüye karşı uyanışının ilk kıvılcımlarının çaktığı gün. Bir günlük iş bırakma eylemiyle başlayan ve sonrasında ise her yıl yeniden alanları dolduracakları o büyük gün sadece bir takvim değildir. Bu gün aynı zamanda insanlık tarihinin belirli duraklarında nitel dönüşümleri gerçekleştiren ezilenlerin, insanca bir yaşam ve daha katlanılabilir bir dünya özleminin ete kemiğe büründürülmesi yolunda topyekûn bir beraberlikle atılan ilk adımı.

Avusturalya’lı işçiler takvimler 21 Nisan 1856’yı gösterdiğinde alanları doldurmuşlardı. O gün onlar için 8 saatlik iş günü talebiyle bir günlük iş bırakacakları ve büyük bir şölene dönüştürecekleri büyük gündü. Onların attığı bu ilk adımı ise Amerika işçi sınıfı takip etti; fakat daha farklı bir içerikte ve boyutta…

1800’lü Yılların Amerika’sı

1800’lü yıllar Amerika’da, kapitalizmin tarih sahnesine çıkışıyla birlikte kaçınılmaz olarak ürettiği baskı ve sömürüsünü işçi sınıfı üzerinde artırdığı gelişme dönemleridir. Zenci kölelerin ve işyerlerindeki ücretli emekçilerin çalıştırıldığı bu dönemler, kapitalizmin azgın kar hırsının işçi sınıfını sarıp sarmaladığı buhranlı dönemlerdir. Bu yıllarda kapitalizmin çarkları arasındaki işçiler üzerinde baskı, sömürü, sindirme gibi eylemler kendisini daha fazla hissettiriyordu. 1800’lü yılların “Pinkerton Amerikası”** acımasız kapitalizmin saldırganlığı, günde 18 saate varan çalışma saatleri patronları daha da zengin ederken işçi sınıfını da yoksulluğun kucağına itiyordu. Sürekli artan baskılar, kötü çalışma koşulları, günde 18 saatlik çalışma zorunluluğu ve kapitalizmin çeşitli saldırıları karşısında her yerde grevler, direnişler ve iş bırakma eylemleri artıyordu.

Marksist ve işçi sınıfına önderlik edecek herhangi bir kurumsal örgütlenme ise henüz yoktu. Avrupa’da, kapitalizmin derinleşmesinin yol açtığı Amerika’daki gibi benzer koşullara sahip işçi sınıfı bu saldırılara büyük sosyal demokrat partiler içinde örgütlenerek karşılık vermişti. Fakat Amerika’da işçi sınıfının karmaşıklığı, kendi içinde din, dil ve ırk temelinde ayrışmış olması sınıfsal temelde kendi örgütlerini yaratmanın önündeki en büyük engeldi. Buna rağmen 1864’te Amerika’da 1. Enternasyonal’in şubesinin açılmasıyla Marksizm kurumsal bir kimliğe kavuştu. 1868’de ise Amerika’da işçi sınıfının ülke çapındaki ilk örgütü olan Ulusal Emek Birliği (National Labour Union) kuruldu.  Marks ve Engels’in de desteklediği Ulusal Emek Birliği, Amerika’da işçi sınıfının ırk temelinde ayrışması ve güçlü bir beraberlikten yoksun oluşuna paralel olarak ilk zamanlarda Zencileri örgütlemekten kaçınıyordu. Tarihsel ilerlemenin ortaya çıkardığı toplumsal hareketlerin ve onlara önderlik edecek oluşumların, kendi haklarına ilişkin taleplerinin örgütlü ve bilinçli kitle hareketlerine dönüşümü ve sömürüyü hedefleyen atılımları ise ancak Bilimsel Sosyalizm’in rehberliğinde örgütlenmesiyle mümkün olacaktı. Bu nedenle ezilen sınıfları din, dil ve ırk temelinde bölen ve onların kitlesel hareketliliğini bu yolla dinamitlemeye çalışanlara karşı işçi sınıfının tek silahı, üretimden aldığı gücü, birlik ve mücadele zemininde örgütlemekti ve ileride kurulacak komünist partisi zencileri de kapsayan örgütlenme çalışmalarına girişecekti.

1873 Büyük Bunalımı

XIX. yüzyıl Amerikası’nda işçi sınıfının yaşamı iyi ve kolay olmaktan çok uzaktı. Çoğu kez erkek işçilerin alabildikleri ücretin ancak küçük bir parçasını oluşturabilecek kadar para kazanabilen kadınların ve çocukların durumu ise daha da kötüydü. En iyi dönemlerde bile ücretler düşük, çalışma saatleri uzun ve çalışma koşulları tehlikeliydi.  1874’te devlet ilk kez kadınların ve çocukların 10 saat çalışabileceğini belirleyen bir yasa çıkarttı –ki 1930’a kadar federal hükümet iş mevzuatı konularıyla hiç ilgilenmedi-.  Teknolojideki büyük ilerlemelerle de kalifiye işçiye olan ihtiyaç giderek azalıyordu. İşçilerin büyük bir çoğunluğunu oluşturanlar ise göçmenlerdi.

1873’lü yıllara gelindiğinde giderek daha fazla çıkmaza giren ABD ekonomisi büyük bir bunalımla sarsıldı. Bunalımın ortaya çıkışı ile Amerika’da Darwin’in “doğal ayıklanma” ilkesi, “en güçlü olana hayat hakkı tanınması” şeklinde yorumlanıp meşrulaştırılırken; para sahibi olmanın yalnızca insanın bu paraya layık olduğundan değil; aynı zamanda siyasal ve entelektüel hayatı yönlendirecek erdemlere de sahip olmanın kanıtı olduğu anlayışı yaygınlaşıyordu (1886’da Anayasa Mahkemesi, bu görüşe yaslanarak şirketlerin de birer “şahıs” olarak kabul edilmeleri gerektiğini, dolayısıyla onların ve mülklerinin de yasa karşısında şahıslarla aynı dokunulmazlığa sahip olduğunu karara bağladı. Bütün ideolojiler gibi Sosyal Darwinizm de toplumsal hayat içinde çarpıtarak da olsa yansıttığı bir maddi temele dayanıyordu). Bu bunalımın sebebi üretimin artması ile metaların alıcı bulamaması arasındaki çelişkiden kaynaklanıyordu. Fiyatların hızla düşmesi, buna bağlı olarak da yoğun iflaslar, işsizlik, iç ve dış ticaretin azalması gibi sonuçlara yol açıyordu. Sonucunda ise birçok banka iflas etti, beş bin işletme kapandı. Bu ve benzeri iflaslar sonucunda küçük işletmeler çökerken, sermaye giderek tekelleşti. Bu da ayakta kalabilen en güçlü şirketlerin kendi sektörlerinde giderek daha da güçlenmelerini doğurdu. Tekellerin üretiminin yoğunlaşması ve dünya pazarlarına yönelik ticaretin asıl karakteri olarak sermaye ihraçlarının öne çıkması, sömürgecilik ve yarı sömürgeciliğin yaygınlaşmasını getirdi. 1873 büyük bunalımını izleyen süreç, kapitalist sistem açısından, serbest rekabetin yıkıldığı, tekellerin ve finans kapital gruplarının dünya ölçeğinde etken güçler durumuna geldiği yeni bir aşamayı doğuruyordu:

Emperyalizm Büyük Demiryolu Grevi

Özellikle farklı politik amaçlar söz konusu olduğunda problem nesnesinin tanımı da, onun varlık ya da var ediliş koşullarına ilişkin teori kurma çabaları da kendiliğinden yola çıkılan tarihsel öncüllerin farklılığından çok, farklı etki alanlarının çözümlenmesine yönelmek bakımından ayrışacaktır.

Amerika işçi sınıfının tarihi de bu açıdan incelenmesi, analiz edilmesi gereken bir tarih olarak karşımızdadır. Mücadelesiz bir tarih değildir; ama mücadeleler ve sonuçları kopuk kopuk, süreklilik kazanmak, gelenekselleşmek gücünden yoksun ve rastlantısal görünüyorsa da bu, sınıfın “doğasının” yanlış, çarpık vs. olmasından değil; kendisini bir bütünün yaratıcısı olarak toplumsal ve politik hayata sokmayı başarabilmiş bir sınıf önderliğinden yoksun oluşundandır. Amerika’da da işçi sınıfı böylesi bir önderlikten yoksundu; ancak 1873’ü izleyen yılların yarattığı sefalet bu duruma karşıt olarak sınıfsallaşma doğrultusunda güçlü bir eğilimin doğmasına yol açtı.

Amerika işçi sınıfının bu yapısına rağmen direnişlerle örülü bir tarih oluşturduğunu görmekteyiz. Örneğin Ohio’da gerçekleşen demiryolu grevi o güne kadar Amerika’nın tarihindeki en büyük grevdi. Bir demiryolu şirketinin krizi bahane ederek ücretlerde yüzde on indirim yapacağını açıklamasıyla greve giden işçiler, vagonları ve rayları söktüler. Halktan da büyük destek gören bu eylem karşısında hükümet, Sivil Muhafızları devreye sokarak büyük çatışmaların yaşanmasına neden oldu. Sivil Muhafızların cephaneliğini basan halkla aralarında çıkan çatışmada 10 kişi öldü. Ölenlerin çoğu demiryolları dışındaki işkollarından insanlar olduğu gibi aralarında çocuklar da vardı. Grevler dalgası kısa zamanda birçok eyalete sıçradı. Hareket çoğu zaman mevcut sendikalardan tamamen bağımsız, kendiliğinden bir biçimde başlıyor; sendika ve diğer örgütler ise ancak daha sonra gerekli örgütlenme faaliyetlerini yerine getirmeye çalışıyorlardı. Yaklaşık 100 bin grevciye, yüzden fazla ölüye, hapse atılan binden fazla eylemciye, işsizlerin yaptığı sayısız destek eylemine karşın somut talepleri açısından grev dalgası ancak kısmen başarılı oldu. Ancak son tahlilde 1877 yılı yine de, işçi sınıfı hareketi açısından meşruiyetini yeniden tanımlamak, savunmak zorunda bırakacak, burjuvaziyi reformlara zorlayacak, kitlelere bir başka seçeneğin ve dünyanın olabileceğini kanıtlayacak olaylara gebeydi.

1877 yılında demiryolları grevinin katliamlarla bastırılmasının ardından miting dalgası bir süreliğine durgunlaşmıştı; ancak bütün büyük kentlerin ve sanayi merkezlerinin ortalarına silahlı adamların yerleştirilmesi ve sermayenin beslediği özel dedektif ordularını (Pinkerton ajanları) işçilerin arasına sokmaya çalışması işçilerin “sekiz saatlik iş günü” isteğini hiçbir zaman bastıramadı.

Haymarket Olayı ve Şanlı 1 Mayıs’ın Doğuşu

Demiryolu grevi, işçiler uzun süre direnemedikleri için çökmüştü. İşçiler, tüm militan yapılarına ve grevlerinin birçok eyalete sıçramasına rağmen güçlü bir örgütlülüğe sahip değillerdi. Grevin istenilen şekilde sonuçlanamaması ve çökmesi işçi hareketinin geçici olarak geri çekilmesine neden olmuştu. Fakat durgunluk döneminin ardından işçi sınıfının haklı mücadelesi yeniden alevlenerek, tüm ülkeyi baştan başa saracaktı. Sınıf mücadelesinin bu militan; fakat çok seyrek biçimde siyasal bilince dönüşen niteliği elde edilen kazanımların sürekliliğini sağlamıyordu. Diğer taraftan ise işçi örgütlerinin güçlenmesini sağlayarak her defasında farklı bir direnişin örgütlenmesini beraberinde getiriyordu. Örneğin 1881’de Pittsburgh’da bir araya gelen işçi delegeleri, ABD ve Kanada Örgütlü Meslek Kuruluşları ve İşçi Sendikaları Federasyonu’nu (FOTLU) kurdular. Daha sonra ise FOTLU 1886’da Amerikan İşçi Federasyonu’na (AFL) dönüşecek ve Amerika’da en büyük sendika haline gelecekti.

1886’ya gelindiğinde, Amerika’da işçi yığınlarının geriye düşen ve duraklayan mücadelesi bir kez daha şiddetlenmiş ve grevler ülkeyi baştan aşağıya sarmaya başlamıştı. 1 Mayıs öncesinde tam 190 bin işçi grevdeydi. Militan mücadelenin başını, Amerikan işçi sınıfının en büyük mevzilerini yarattığı Chicago kenti çekiyordu. 1886’da bir yazar Chicago için; “Kesif bir duman bulutu, yolların, demiryolların, kanalların kesişmesi, hızla gidip gelen insanlarla dolu sokaklar, Kudretli Dolar'a adanmış bir abide” diye yazıyordu. İşte işçi sınıfı bu dolar abidesini sarsmaya başlıyordu(1).

1 Mayıs 1886 sabahı birçok yerde ve özellikle sanayi havzalarında işçiler iş bırakarak sokaklara çıktılar. İşçi sınıfının alanlara taşan ve giderek kabaran öfkesi, tüm tehditlere ve baskılara rağmen Chicago’da 80 bin, Amerika genelinde ise 350 bin işçinin greve çıkmasıyla görünürlük kazanmıştı. Nitekim 1860’ların ikinci yarısından sonra peş peşe gelen grevler ve 1 Mayıs 1886 direnişi sınıf mücadelesinin sert karakterini açığa vurdu. İşçilerin tek sloganı vardı: “Sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat canımız ne isterse”. Engels, 1 Mayıs 1886’dan önce hiç kimse hareketin böylesine kısa zamanda öylesine karşı konulmayacak bir güçle patlayacağını, hızla yayılacağını ve Amerikan toplumunu temellerinden sarsacağını tahmin etmemişti diye yazacaktı.(2)

Binlerce işçi, günde 18 saatlik iş gününü protesto için mücadeleye katılıyordu. Kalifiye ve kalifiye olmayan, siyah ve beyaz, erkek ve kadın, yerli ve göçmen, tüm işçiler “sekiz saatlik iş günü” için haklarını arıyor ve Chicago sokaklarında binlerce emekçinin coşkulu sesi yankılanıyordu. Şehrin gazetesi, “Fabrika ve imalathanelerin uzun bacalarından hiç bir duman yükselmiyordu ve her şey Sebt Günü (Musevilerin çalışmadıkları cumartesi günü) benzeri bir görünümdeydi.” diye yazıyordu.

Bu meydan yürüyüşlerinde güdümlü basının da tahrikleriyle birçok olay yaşandı. Kalabalıkların üzerine mermiler yağdı. 3 Mayıs günü Chicago’daki Mc Cormic fabrikasının önünde yapılan işçi eyleminde, işçilerin üzerine ateş açılmasıyla 4 işçi yaşamını yitirdi.

3 Mayıs’taki acı kayıptan sonra işçi temsilcileri 1 gün sonrası için de miting kararı aldı. Bu defa toplanma yeri Haymarket Square (Samanpazarı Meydanı)’ydı. Yarım milyon işçi kitlesi Haymarket Meydanı’na toplandı. Mitingin bitmesine az bir zaman kala polislerin tam ortasında bir bomba patladı. 6 polis ve 10 işçi öldü. Sanki bir planın parça parça uygulanması gibi kent alarma geçti. Tüm kent birdenbire polis ve asker tarafından işgal edilmişti. Burjuvazi kenti “komünizm”den kurtarıyor ve her tarafta “Kızıllar kenti kana buladı.” çığırtkanlığı yapılıyordu. Polisin ise işçilerin üzerine yaylım ateşi açması sonucu birçok işçi hayatını kaybetmişti. İşçi kitleleri üzerinde estirilen terörle burjuvazi işçileri ezmek ve kabaran devrimci dalgayı bastırmak için eline muazzam bir fırsat geçirmişti. İşçi önderlerini katletmek için hazırlanan plan adım adım yaşama geçiriliyordu. Nitekim Albert Parsons ve 7 arkadaşıyla birlikte birçok işçi bombalama olayı gerekçe gösterilerek tutuklandı. Tutuklama olayında dava iki yıla yakın sürdü. Düzmece belgeler ve yalancı tanıklarla dava sonuçlandığında Albert Parsons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies idama mahkûm oldular. August Spies kendilerini yargılayarak idam cezası veren mahkemeyi ve burjuvaziyi şu sözleriyle mahkûm ediyordu:

“Eğer bizi asarak tahakküm altındaki milyonların, sefalet içinde çalışan ve kurtuluşu bekleyen milyonların bu hareketini, işçi hareketini ezebileceğinizi umuyorsanız, eğer düşünceniz buysa, o zaman asın bizi! Burada bir kıvılcımı ezeceksiniz, ama şurada burada veya orada, arkanızda ve önünüzde, her yerde alevler yükselecek. Bu gizli bir ateştir. Bunu asla söndüremezsiniz.” (3).

İşçi önderleri 11 Kasım 1887’de idam edildiler ve Amerika işçi sınıfının 4 yiğit işçi önderinin idamlarından sonra 2. Enternasyonal 1889’da, 1 Mayıs’ı işçi sınıfının “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan etti.

Marx, işçi sınıfının sınıfsal anlamdaki genel çıkarlarını ifade eden, işçi sınıfını tek bir bayrak altında toplayan, ona bir sınıf hareketi niteliği kazandıran “işgününün yasallaştırılması” mücadelesinin bu anlamda siyasal bir mücadele olduğuna vurgu yapar. Ekonomik mücadele üzerinden işçi sınıfını sendikalarla buluşturan olgular, 8 saatlik iş günü talebi ve sınıf olma gerçeğinin bilince çıkmasıyla siyasallaşırlar. Gerçekten de ilk dönemler tek tek şehirlerde ve ülkelerde boy veren daha kısa işgünü mücadelesi 1800’lü yılların son çeyreğine girildiğinde siyasal bir içerik ve uluslararası bir boyut kazanarak genel bir sınıf hareketine dönüşmüştü. Bu siyasallık elbette genel olarak henüz sendikal kapsamda bir siyasallıktı. Bu açıdan Amerika işçi sınıfının 8 saatlik işgünü mücadelesi birçok yönüyle büyük deneyim ve tecrübelerle doludur. Uluslararası anlamda siyasal bir boyut kazanarak işçi sınıfına yol gösteren bu mücadele, bugün işçi sınıfı ve halk güçleri açısından doğru okunmalıdır. Amerikan işçi sınıfının bu dönemlerdeki mücadelesi bugün salt bir bayram veya tatil günü olarak algılatılmak istenen 1 Mayıs’ı doğurmuştur. Amerikan işçi sınıfının her türlü etnik, mezhepsel ve cinsel ayrımları reddederek sınıf bilinci üzerinden ördüğü mücadelede yaşananlar, bugün 1 Mayıs’ın içini boşaltmak isteyenlerin düşüncelerinin o günün burjuvazisinin anlayışından farklı olmadığını göstermektedir.

DİPLOTLAR

* Can Yücel’in 13 Şubat 1976’da DİSK’in kuruluş yıldönümünde okuduğu 1 Mayıs şiirinden

** Pinkertonlar 1850 yılında Allan Pinkerton tarafından kurulan özel bir ABD güvenlik ve dedektiflik şirketi. Pinkertonlar güvenlikten özel askeri görevlere kadar her türlü işte görev almışlardır. 19. yüzyıldaki işçi eylemleri sırasında patronlar Pinkertonları kiralayarak sendikalara sızmış, işçi önderlerinin ve sendikacıların fabrikalara girmelerini engellemişlerdir.

1. http://www.marksist.com

2. http://www.marksist.com

3. Atılım Gazetesi, 18 Nisan 2009, s. 13


KAYNAKÇA

“ABD’de İşçi Hareketi”, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, 3. Cilt, Ed. Ertuğrul Kürkçü, İstanbul: İletişim Yayınları, 1988

http://www.marksist.com

Atılım Gazetesi, 18 Nisan 2009

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi