AB Uyum Sürecinde Çalışma İlişkileri ve Özel İstihdam Büroları

Ülkemiz egemen sınıfları, bir yandan Avrupa Birliği (AB) uyum sürecini, sürecin gereklilikleri doğrultusunda emekçilere yönelik saldırı kampanyasına dönüştürürken, bir yandan da bu saldırıları çeşitli bahanelerle örtbas etmek istiyor. Özellikle AKP hükümeti döneminde artan, ABD ve AB emperyalistlerince çeşitli projeler etrafında ülkemize biçilen misyonların yerine getirilmesi hususunda yapılan siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yapısal değişiklikler tüm hızıyla sürüyor. Bu değişiklikler “demokratikleşme”, “kalkınma”, “ekonomik ve siyasi istikrar”, “istihdamın arttırılması”, “milli kaynakların daha etkin kullanılması” gibi birçok siyasal ve ekonomik söylemle maskelenmeye çalışılıyor.

Son günlerde ülke gündemini işgal eden AB patentli “özel istihdam büroları” konusu da sermaye sahiplerinin isteği doğrultusunda yürürlüğe girme aşamasında. Daha önce gündeme gelen “kamu personeli rejiminde değişiklik öngören” yasayla beraber ele alındığında ülkemizdeki çalışma koşullarında “esneklik” yaratmaya çalışıldığını gösteriyor. Bu yasalarla beraber çalışma hayatımızdaki ekonomik, siyasi ve sosyal hak gaspları iyice artacaktır. Birçok kesim tarafından üzerinde tartışmalar yürütülen ve son olarak cumhurbaşkanın kısmi vetosuyla ertelenen yasa, muhtemelen yeni yasama döneminde tekrar işlenerek sermaye sahiplerinin isteği doğrultusunda çalışma koşullarını daha da ağırlaştıracaktır.

Yasa üzerindeki tartışmalar geçmeden yasanın genel muhtevası, emek cephesine kaybettirdikleri ve daha önceki uygulamaları hakkında bilgiyle devam edelim. Başbakan yardımcısı ve Devlet Bakanı Ali Babacan’ın da “AB müktesebatında zaten bizden beklenen ve olması gereken bir konu”1 diyerek sıklıkla dile getirdiği ve yasanın kimlerin direktifi doğrultusunda hazırlandığını anlattığı üzere, ülkemizde de esnek çalışma koşullarını hazırlamak için AB emperyalistlerinin talimatları doğrultusunda bu yasa gündeme geldi.

Modern Amele Pazarı: Özel İstihdam Büroları

İlk olarak 1980’li yıllarda Norveç İş Yasası’nda geçen “Özel İstihdam Büroları”, 1990’lı yıllarda başta AB ülkeleri olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde hayata geçirildi. Yasanın uygulama alanı daha çok “göçmen, kaçak ve/veya kayıt dışı çalışanların, alt sınıfların ya da sınıf dışı kabul edilenlerin istihdamını sağlamaya çalışan bir yapılanma”2 olarak biliniyor. Ayrıca yasa uygulayıcı ülkeler kendi ülkelerindeki genç işsizler için de bu büroları çare olarak görüyorlardı. Bu bürolar aracılığıyla “Avrupa’da emek piyasasına girenlerin üçte birinden fazlasını 25 yaşın altındaki işçiler oluşturuyor. Polonya’da yüzde 80 ve Britanya’da yüzde 85 oranında olan 30 yaş altındaki genç iş gücü, bu bürolar aracılığıyla istihdam ediliyor. Geçici işçilerin Yunanistan’daki yüzde 80’i, 36 yaş ve altındaki işçilerden oluşuyor.”3 Tüm bu göstergelerden de anlaşıldığı gibi, genç işsizlerin de alternatif ucuz iş gücüne dönüşmesi bu bürolar aracılığıyla sağlanıyor. Zira yapılan araştırmalara göre  bu sistemle emek piyasasına dahil edilen işçi sayısında, 2004’ten bu yana Finlandiya’da yüzde 100, Yunanistan’da yüzde 133, Polonya’da yüzde 94 oranında bir artış olmuştur. Slovenya’da Özel İstihdam Büroları (ÖİB) aracılığıyla geçici iş bulup çalışan öğrenciler, 40 bin tam zamanlı işçinin işinden olmasına sebep oldu.

2007’de Çek Cumhuriyeti’nde Skoda’da sürekli işçi sayısı yüzde 2.3, ÖİB işçisi sayısı yüzde 13.2 arttı. 23 bin 559 sürekli işçinin çalıştığı Skoda’da geçici işçilerin sayısı 5 bini buldu.”4

Yukarıda çeşitli tarihlerde yayınlanan istatistiklerin sonucunun kaçınılmazlığını ÖİB’lerin tercih sebeplerinde aramak gerekiyor. “Kuralsızlık” temeline kurulu “esneklik” politikaları altında, genelde sermaye sahiplerinin azami kar hırsıyla ürettikleri mal ve hizmetleri daha ucuza üreterek rekabet gücünü artırma felsefesi yatmaktadır. Daha fazla kar için, daha az maliyetli, bilinçsiz, örgütsüz iş gücü talebi yaratma isteği yatmaktadır. Çünkü sermaye sahipleri de bilmektedirler ki; işçi sınıfının bilinçlenip örgütlendiği ve ekonomik, sosyal, siyasal haklarına asgari oranda sahip çıktığı durumlarda emekçileri sömürmesi çok daha zor olacaktır. Zira yasayla beraber tam da yapılmak istenen, birçok kolektif hakkını yitirmiş alternatif ucuz iş gücü yaratmaktır. Ağırlıkta turizm, inşaat, temizlik ve hizmet sektörlerinde talep bulan ÖİB’leri, son dönemde yabancı yatırımcılar sanayi dallarında (özellikle ülkemizde sık sık iş cinayetleriyle gündeme gelen Tuzla tersaneleri gibi ağır sanayi kollarında) da artık gündeme getirmekte. Bu yasayla beraber çalışma koşullarında beklenen değişimler ve sorunları şöyle sıralayabiliriz:

* Sendikal örgütlenme neredeyse imkânsız hale gelecektir.

* Patronlar kıdem ve ihbar tazminatlarından kurtularak maliyetlerinin ortalama yüzde 30 ile yüzde 50 oranından kurtulmuş olacaklar.

* İşçilerin, grev ve toplu sözleşme yapma imkânları ortadan kalkmış olacak.

* Çalışma ilişkilerinde fırsat eşitliği, işçilere eşit davranılması ve ayrımın gözetilmemesi ilkesi rafa kaldırılacak.

* İşçilerin çalışma süresi ve diğer çalışma koşulları üzerinde herhangi bir söz söyleme hakkı olmayacak.

* İşçinin çalıştığı iş ile ilgili eğitimden yararlanma hakkı olmayacak.

* Çocuk işçiliği artacak.

* Göçmen işçilerin korunması daha da zorlaşacak.

* Ruhsatsız birçok büro açılacak.

* Bu büroların, ilgili işçilerden herhangi bir ödenek kesmesi yasakken, ülkemizde özellikle tarım işçilerden alındığı gibi kazançlarının bir kısmına el konulacak.

* İş kazaları ve hastalıkları sonucu sakat kalan ya da çeşitli meslek hastalıklarına yakalanan işçiler, tedavi edilmeyecek, tazminatları ödenmeyecek.

* Asgari ücretin, bu bürolar aracılığıyla istihdam edilen işçilere herhangi bir etkisi olmayacak.

Yukarıda saydığımız etkileri söz konusu olacak  bu uygulama, krizden kaynaklı işsizliğin iyice arttığı, resmi istatistik kurumlarının göstergelerine göre ekonominin son çeyrekte yüzde 13 gibi fahiş oranda küçüldüğü ülkemiz koşullarında, modern işçi simsarlığının önünü açmaktan, bordro şirketlerini çoğaltmaktan ve iş gücü piyasasını “esnekleştirmekten” başka bir işleve sahip olmayacaktır. Bu durum daha önce gündeme gelen ve muhtemelen meclisten geçecek olan “kamu personel rejiminde”* meydana gelen değişiklerle beraber ele alındığında, özellikle kamuda ilerleyen süreçte başlayacak çalışma koşullarında “esneklik” ile birçok kazanılmış hak kaybedilecektir.

AB ülkelerinde daha çok göçmen ve genç işçilerin işgücüne daha ucuz bir şekilde katılımı sağlayan bu durum, ülkemizdeki işgücünü kendi içinde parçalayacağı gibi ülkeyi tamamıyle sermaye sahipleri için ucuz iş gücü cennetine çevirecektir. Özellikle işçi sendikaları tarafından karşı çıkılan bu yasanın en büyük destekçileri ise sermaye örgüt ve sendikaları. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) konuyla ilgili yaptığı açıklamada, yasanın, meclisin olağanüstü toplandığı dönemde görüşülmesini isteyerek; “çalışma hayatını düzenleyen yasaların iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ele alınmasının, istihdamın gelişmesi ve uluslararası rekabet gücü açısından büyük önem taşıdığını” belirtmiştir. Açıklamanın en ilginç tarafı ise TÜSİAD’ın , yasanın “güvenceli esneklik” anlayışıyla hayata geçirildiği taktirde, “İş gücü piyasasında esnek çalışma olanaklarının gelişmesine, sosyal içermenin sağlanmasına hizmet edeceği”5  iddiası yer alıyor.

Tartışmalara hükümet adına katılan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise, ÖİB hakkında olumsuz fikir belirtenlerin bir tanesinin dahi işsiz olmadığını ifade ederek “yürütülen tartışmaların siyasi, ideolojik tartışmalar olduğunu, işin özünü saptıran, işsizlikle mücadelede verilen çabayı bir bakıma sıkıntıya sokan, bir bakıma engelleme çabaları olarak değerlendirdiğini”6 söyledi. Son dönemde Türkiye’de işsizliğin yüzde 4.5 oranında arttığını ve bunları görmeme lükslerinin olmadığını ifade etti.

Yasayı destekleyen tarafların kullandıkları argümanlara baktığımızda dahi yasanın neden bu kadar desteklendiğini çok rahat görebiliriz. Yasanın meclis tarafından acilen görüşülüp geçirilmesini isteyen TÜSİAD, kendi ihtiyaçları doğrultusunda yasanın oldu bittiye getirilerek geçirilmesini istiyor. Bu yasayla beraber iş gücü artık; sürekli çalıştırılan, bazı kazanılmış ekonomik ve sosyal hakları olan, ücretleri ortalama ücretin üstünde olan işçiler yerine, özellikle bazı sanayi kollarında kiralama yoluna gidilerek birçok haktan yoksun, daha az ücretle çalışacak işçiler üzerinden kurgulanmakta. Bu da sermaye sahipleri açısından maliyet düşürücü bir fonksiyon olarak hesaplanıyor. Ayrıca yasanın uygulanması için TÜSİAD tarafından öngörülen “güvenceli esneklik” söylemi de yasanın getirdiği ağır şartları gizlemekten ve olası tepkileri hafifletmekten başka işlevi olmayan bir söylemdir. Çünkü çalışma koşullarında “esneklik”, zaten atipik iş ilişkileri, işe alma, iş süreleri, ücretler ve işten çıkarma hususlarında klasik istihdam biçimlerinin yerini alacak, sermaye sahiplerinin bir dizi iş konularından gelecek kuralsızlaşmadan yararlanarak daha ucuz iş gücü elde etmelerini sağlayacak neo-liberal bir politikadır. Dolaysıyla bu durumun çalışanlar açısından hiçbir güvenceli tarafı olmayacağı gibi, olsa olsa sermaye sahiplerinin çıkarlarını güvence altına alacağı bir gerçektir.

Hükümet adına yürütülen “işsizlikle mücadele” söylemi de aynı derece hayatta karşılığı olmayan bir söylemdir. Devlet Bakanı Ali Babacan’ın yasaya karşı çıkan çevreleri “ideolojik” davranmakla eleştirmesi artık alışagelmiş olduğumuz bir söylemdir. Zira egemen sınıflar yıllardır demokratik hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaya çalışanları, sürekli “ideolojik” davranmakla itham edip emekçilerin en tabii hak ve özgürlüklerinin kafalarda suçmuş gibi şekillenmesini sağlamaya çalışırlar. Kendi durumlarının “ideolojik” olmadığına bu kadar inanan Babacan ve onun gibi sermaye sahiplerinin uşaklığına soyunanlar, işsizlere ve çalışanlara reva gördükleri güvencesiz çalışma koşullarını gizlemek, gelecek olası tepkileri dindirmek için “savunmanın karşı saldırıyla püskürtülebileceği” taktiğini benimsiyorlar.

AB Emperyalist Bir Kuruluştur!

Ülkemiz egemen güçlerinin uzun süredir emekçilere, umut kapısı olarak vaat ettikleri AB’nin, işçi ve emekçilerin sömürüsü üzerine kurulu bir emperyalist kuruluş olduğu gerçeği, AB patentli bu yasanın ülkemiz gündemine oturmasıyla tekrar ayyuka çıktı. Son dönemlerde ABD ve AB emperyalistlerinin istekleri doğrultusunda yapılan siyasal, ekonomik, sosyal yapısal değişiklerin iddia edildiği gibi ülkemiz işçi ve emekçilerinin çıkarlarına uygun olmadığı, aksine uluslararası sermaye kuruluşlarının ülkemiz doğal kaynaklarını ve işgücünü daha rahat sömürmek için avantajlar sağlayarak onların çıkarına hizmet ettiği, bu yasayla tekrar ortaya çıkmıştır. Ülkemiz siyasi arenasında son on yıldır “AB’nin ülkemiz emekçileri için bir umut kapısına” dönüştürülme ve sürekli bunun emekçilere angaje edilerek AB nezdinde yaratılmak istenen bilinç bulanıklığının altında; emperyalistlerle kopmaz bağları olan ülkemiz egemen sınıflarının kendi çıkarlarını ülkemiz emekçi ve işçilerinin çıkarlarıymış gibi lanse ederek AB ile sağlanan ilişkide çıkarlarını garantiye alma fikri yatmaktadır.

Avrupa emekçilerinin birçok sosyal güvencesini ellerinden alan, gençleri güvencesiz çalışma koşullarına mahkum eden, ülkelerine çalışmaya gelen birçok ülkeden emekçinin, emeğini modern kölelik şartlarında gasp eden AB, bu sömürü ağını genişletme çabası içerisindedir. Kendi emekçilerine reva gördüğü projeleri bu bağlamda emperyal ilişki içerisinde bulunduğu ülemiz gibi yarı sömürge ülkelerin emekçilerine de AB uyum süreci tehtidiyle dayatıyor.

Ülkemiz egemen güçleri ise kimi zaman kabul etmedikleri ve teğet geçtiğini savundukları ekonomik krizi, işlerine geldiği yerlerde fırsata dönüştürerek emekçiler açısından yeni hak gasplarını içeren paketlere dönüştürüyorlar. Özel İstihdam Büroları’nın kriz döneminde ele alınarak,  kabul ettirilmeye çalışılması, bu açıdan tesadüfü bir olay değildir. 2000’li yılların başından beri gündemde olan çalışma hayatındaki çeşitli yapısal değişiklikleri öngören bu yasanın, kriz döneminde krizden kaynaklı işsizliğin artması bahane edilerek hayata geçirilmesi tam da turnanın gözünden vurulmak istendiğini işaret ediyor.


Dipnotlar

1- 8 temmuz 2009  haber7  http://www.haber7.com/haber/

2- 6 temmuz 2009  bianet   http://bianet.org/bianet

3-4- 8 temmuz 2009   http://www.radikal.com.tr

5- 11 temmuz 2009 samanyolu haber http://samanyolu.com

6- 8 temmuz 2009  haber7  http://www.haber7.com/haber

 
 kaypakkaya-anma-afis dgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi