BARAKADAN GECEKONDUYA, GECEKONDUDAN APARTMANA TÜRKiYE'DE KENTLEÜMENiN EKONOM&#30

Sosyolojik Düşün

Ruşen Keleş (2002:568), ülkemizde gecekondulaşmanın tarihini üç farklı döneme ayırır. 1960’lara kadar olan ve yoksul ailelerin “masum” barınma gereksinimlerini kendi güç ve olanakları ve ufak tefek yardımlarla karşılama çabaları ve genellikle gecekondu sahiplerinin kendi oturdukları, kiralamadıkları birinci dönemdir. ikinci dönem, 1960–70 yıllarını kapsayan ve genellikle gecekondu sahibinin emeğinden yararlanılarak yapılan; ancak kiraya verilme oranı yüksek olan bir konut sistemini getirmiştir. Gecekondu sahibi kendi gereksinimlerinden arta kalanını kiraya vermektedir. Üçüncü dönem ise 1970 ve 1980’lerden sonrasını içeren ve gecekondu yapım sürecinin tamamen ticarileşmiş, yoksul kitle için arsa sağlayıp yapı gereçlerini bulan ve gecekondu yapısını yaparak bunları satışa sunan “gecekondu firmaları”nın türediği bir dönemdir.

1970’lere gelindiğinde kırdan kente göç edenlerin kentle ekonomik, sosyal ve kültürel yönden bütünleşme sorunları hala çözülememiştir. Aile bütünleşmede en büyük aracı kurum olarak işlev görse de ekonomik alt yapıdaki düzensiz gelişim ile patronaj ilişkilere dayalı sosyal kümelenmeler kırdan devralınan feodal karakterin çözülmesini engellemiştir. ileri kapitalist ülkelerde kentleşme, sanayi kampuslarına ulaşımın daha kolay olması açısından çalışanların belirli mekânlarda toplaşmasını zorunlu kılan ve bunun sonucunda apartmanlaşmaya giden bir eğilim taşırken, bu süreç Türkiye gibi az gelişmiş bağımlı ülkelerde “bağımlı kentleşme” biçiminde kendini göstermiştir. O dönem, örgütlü ve farklılaşmış ilişkiler temelinden yükselen toplumlardan farklı olarak Türkiye’nin “örgütleşememiş” ya da “az farklılaşmış” yapısı, metropolitan kent çevrelerinde Mübeccel Kıray’ın “saçaklanma” şeklinde tarif ettiği yerleşme şekillerini gündeme getirmiştir. Fiziki kent plancıların “yağ lekesi” olarak gördükleri kavram, kentleşme sürecinde çeşitli dinamiklerin formel-enformel ilişki ağlarıyla oluşturdukları ve yasallaşmayı hedefledikleri patronaj ilişkilerle anlam kazanmıştır (akt. Erder, 2006:22).

Patronaj ilişkiler, topraktan kopan köylülerin kente göç ettikten sonra kendi etkileşim kalıplarını değiştirip kentte bir yaşam stratejisi oluşturması ve sürdürmesi doğrultusunda kullandıkları bir sistemdir. “Patron-yanaşma” biçiminde ve yüz yüze olan bu ilişkiler, bağımlı olan tarafın korunmasını, refahını ve güvenliğinin patron tarafından sağlanmasına dayalıdır. Karşılıklı; ama bağımlı ve eşitsiz bir ilişkidir. Patron bu koruma karşısında ekonomik hizmet ve emek talebinde bulunur. ilk zamanlardaki bu patronaj ilişkiler iş alanında ve gecekondu yapımı sorununda belirgin bir rol oynar. Zamanla bu temelde yürüyen patronaj ilişkilerin boyutları büyümüş ve işlevleri farklılaşmıştır. Gecekondu yapımında önemli rollere sahip yerleşilen yerlerin tecrübeli önderleri, patronaj ilişkilerin çekirdeğini oluşturmuşlardır. 1970’lerde artık bu ilişkiler siyasal partilere evrilmiştir. Siyasal kültürün tabanını oluşturan kentsel menfaat lobileri, patronaj ilişkileri etnik ve dinsel tutuculukla bütünleştirerek yeni mücadele ve sosyal pozisyon alanları ortaya çıkarmışlardır. 1950’lerde gelenler etnik farklılığın ve dinsel motiflerin farkında değillerdi. Kırdan gelen alt tabaklar üst sınıfları zorlayan etkiye sahipti. Bu kırsal etki grupları patronaj ilişki kalıpları ile, önce aile sonra hemşericilik münasebetleri doğrultusunda entegrasyon sürecinde mücadeleye girdiler. Çok partili hayata geçiş ve ardından kitle partilerinin kentte siyasal nicellik kazanmak için yürüttükleri popülist politikalar patronaj ilişkilere eklenen yeni unsurlar oldular. Bu ilişkiler, 1970 öncesi belirli grupların şehir hayatına uyumu için (iş bulma vs. gibi) siyasal islam şemsiyesi altında toplanmıştır. Ancak siyasal islam içerisindeki cemaatler ve diğer tip örgütlenmeler bu süreçte fazla göze çarpmayacaktır. Asıl belirgin olan 1970 sonrası yükselen “sol” muhalefettir. Kentteki yığılmanın ve dışlanmışlığın siyasal olarak sola kayması her ne kadar politik açıdan önemli yönlere işaret etse de gecekonduların yerleşiminde aynı tarz izlenmiştir. Kentsel doku içerisinde belirli yoğunlaşma adacıkları ya da “kurtarılmış bölgeler” (sağ ve solda da) oluşturulmuştur (Kıray, 2003, 181-185). Ancak siyasal farklılık olsa da özünde yine patronaj ilişkiler kullanılmıştır. 1980 Askeri darbesi ile sol, etkisini bazı yerlerde korusa da (istanbul’da Armutlu, 1 Mayıs Mahallesi, Alibeyköy gibi; Ankara’da Tuzluçayır gibi vb) çoğunlukla yitirmiştir. Bu alanlardaki etkinin devam etmesi, o yerleşim yerinin oluşmasına önderlik eden siyasal gücün patronaj ilişkileri de kontrol altına almış olması, aynı etnik yapı ya da hemşericilik bağlamında sosyal kompozisyonu korumuş olması, önemli bir noktadır. 1980 sonrası gecekondu alanlarındaki patronaj işlikler, geniş anlamda siyasal partiler ideolojik ve dar çeperde de tarikatlar genel olarak patronaj ilişkileri yönetmişlerdir. 1990’larda Refah Partisi’nin büyümesinde geçmişten kalan bu ilişkilerin rolü büyüktür.

Gecekondulaşma, kent ile köy arasında bir köprü olarak gelişirken aynı zamanda kendine özgü özdeksel nitelikleri olan bir kültür de yarattığı söylenebilir. Kentlerin köyleşmesinde olsun veya az gelişmiş ülkelere özgü kentleşmede olsun Keleş (2002:565)’in ifadesi ile her halükarda bir “gecekondu kültürü” ortaya çıkmıştır. Toplumsal değişmenin bir sancısı olarak şekillenen bu kültür esasında bildiğimiz “arabesk kültürü” de içeren ve temelde toplumsal dışlanmışlığa karşı bir tepki olarak gelişen; ama hem kentin hem kırın özelliklerini taşıyan melez ve karmaşık yaşam biçimi olarak gelişmiştir. Hemşeriliğe dayalı kümelenme ve zincirleme göç ile ekonomik alt yapısızlık, çarpık ekonomik büyüme gibi birçok faktör bu kültürün biçimlenişinde rol oynamıştır. Ancak dikkat edilmesi gereken yön, 1970’lerde gecekondunun bir dışlan alanı olarak görüldüğünün her bakımdan ortaya çıktığıdır. Gecekonduda yaşayan insanların ezilmeleri, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmelerinden dolayı yakınmaları, “arabesk kültürü” aracılığıyla kendini dışa vurmuştur. Kongar, Altındağ'da yaptığı araştırmasına bağlı olarak bölgede oturanların çocuk bahçesi, sağlık ocağı gibi birçok hizmetlere sahip olmayı arzuladıklarını, “ikinci sınıf vatandaş muamelesi” görmek istemediklerini söylemektedir (Kongar’dan akt. Erman,2004).

Gecekondulaşma gelişime göre iç politikada da değişim göstermiştir. 1970’lere kadar ağırlıklı olarak sağ partilere eğilim varken 1970’lerden sonra sol partilere eğilim çizgisi görülmüştür. Ancak özellikle 1945–1960 arasında şekillenen ama sonrasında popülist bir politika haline gelecek olan, gerek parlamentonun ve gerekse yerel yönetimlerin gecekondu olgusu karşısında özendirici ve koruyucu tutumları, bu amaçla yapılan toplu tapu dağıtım törenleri ve gecekondu afları çarpık “kaçak yapılanma”yı yüreklendirmiştir. Seçimler öncesi gecekondu yapımındaki artışlar, bu politikanın sosyal bir ritüeli halini almıştır. Politikacıların gecekondu sorunlarının süreğenleşmesindeki rolü yalnız bu yüreklendirme ile sınırlı kalmamış, bölgelerin, yol, su, elektrik, kanalizasyon, park, okul, otobüs gibi türlü kentsel gereksinim hizmetlerinin karşılanmasında ve bu bölgelerde yaşayanlar arasında ayrımlar yapıldığı görülmüştür (hem siyasal eğilim hem etnik köken bu ayrımın kriteri olmuştur) (Keleş, 2002:567). Planlı kalkınma dönemlerinde de gecekondu sorunu genel olarak yerel yönetimlere havale edilmiştir. Bütünlüklü bir plan çizilmemiştir. Hiçbirinde de konut sorununa ve gecekonduya özel bir önem verilmemiştir. 3. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda özellikle, ekonomik kalkınmayla birlikte bu sorunun da aşılacağı düşüncesi hâkimdir ve kentleşme sorunu tali olarak buna bağlı görülmüştür.

Popülist politikaların hem siyasi hem de ideolojik olarak önemli işlevleri vardı. Siyasi açıdan politikacılara “memur seçmen” sağlıyordu. Bu politika günümüzde karakter değiştirerek devam etmektedir. 1960’larda ve 1970’lerde gecekonduların hukuki dayanaklarına göre bir korku aracı halinde kullanılan himayecilik; artık günümüzde bu konut alanında oturan yoksullara verilen yiyecek, yakıt gibi yardımlarla yeniden üretilmektedir. Melih Gökçek geçmişten gelen bu politikanın günümüzdeki en iyi temsilcilerindendir. ikinci nokta ideolojiktir. Hıristiyanların ölüm veya çeşitli şekillerde ülkeden sürülmeleri ile ardında kalan arazilerin ve devlet arazilerinin yeniden dağıtığımı konusunda milliyetçilikle örtüşen bir politika izleniyordu. Devlet seçkinleri kamu arazilerinin satışını kapitalist piyasaya bırakmaktan çok, halkın kamu arazisini mülk edinmesini sağlayan himayecilik (aflar vs. ile) ve belirli toplumsal gruplara peşkeş çekme ile ulus-devlet ideolojisini halka dayandırma amacı güdüyordu. Toprağın ilk zamanlarda ticaret dışı bırakılması ve açıkça metalaştırılması yönündeki bir girişim, yeni devletin meşruiyetinin erozyonu anlamına gelebilecekti (Keyder, 2000:177). 1960–1980 arası ekonomik dönüşüme paralel gelişen göç ve şehir merkezlerinin yakınında bulunan devlete ait toprakların üzerinde yüklesen gecekondulaşma, Keyder (2001:321)’in ifadesi ile Osmanlı toplumsal kuruluşunun yol açtığı bir sonuçtu: Hükümetlerin toprak işgallerini bir oldu-bittiye getirip seçim öncesi aflarla bu süreci onaylamaları, sanayileşme stratejisinin ayrılmaz bir parçası olan “içerme (inclusion)” politikasının bir sonucuydu.

KENTLEÜME SÜRECiNDE SERMAYE BiRiKiMi VE DEVLETiN ROLÜ

Kapitalizm esas olarak bir toplumsal ilişki biçimi ve sermaye birikimi sürecidir. Kapitalist devletin nesnel konumu da sermaye birikim sürecindeki aldığı şekle bağlıdır. Kapitalizmin gelişimi sürecinde sermaye birikimi farklı biçimler aldığından dolayı farklı sınıf koalisyonları meydana gelebilir ve iktidarı ele geçirebilir. Dolayısıyla devlet ne “araççı” ne de “bağımsız” bir pozisyondadır. Onun rolü kapitalist birikim koşullarını sağlama ve koruma görevidir (Gülalp,1993). 1980’lere kadar devletin sınıflar arasındaki konumu, sermaye birikimin en iyi şekilde sağlanmasıydı. 1960 darbesi, 12 Mart Muhtırası ve 1980 askeri darbesine uzanan dönem sermeye birikimi ve dünya ekonomisindeki gelişim ile kentlerdeki yığılan nüfus arasındaki çelişkilerin artık uzlaşmaz noktaya tırmandıkları zamanlarda sisteme uygulanan “by-pass”lardı.

Siyasal rejimdeki kopuşlar/darbeler, önceki hükümetin ortaya koyduğu ekonomi politikalarının kesintiye uğraması için değil devamı için çaba göstermiştir. Buradaki kopuş, toplumsal katmanlaşma biçimi ile sermaye birikiminin emperyalist konjonktürle nasıl bütünleşeceğine dair olmuştur. Sermaye birikiminin güvenliğini sağlayan devletin varlığı, toplumdan ne ölçüde bu sürece yönelik fayda sağlanacağına yönelik bir düzenleme olmuştur. 1960 darbesinden sonra toplumsalın şekillenişi sözde “örgütlülük” ve ikameci-kalkınmacı sınıf ittifakı olurken; 1980 sonrası ise sınıfsal örgütlülüğü ezilenler aleyhine parçalayan ve bir önceki dönemdeki sınıf ittifakını da bozan bir tutum gelişmiştir. Her dönüşümde de emperyalist bağımlılık pekiştirilmiş, yeni bağımlılık kodları ve toplumsal şekillenişlere zemin hazırlanmıştır. Her içe dönüş, gerek ülke içinde gerekse diğer emperyalist ülkelerde sermayenin kendisini toparlaması ve sermaye birikimini yeni bir tarzda ve yeni toplumsal tabakada yeniden inşasına göre olmuştur.

ithal ikameci Sanayileşme ve Gecekondu

1960’lardan sonra etkili olan “ithal ikameci Sanayileşme”, bu dönemin politik havasına ve gecekondulaşma olgusunun devlet-sistem ve üretim biçimi arasındaki ilişkiye de belirgin bir şekilde rengini vermiştir.

ikinci Paylaşım Savaşı sonrasında ileri kapitalist ülkelerde Keynesci ve refah devletçi politikalar uygulanırken; az gelişmiş ve kapitalist ülkelere bağımlı yaşayan çevre ülkelerde “ithal ikameci Sanayileşme stratejisi uygulanıyordu. Bu durum dünya ekonomisinin işleyiş kurallarıyla çelişmiyordu.

1960’lardaki dönüşümün altında, 17. yüzyıla dayanan küçük burjuva pazar ideolojisi ve uluslararası bağlantılı sanayi burjuvazisi arasındaki kırılma yatıyordu. Bu dönemde artık birikim sürecinin devlet eliyle düzenlenmesi (Keyder, 2001:197), gerekiyordu ki bu Demokrat Parti hükümetine bırakılmayacak kadar önemli bir dönüşüm olacaktı. 1961 darbesinden sonra yeni bir sermaye bikrim sürecine girildi ve benimsenen kalkınma modeli uluslararası sermaye birikimiyle de örtüşüyordu.

ithal ikameci sanayileşme; yurt dışından ithal edilmek durumunda olan malların yurt içinde üretilmesini sağlayarak dışarıya bağımlılıktan kurtulmak suretiyle kalkınmayı öngören bir politika biçimiydi. Mamul mal ithalatını azaltmak için ulusal sanayinin büyümesini teşvik etmeyi amaçlayan bir stratejidir ve ithal malların yasaklanmasına dayanır (www.economist.com.tr). ithal ikameci strateji, bu dönemin kentleşme sürecinde sermaye birikim biçimine de rengini veriyordu. Ancak en önemli rol devlete düşüyordu.

1980 öncesi dönemin en büyük aktörü devlettir. Devlet, toplumdaki sınıflar arasında beliren ilişkilerde hakem rolü oynamaktaydı ve uzlaştırıcıydı. Devlet, gecekondu arazilerinin halka enformel yolla ya da aflarla dağıtılmasıyla bir “yeniden dağıtım mekanizması” geliştirmiş, bunu ithal ikameci stratejiyle bütünleştirerek toplumun hangi kesimlerinin refah düzeylerini ne hızla geliştirebileceklerini de belirleme gibi bir misyon üstlenmişti (Işık ve Pınarcıoğlu,2001). Sınıflar arası bir uzlaşma biçimi ve bir rant ilişkisi olan “yapsatçılık” bu stratejinin en önemli göstergesiydi. Popülist sınıf ittifakının küçük bir örneği olan yapsatçılık, çıkarları çok farklı olan grupları bir araya getirmiş; ancak her ne kadar yoksullar da bu süreçten istifade etse de kazanımlı çıkan rantçı sınıf ile orta sınıf olmuştur. Kente bu barışık yerleşimler, hem kırda bırakılmayan toprak mülkiyeti hem de ketin çevresinde devlet mülkiyetinin geniş olmuş olmasının yukarda dile getirdiğimiz strateji ile de bütünleşmesinde hayat buluyordu. Gecekonduluların devletin resmi olmayan bu tavrına karşı “merhamet” dilemeleri sınıfsal çelişkinin devletten ziyade toplum içindeki farklı unsurlara kanalize edilmesinde önemli rol oynuyordu. Yükselen örgütlülüğün, devletin bu süreçteki rolünü iyi okuyamaması 1 Mayıs Mahallesi direnişi dışında olması geren reaksiyonların verilememesine yol açıyordu. Lokal gecekondu direnişleri dışında toprak mülkiyetinin yeniden dağıtım politikasına alternatif bir politika üretilemiyordu. Devletin dışarıdan girdileri engelleyerek orta sınıfı şişirmesi ile gecekondu alanlarına yerleşenlerin geleceğin orta sınıfı olmaları arasında uzun vadeli bir politik bağımlık ilişkisi kurulduğu açıktır. Gecekondu bölgelerinde hemşericiliğe dayalı kümelenme ile gelenekselci yapının devletin yapsatçılık aracılığıyla halkın yeniden bağımlılığını sağlaması, bugün söz konusu yerleşim alanlarının apartmana dönüşüp muhafazakâr sosyal taban olmalarında en büyük rolü oynamıştır.

Diğer taraftan gözden kaçırılmaması gereken nokta; gecekondulaşma süreçleri ile ekonomik süreçlerin birbirine paralel ve birbirini besleyecek şekilde tezahür etmiş olmasıdır. Bugünkü toplu konutların ve yeni rant alanlarının altında da geçmiş dönemden devralınan bu politik strateji yatmaktadır. ithal ikameci stratejinin içe dönük üretim ve tüketim mantığı bu dönemde işçilerin ücretlerinde de göreli bir yükselişi getirmiştir. Hem bu strateji hem de örgütlü mücadelenin kazanımı bu sonucu doğursa da Türk burjuvasının tüketim mallarına rağbetini hızlandırmış ve artık devletin kontrolünde Türk komprador burjuva sınıfı sermaye birikimi açısından olgunluğunu tamamlamıştır. Gecekondu nüfusu ve gecekonduların ilk ortaya çıktıkları zaman gözlenen marjinal konumları zamanla değişmiş, hem üretim hem de tüketim alanlarındaki katılımları ile gecekonduluların ekonomik olarak toplumla bütünleştikleri; ancak kentli kesim tarafından sosyo-kültürel boyutta kabul görmedikleri görülmüştür. Diğer taraftan gecekondu halkının kentle ekonomik bütünleşmesi, sunduğu ucuz ve örgütsüz iş gücü ile ve kentli kesimden dışlanmasını telafi etmek için satın almaya yöneldiği tüketim malları yoluyla olmuştur (Üenyapılı’dan akt. Erman, 2004).

Ekonomik bütünleşmede önemli diğer nokta gecekonduluların kendi konutlarına kira vermeyip ev içi tüketim mallarına bu ücreti transfer etmeleri, bu yerleşim anlarına elektrik, yol, su yapılarak yine bir ekonomik tüketim ortamı yaratılması, genel stratejin en bariz görüngüleridir. KOÇ’un, SABANCI’nın ev eşyası/beyaz eşyaya dayalı olarak büyümesinde evlere getirilen elektriğin, suyun önemli bir payı vardır. Yine önemli bir gösterge de “çek-yat” denilen ve göç eden kalabalık ailelerin aynı evde kalmasını kolaylaştıran ev odaklı tüketim eşyalarının bu dönemde yaygınlaşması ve en önemlisi de 16 sektörü harekete geçiren inşaat sektörünün yapsatçılıkla büyümesi burjuva sınıfının en çok beslendiği kaynaklardı.

Devlet bahsettiğimiz süreçte uzlaştırıcı rol oynuyordu ve konut sorununu enformel süreçlere bırakıyordu. Bu dönemde hangi sermaye çevrelerinin karlı çıktığı o dönemim tüketim maddeleri ihtiyacından anlaşılmaktadır. Bir sonraki süreç ise önceki dönemin ittifakını bozan ve 1970’lerin sonunda meydana gelen dünya petrol krizi, döviz krizi ve yeni liberal politikaların stratejisi ile karşılaşılıyordu. Artık sermaye birikimi ithal ikamecilik sürecinde olgunluğunu yaşamış, farklı bir üretim-tüketim modeli ihtiyacına girmişti. Dünyadaki dönüşümün sancısı, Türkiye’ye askeri faşist darbe ile atlatılmaya çalışılacaktı. Bu sürece gelecek sayımızda devam edeceğiz.

KAYNAKLAR:


Erdem, S.(2006) istanbul’da Bir Kent Kondu Ümraniye, 3. Baskı, istanbul: iletişim

Erman, T.(2004) 'Gecekondu Çalışmalarında 'Öteki' Olarak Gecekondulu Kurguları',
European Journal of Turkish Studies, Thematic Issue N°1 , Gecekondu, URL:

http://www.ejts.org/document85.html
Işık, O.; Pınarcıoğlu, M.Melih (2001) Nöbetleşe Yoksulluk: Sultanbeyli Örneği, istanbul : iletişim
Gülalp, Haldun (1993) Kapitalizm Sınıflar ve Devlet, istanbul: Belge Yayınları
Karpat, Kemal .H. (2003) Türkiye’de Toplumsal Dönüşüm, (çev: A. Sönmez), Ankara: imge Kitabevi
Keyder, Çağlar (2000) “Enformel Konut Piyasasından Küresel Konut Piyasasına”  istanbul: Küresel ile Yerel Arasından (içinde), istanbul: Metis Yayınları
Keyder, Çağlar (2000) Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, 7.Baskı, istanbul: iletişim
Kıray, M.(2003) Kentleşme Yazıları, 2. Baskı, istanbul: Bağlam Yayınları

ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-39

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi