FAŞiZMiN SIRADANLIĞI

Sosyolojik Düşün

Bir önceki sayıda Haldun Gülalp’in Türk kimliğinin Müslümanlıkla özdeş kabul edildiği ve Avrupa’daki ulus inşasından farklı bir kurgu taşıdığı düşüncesine yer vermiştik. Tük kimliğinin Müslümanlık tarafını teşkil eden ve bugüne kadar çevre olarak görülen geniş kesimin giderek merkeze yerleştiğinden ve merkezin (Kemalizm’in) hegemonyasıyla bütünleşen “milli baskı”yı yarattığına işaret etmiştik. Bu yazımızda da mahalle baskısından milli baskıya dönüşen hegemonyanın toplumsal inşasına, yani sokaktaki tarafına değineceğiz. Etnik fayların post-modern dünyada giderek derinleşmesiyle ulusal mücadelenin retoriğini de etkilemiş ve sokağın gündelik ideolojisine bırakmıştır. Ancak sokak, kendi düşüncesini sokaktan çok, sokağı kontrol edenden aldığı için de hegemonya altındadır. Sokaklar halkındır. Caddeler, büyük meydanlar ise iktidarındır. iktidar caddelere girer, meydanlarda soluklanır ama sokaklara giremez. Ancak girdiği noktada da caddenin ideolojisini taşıyacaktır. Ancak dünyanın sokakları büyük caddelere bağımlıyken bizim sokaklarımız da kendi caddelerinin hegemonyası altındadır. Artık Türk bayrağı asmamanın bile linç edilmeye gerekçe sayıldığı bir ortamda sokakları esir saymak gerekir.

Gündelik Hayat Pratiğinde Faşizmin inşası

Murathan Mungan, 13-14 Aralık 2008’de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde düzenlenen Oğuz Atay Sempozyum vesilesiyle kaleme aldığı metnin bir yerinde Oğuz Atay’a yazdığı mektupta gündelik faşizme ilişkin şöyle bir ifade kullanır:

“(…) Hakkında söylenecekler elbette bir mektubun boyutlarını katbekat aşar. Gene de gerçekten birkaç şey söylemek isterim: Örneğin, bugün birçok kişi çocuk kalmışlığı, senin Günlük’lerinde söylediğin gibi, yalnızca bir saflık, bir masumiyet hali olarak nitelendiremiyor; geri kalmışlıkta kandırılmış bir erdem, azgelişmişlikte bir saflık; bu toplumun çocuk kalmasında sevimli, şirin bir yan göremiyorlar. Sorumluluk almayan, ergenleşmeyen, büyümeyi reddeden, hatalarını üstlenmekten, kendi ruhsal ve toplumsal dinamikleriyle, tarihsel gerçeklikleriyle, geçmişiyle yüzleşmekten korkup kaçan bir toplumun, gündelik hayatındaki sıradan faşizan sahnelerinin de bu çocuk kalma haliyle yakından ilişkili olduğunu düşünüyorlar.

Çocuk kalmış toplumların katilleri de çocuk oluyor; kibritle oynarken çok sık yangın çıkarıyorlar. Senden sonra çok yangın çıktı bu memlekette, nice zalim anı birikti, hangi birini sayayım! En azından Madımak Oteli’nde yananlara rastladıysan oralarda anlatmışlardır. (…)”

Azgelişmiş ülkenin çocukluk halinin sıradan faşizmini en iyi şekilde Madımak’ta gösterdiğini Mungan’ın ve Atay’ın edebi kalemlerinden daha rahat anlayabiliyoruz.

ismet Berkan da 05 Ocak 2005 Radikal’deki köşesinde güncel açıdan sıradan faşizme dair şunları ifade etmiştir:

“Türkiye'de Amerika'daki gibi bir açık ırkçılık yok ve olmadı. Kimse Kürt olduğu için eğitim hakkından şundan bundan resmen mahrum bırakılmadı. Ama elinizi vicdanınıza koyarak konuşun: Belediye otobüsünde veya minibüste giderken arka koltukta oturan iki kişinin aralarında Kürtçe konuştuklarını duyduğunuzda ne hissediyorsunuz? Lokantaya veya kahveye giren iki üç kişi kendi aralarında Kürtçe sohbet ettiklerinde bütün gözler onlara dönüyor mu? Bodrum'da her yaz sezonu başlarken kışın inşaatlarda çalışmak üzere gelen Kürt amelelerin geldikleri yere dönüp dönmeyeceği en büyük merak konusu değil mi? Siz hiç Diyarbakır (21) plakalı bir arabayla mesela Bursa-izmir arasında yolculuk yapmayı denediniz mi? Sırf aracınızın plakası yüzünden yolda kaç kere durdurulacağınızı tahmin bile edemezsiniz.

Doğrudur, Türkiye'de Amerika'daki gibi açık ırkçılık olmadı ve yok ama gündelik hayatın irili ufaklı konularında ayrımcılık ve eşitsizlik elle tutulur, gözle görülür derecede somut.
'Türkle Kürt etle tırnak gibidir' lafları hikâye. Gündelik hayatın bu ufak tefek ayrımcılıkları, Türkle Kürt arasında bir ast-üst ilişkisinin, bir birinci sınıf-ikinci sınıf ilişkisinin olduğuna delalet eder.”

Artık Diyarbakırspor’un maçına gitmenin bile üniversitelerde soruşturma konusu olduğu bir hayatta faşizmin sıradanlaşmadığını kim iddia edebilir ki?

Sıradan faşizmin beslendiği çeşitli boyutların olduğu öne sürülebilir. Bunlar, toplumsal yapı/üretim sistemi/üretim ilişkileri, iktidarın örgütlenme sistemi ve ideolojik aygıtları, toplumun gündelik hayatında düşünce, kültür ve inanç kalıpları şeklinde sıralanabilir. Marks, yönetici sınıfın kendi düşüncelerini, toplumun düşünceleriymiş gibi sunduğu ve emekçi sınıfın da kendine yabancılaşmasından ötürü bu fikirleri benimsemiş olduğunu belirtiyordu. Althusser ise sonradan bu fikirleri üreten (devletin) kurumları ideolojik aygıtlar olarak sıralamıştı. ideolojinin çarpık düşünceler sistemi şeklinde bürünüp devletin koruduğu eğitim, aile gibi aygıtlarla toplumsal bilince nüfuz etmesi belli bir toplumsal momentte anlamlıydı. Ancak giderek devletin bu kurumlardan elini ayağını çekip daha önceden piyasanın koşullarına bıraktığı süreçlerden geçmekteyiz. Aslında toplumun gündelik hayatında devletin müdahalesine gerek kalmadan kendiliğinden bir ideolojik sistemin işlediğini artık rahatlıkla görebiliyoruz. Tüketim kültürü ve ideolojisi kapitalizmin bu mahiyetteki katalizör görevini üstlenmektedir.

Sıradan faşizm ya da gündelik hayattan yükselen faşizm savaştan/şiddetten başlamaz. Ingeborg Bachmann’ın deyişiyle faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar. iki insan arasındaki ilişki neyse toplumsal ilişkide de faşizm öyle şekillenir. Bunun tersi de mümkündür, dahası birbiriyle diyalektik ilişkidedir.

Dil ve söylem sıradan faşizmin sürükleyicisidir. Başını medyanın çektiği ve gündelik ideolojiyi belirleyen metaların üretimini taşıyan söylem sistemi toplumsal bilinçaltında faşizm anlayışını besler. Resmi ideoloji, medya ideolojisi ve gündelik hayatın sıradanlığında ideolojiler öyle bir noktada çakışır ki, toplumsal çelişkilerin doğası kaynağını kaybeder ve çelişkiler konjonktürel olarak ötekileştirilen kesime yönelik reaksiyona dönüştürülür. Bu bazen gayrimüslimler olmuştur, bazen Aleviler, bazen Kürtler, bazen de komünistler olmuştur. Ne zaman ki ekonomik-toplumsal eşitsizlikler çelişkileri derinleştirmiş, o zaman mutlaka bir öteki bulunmuştur. Veyahut var olan “öteki” düşmanlaştırılmıştır. Devlet ise hep seyirci kalmıştır ya da buna uygun koşullar hazırlamıştır. Faşizmin en bariz görünümü olan linç kültürünün doğasında bahsettiğimiz bu boyutları gözden kaçırmamak gerekir.

Tanıl Bora’ (dipnot: 1) nın tanımı da anlatmak istediğimiz noktaya dair benzer açıklama getirmektedir:

"Sıradan faşizm, faşizmin ideolojik saiklerinin ve faşist hareket unsurlarının (devlete/otoriteye tapınma, şiddeti bir mücadele aracı olarak kullanma, biyolojik belirlenimciliğe dayanan organik bir ulus anlayışı, ırkçılık ve aşırı milliyetçilik, lider kültü, totalitarizm, vs...), doktriner bir çerçeveye oturtulmaksızın gündelik ideoloji içerisinde anlık ve sürekli olarak tezahür edişini, politik bir hedefe bağlanmaksızın, örgütsel bir yönlendirme olmaksızın kendiliğinden eylemlerde dışavurumunu anlatır."

Kendiliğinden olması sıradan faşizmin önemli bir özelliğidir. Ancak bunu besleyen damarlar vardır. Dilin önemli bir faktör olduğunu belirtiştik. Dil aynı zamanda egemen olanın söylemini de taşır. Söylemler ise ideoloji yüklü kodlardır. Sözgelimi herhangi bir askeri harekâtta “vurduk”, “girdik”,”öldürdük” gibi ifadelerin kullanılması bile medyanın sıradan ideoloji ile temas kurmasına yeterlidir.

Sıradan faşizmde özne erkek ya da erkekliktir. Maçlarda karşı takıma edilen küfürler, sokak ortasında kızlara laf atmalar, gösterişler ve daha birçok cinsiyetçi örüntüde de kadın imgesine karşı bir sıradan faşizmlik besler. Erkeklik ile faşizm arasında bir gönül bağı vardır. “Erk”in kendini gündelik hayatta gerçekleştirmesi sıradan faşizmin sunacağı manevralarda mümkün olur.

Hegemonya ve Mikro Faşizm

Sıradan faşizme benzer bir tanımlama da mikro faşizm kavramıyla yapılmaktadır. ilahiyatçı Üahin Filiz’in Kemalist düşünden yola çıkarak ulaştığı bu kavrama göre, siyasal islam adına yapılan ve islam’a dayandırılmak istenen her türlü baskı mikro faşizmdir. Üerif Mardin’in “mahalle baskısı” kavramının yerine kullandığı bu kavram, kürselleşmenin demokrasinin içini boşaltan karakteri ile post-modernizmin düşünsel zemininde hayat kaynağı bulmaktadır. Dinsel yönden geliştirdiği bu kavramı Filiz, islam dininin 12.yüzyıl sonrasında tarikatların mutlakçı anlayışın bugünkü izdüşümüne dikkati çekiyor. Ona göre her mezhebin, her tarikatın kendi "mutlak dogmalarını" üretmekte, böylece dindeki mutlakçılığın, önce mezhep mutlakçılığı, sonra da tarikat mutlakçılığı haline gelmekte ve bu da "mikro faşizme" yol açmaktadır. Bir anlamda kimlik baskısı olarak da anlayabiliriz. Ancak bu açıklama da, daha doğrusu mikro faşizm de sıradan faşizmi açıklamaya yetmemektedir. Zira mikro bir yana makro faşizm gözlerden kaçırılmaktadır. Aslında var olan faşizmin mikro boyuttaki yansımasıdır. Daha ziyade egemen bir kümenin (oligarşi) baskısı bir yana, ondan cesaret alan toplumsal varlıkların gündelik hayattaki baskısıdır. Örneğin Hanefi mezhebi hem devletin kurumsal yapısında hem de toplumsal hayatta egemen bir kimliktir. Yine Kürt olmak başlı başına potansiyel bir suç kimliğini taşıyabilir. Ama burada önemli olan Türk kimliğinin diğer kesimlere yedirilmesidir, bastırılmasıdır. Bütün kimlikler Türk kimliği içinde eritilmek istenmektedir. Bu bir devlet politikası olabilir. Ama diğer taraftan toplumsal hayat da buna uygun zeminlere sahiptir. Devlet eliyle Türklüğün inşası bu zemini zamanla sağlamlaştırmıştır. Bunun yerine başka bir kimlik de olabilirdi, zira bütün kimlikler toplumsal bir inşa özelliği gösterirler. islamcılığın bir kimlik tanınma mücadelesi olduğu fikri de demokratik değerlere sığınarak açıklanamaz. islamcılığın yükselişi Kemalizm’in devlet politikasındaki baskıcı tutumundan dolayı değil; birincisi kimlik politikalarının can damarı küreselleşme-postmodernizm, ikincisi ise solu ezerek sosyal politik alanın islamcılara terk edilmesiyle islamcı siyasetin kendi dinamiğinden ileri gelen örgütlenme şeklidir. Bu ikincisini bir önceki yazımızda irdelemiştik. islamcılık artık belirli bir sosyal-ekonomik sınıfın toplumsallaşma ve toplumsallıkta da baskı aracıdır. Bu yüzden de ideolojiktir. Gündelik hayat bir bakıma islami anlayış tarafından kolonize edilmiştir. Hegemonya kurma peşindedir. Devletin 1980 sonrası islamileştirme politikası bu hegemonyayı teşvik etmiştir. Sadece sosyal hayatta değil; islam’ın spesifik yorumu da kolonize edilmiştir. Mikro faşizm kavramı bu çerçevede anlamlıdır; ancak faşizmin bütünsel fotoğrafını görmede çok zayıf kalmaktadır.

ister mikro faşizm diyelim ister sıradan faşizm diyelim, gönderme yaptığımız yeri anlamak açısından birçok kavram öne sürülebilir. Her ne dersek diyelim gündelik hayatta bir toplumsal baskı vardır ve bu baskı ötekileştirme üzerine kuruludur. Gözle görülmeyen, ancak ezenin sırtında sürekli hissettiği bir baskıdır bu. Daha evvel bunun tüketim kültürü ile ilişkili olduğunu belirtmiştik. O noktaya geri dönecek olursak, Max Horkheimer’ın şu sözünü anımsamak gerekir: “Kapitalizm’den söz etmek istemeyen kişi faşizm kelimesini ağzına almamalıdır”. Evet geçmişte de soykırımlar yaşanmıştı; ancak insanlığın bilim ve kültürle geldiği seviyenin tersi istikamette her gün, sıradan defalarca insanın ruhunda kıyımlar yaratan kapitalizmin kendisiydi. Kapitalizm gündelik hayatı ele geçirdiği oranda kendi ideolojisini de nesnelere taşıyor. Kapitalizme eklemlenen sömürge ülkelerde ise sömürgeciliğin yarılan bilincini kazıyor. Bu açıklamadan yola çıkarak sıradan faşizme dair yapılabilecek en güzel tanım belki de onun çok kolay tüketim nesnesi olması şeklinde görülebilir. Son olarak da “Gündelik hayatı teslim alan, yüreklerden ve akıllardan itirazı silen “sıradan faşizm”, faşizmlerin en tehlikelisidir” diyen Sibel Özbudun’a da katılarak, gündelik hayatın içinde itirazı yükseltmenin de tam zamanıdır diyoruz.

(1) Tanıl Bora; Faşizmin Halleri, Birikim, Sayı 133, Mayıs 2000, s. 21 - 34

ÖZGÜR DÜÜÜN SAYI-42

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi