TRAJİK-KOMİK BİR HİKÃ?YE: EĞİTİM, ÜNİVERSİTE, Y&Ou

"İnsan eğitimle doğmaz, ama eğitimle yaşar."1

Neo-liberal saldırının alt üst ettiği yerkürenin Anadolu'sunda da, o da XXI. yüzyılda! bir kez daha;
1 -) Eğitimde Yeniden Yapılandırma; i-) Yükseköğretimin Değişen Yapısı; ii-) Paralı Eğitim ve Özelleştirme; iii-) Müfredatlar ve Eğitimin Ağırlıklı Yapısında Değişiklikler; iv-) Meslek Yüksek Okulları; v-) Teknokentler ve Bilimin Kökleştirilmesi; vi-) Yüksek Öğretimde Emek Sömürüsü; vii-) Eğitimde Cinsiyet Ayrımcılığı; viii-) Anadilde Eğitim; ix-) Dil ve Önemi; x-) Anadilin Önemi; xi-) Anadilde Eğitimin Önemi; xii-) Eğitimin Emperyalist Antlaşmalar ve Programlar Çerçevesinde Yapılandırılması...

2-) Emperyalizm ve Üniversiteler; i-) Üniversite Bileşenlerinin Ekonomik, Sınıfsal, Sosyo-Psikolojik Durumu; ü-) Anti-Emperyalist Mücadelede Üniversitelerin ve Gençliğin Rolü; iii-) Kapitalizm ve Üniversiteler; iv-) Üniversitelerin tarihi; v-) 12 Eylül ve YÖK; vi-) Üniversitelerde Otoriter Yönetmelik ve Yasaklar; vii-) Polis, Jandarma, Özel Güvenlik Birimler, Sivil Faşistler ve Üniversite; viii-) Üniversitelerde Örgütlenme; ix-) Geçmişten Günümüze Üniversite Gençliğinin Örgütlenmesi; x-) Üniversitelerde Örgütlenmenin Önündeki Engeller; xi-) Yeni -Özgür- Bir Üniversite (Nasıl?)... Soru(n)larına ciddi ciddi kafa yormak gerekiyor...

I-) BİLİMİN BİLİM OLMAKTAN ÇIKARTILDIĞI "SAÇMALIK"

Bilindiği üzere "Geleneksel dünyada bilgi, yaratanın şan ve ihtişamını arttırmak için aranırdı.2 Geleneksel okul, örneğin İslâm geleneği, Kuran'ın 'Sizin için ahret daha hayırlıdır,' hükmü uyarınca dünyalığa sığınmamış ve onu hor görmüştür. Bilgiyi bir kurtuluş yolu olarak görmüştür. 'Bilgi nurdur,' hadisi şerifi ve bu hayat biçimini benimseyenlerden Sühre verdi'ye göre 'Hayat erensel manada eğitimden başka bir şey değildir. Felsefenin de amacı budur.'*5 insanı kemale erdirmek temel konudur. Bu anlamda bilimlerin içeriği de görünenin arkasında farklı bir içeriğe sahiptir. 'Simyanın görünen sebebi madenleri altına çevirmek, asıl sebebi ise nefsi işleyerek dönüştürmektir,'4 diyen Nasr, İbn-i Sina ile ilgili bir değerlendirmesinde 'Onun eserlerinde genellikle insanın sonu ve kemale erme yolları tartışılır,' der.5

Ve yine Nasr'a göre Müslümanların botanik, tabiat tarihi ve coğrafya çalışmaları da Kuran'ın yaratılış hikmetleri ve Allah'ın işaretlerinin görülmesi olarak algılanmıştır. El- Cezeri'nin 'Makine üzerine risaleler' adlı çalışmasında, kimi oldukça karmaşık pek çok makine tarif edilmiştir. Ancak Müslümanlar bu teknolojiyi geliştirirken tabiatın ritmi ve güçleri ile uyumlu olmasına dikkat etmişlerdir.6 Çünkü tabiat insana Allah'ın bir emanetidir, geleneksel ekolün tevhidi anlayışına göre insan-evren bir bütündür, kendisini tanıması bir anlamda onu tanıması ile mümkündür.7 Şeyh Galip'in 'Hoşça bak zatına kim, zübde-i âlemsin sen' dizeleri bu gerçeğin çarpıcı bir ifadesidir.

Tabiatı ve özü itibarıyla geleneksel bilimlerden ayrı olan modern bilim, temel nitelikleri itibari ile gözlemcidir, akılcıdır, bilinemezcidir ve hümanistik karakterlidir. Antropomorfiktir: İnsandan başka bütün ilkeleri reddeden bir düşünce antropomorfik değil de nedir?'8 Asıl amacı doğayı iyice anlayıp, onu insanlığın hizmetinde kullanmaktır. Nortbourne'e göre modern bilimin iki amacı vardır: 'tabiatı gittikçe daha anlaşılır kılmak ümidi ile evrenin bir tasvirini yapmak ve edinilmiş bilgiyi, insanın çevresi üzerinde daha çok hâkimiyet kurması ve daha ekonomik ve daha bol ürünler meydana getirmesi yolunda kullanmak.'"

Bunu yaparken de kümülatif olmasına özen gösterilecektir. 'Soru olarak keşfedilmiş gerçekler kendileriyle birlikte bir sürü eserler meydana getirecektir, hem de şurada burada tek tük değil kümeler ve salkımlar hâlinde üreteceklerdir.' diyen Bacon bu düşüncenin ilk teorisyenlerinden birisi, belki de ilki olacaktır.10 Böylece modern bilim, beşeri olan tüm âlemi kendisine ait kılabilme hayalini kurmaya başladı. Tabiata hâkim olacak, her şeyi kurgulayacak, işini şansa bırakmayacaktı. Bacon'ın Yeni Atlantis adlı eseri bu zihniyeti yansıtan çok önemli bir eserdir."11

İnsanlığın, doğaüstü güçlere "kulluk etme" saçmalığına başkaldırı özelliği taşıyan isyancı- bilim, XXI. yüzyılın başlarında yine ve bir kez daha teolojik hurafeler yığınına dönüştürülme kastıyla karşı karşıyadır...

Örneğin, "Bilimsel araştırma sürecinin, yöntem olarak ateizmi varsaymak zorunluluğu"nun "es" geçildiği "yeni" Ortaçağ karanlıklarında "Gazetelerde yer aldı: SriLanka'daki 'İslami Araştırmalar Merkezi' ('Araştırma Merkezi' bilimsel işler yapıyor olmalı, değil mi?) yetkilisi Muhammet Faizeen, tsunami dalgalarında 'Allah' kelimesini okumuş...

Endonezya'da binlerce müminin evi yıkılırken, Tanrı'nın evi olan bir caminin ayakta kalması, bu felaketin nedeni konusunda yapılan yorumları güçlendirmiş... (Yani, zina ve bina tartışması. Bizde de İzmit depreminde buna tanık olmadık mı?)"12

Evet; "Bilimsel düşüncenin çevresinde oluşan, doğa bilimlerinin, felsefenin, hayat bilimlerinin ve toplum bilimlerinin"13 inkârıyla karşı karşıya olduğumuz/bırakıldığımız mevcut koşullarda, örneğin Nazilerle işbirliği yaptığı tartışılan Harvard Üniversiteli ABD'de! Bush'un evanjelik cephesi, Darvvin'i hedef ilan etmiştir.

Unutulmamalı: Bilim asla bir ideolojik kültürün parçası olmamıştır ve olamaz. Aslında, bilimin işleyiş ruhu ideolojiye tamamen yabancıdır. Bilim hümanizmasının, eliğinin yok sayıldığı ve eğitimin de eğitim olmaktan uzaklaş(tırıl)dığı bu "saçmalık kesitinde Alexander Everett'in. "Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha az parlak olur, kullanmazsanız söner," uyarısını göz ardı etmeden anımsamalı/anımsatmalı: "Bilim hayat içindir. Hayatın sorunlarını çözmek, ona açıklamalar getirmek, geleceğe doğru yürüyen insana yardımcı olmak için kendini sorgulamalıdır. Sorgulama yollarından biri, yaşama ufku içindi görmeye, anlamaya çalışmaktır kendini. Hayatın akışının ardında kalmayan, insana, yaşam sorunları karşısında kılavuz olabilen bilim, yaşama ufku içinde etkinlikte bulunan bilimdir."14

II-) EĞİTİM (Mİ?)!

"Avrupa Ekonomi Üniversitesi'nin kurucusu Prof. Stefano D'Anna'nm, dünyada yaşayan insanların ipleri çekilince hareket eden birer kukla olduğunu söylediği"15 kapitalist egemenliğin yerküresinde ve "Türkiye'de eğitim sisteminin sınıflı toplumun yeniden üretilmesindeki en önemli araçlardan biri olduğu, eşitsizliklerin bir nebze azaltılması yolunda değil, tam tersine kuşaktan k u sağa katlanarak devredilmesi nünde işlediği açık"16 vurgusuyla ekleyelim: "Türkiye'deki eğitim sistemi toptan bozuktur. Sorun Türkiye'nin eğitim sisteminin demokratikleştirilmesinde. Hâlâ ezberci, söven, yer yer dini referans alan hır eğitim sistemi egemen durumda. Asıl tartışılması gereken bu sistem..."17

Eğitim bilimsel ve uygulamalı ya da gerçekten laik ve özgürlükçü olamadığı Türk(iye) eğitim sistem konusunda "Yapılan bir araştırma öğrencilerin yüzde 91.5'inin mevcut eğitim sisteminden memnun olmadığını göstermektedir. Öğrencilerin yüzde 63'ü eğitimin bilgi yüklemeye dayalı ve ezberci olduğunu, yüzde 80'i ise eğitimin eleştirel düşünme ve kişiye kendini ifade etme becerisi kazandırmadığını belirtmiştir. Anketin ortaya koyduğu bir başka sonuç ise, öğretmenlerin sadece öğretiyor olması ve sistemin öğrenciyi hayata hazırlamadığı şeklindedir. Çarpıcı sonuçlardan biri de öğrencilerin kitap okumaya ilgisiz kaldığını göstermektedir.

Böyle bir tablo gençlerin mutlu olmadığım ortaya koymaktadır, ı ilen odur ki yaşamları toplumda ailede ve özel yaşantılarında yönlü bir baskı içinde gelen, bir de eğitim küstürüyor, hayata bakışları daha da karamsarlaşıyor.'18 Bu tabloya eklenecek kaygısı, gençlerin ı mı dışarıya dikmelerine ne olmaktadır. Kendileriyle konuşulan öğrencilerin neredeyse yüzde 80’i yurtdışına çıkmanın yollarını aradıklarını belirtmişlerdir. Kuşkusuz eğitimin sağlayacağı en önemli yaklaşımlardan olan özgüvenin eksikliğinden de söz etmek gerekir. Özgüven eğitiminin ve eğiticilerin kalitesiyle oluşur. Özellikle bazı eğitim kurumlarında göze çapan düzey düşüklüğü öğrencilerde özgüven eksikliği oluşturmakta, böyle bir aşamada ise öğrencinin atılım yapma yerine, çözüm olarak yurtdışına gitmeyi hedeflemesine, onun sağlayamadığı noktada ise istemeye istemeye mesleğinin dışındaki işlere yönelmesine neden olmaktadır."19

III-) ÜNİVERSİTELERE "ÜNİVERSİTE" DENİLEBİLİR Mİ?

Şimdilerde yoğunlaştırılmış YEK/YÖK tartışmaları ya da "AKP Hükümeti, üniversitelerin ipini çekiyor; onları eziyor; bitiriyor"!20 "Erdoğan Hükümeti, üniversiteleri ve YÖK'ü, hemen ele geçirilmesi zorunlu kaleler arasına koymuştur"!21 türünden söylemlerle gündem maddesi olabilen üniversiteler konusunda; şu ana dek üniversitenin ne olduğu konusu özenle tartışma dışı bırakılmıştır... Örneğin, bu konuda, çok haklı olarak "Son yarım yüzyılın kapitalist gelişme modelinin, üniversiteler üzerinde toplumsal denetimi sağlamayı öngördüğüne dikkat çeken Prof. Oktar Türel, bu doğrultuda gerçekleştirilen politikaları şöyle özetler: i-) Üniversite dışı kuruluşların ve özellikle sermayenin üniversitedeki karar alma süreçlerine artan katılımı, ii-) Üniversitelerin "girişimci" ekipler eliyle, "bir işletme gibi", "piyasa"nın etkinlik normları uyarınca yönetilmesinin telkin edilmesi, iii-) Temel araştırmalar da dahil olmak üzere, AR-GE gündemini sermayenin talepleri doğrultusunda yönlendirilmesi. İv-) "Araştırmacı" akademisyenleri diğerlerinden ayrıştırıp sermayenin ARGE taleplerine birebir muhatap bir katman oluşturulması..."22

Gerçekten de "Üniversitelerde sol görüşlü öğrencilere yönelik baskılar giderek artıyor"ken;23 bu ve benzeri asli konular burjuvazinin hiçbir kesiminin gündeminde değildir. Çünkü Türk(iye) eğitim sisteminde üniversiteler, ilk ve ortaöğretimden sonra yüksek eğitim veren kurumlar değil; resmi ideolojinin mengeneleriyle pekiştirilip, piyasanın kollarına atılıp, kaynak arayışı içine sokulan ve dolayısıyla da "para verildiğinde düdüğü çalan kurumlar"a dönüştürülmüştür...

Nasıl mı? Anımsayın: Başbakan Erdoğan, "Benim ülkemde hâlâ eğitim yok, öğretim var. Biz istiyoruz ki devlet yavaş yavaş eğitimden çekilsin, bu iş tamamen özel sektöre kalsın"24 deyip ekliyor: "Hükümet parayı versin biz kullanalım diyorlar; dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz; her şeyini vereceğiz sonra da oranın (üniversitelerin) idaresinde bulunmayacağız!"25 Oysa "Üniversiteler kişi ve toplumların karşı karşıya kaldığı sorunları tanımlayan ve nedenlerini açıklayan kurumlardır. Bu kurumlar hükümetler ve ulusal veya uluslararası kuruluşlarca çözüm olarak getirilen önerileri inceler, eleştirir, yeni öneriler sunar. Bu anlamda kamuoyunu bilgilendirmek ve uyarmak üniversitelerin görevlerinden birisidir.

Üniversiteler, unutulan toplumsal kesimlerin seslerini duyurabildikleri yerlerdir aynı zamanda. Kendi toplumlarında ya da dünyanın diğer bölgelerinde yaşanan politik baskılara ve insan hakları ihlâllerine karşı koymak da aydın topluluğu olarak üniversite öğretim elemanlarının görevidir. Üniversiteler çeşitli konularda bilgilenmek isteyen kişilere bilgiyi, farklı öğrenme kanalları ile açarlar...

Bu bağlamda özerkliğin temelini oluşturan akademik özgürlük, Lima Bildirgesi'nde (Madde:!) ifade edildiği gibi: 'Akademik çevre üyelerinin tek tek ya da toplu hâlde bilgiyi araştırma, inceleme, tartışma, belgeleme, üretme, yaratma, öğretme, anlatma veya yazma yoluyla edinmelerinde, geliştirmelerinde ve iletmelerindeki özgürlükleri anlamına gelir.' Böylece üniversite özerkliği, hükümetin müdahalesi veya üniversite dışından gelebilecek müdahaleler olmaksızın, kurumların kendi kendini yönelmesidir.

Üniversite özerkliği, bilimsel, yönetsel ve mali özerklik olarak üç açıdan incelenebilir. Öğretim elemanları için akademik özgürlük, kendi kendini yöneten profesyoneller olarak üretimde bulunmayı ve bir toplumsal sorun üzerinde görüşlerini özgürce yazma ve söyleyebilmeyi ifade eder. Bu bağlamda inceleme ve çalışma alanlarını seçmede, nedensiz veya keyfi sınırlamalar olmaksızın gerçeği araştırmada, araştırma sonuçlarını sansürsüz ifade etmede öğretim elemanlarına yüksek düzeyde bağımsızlığın sağlanması gerekmektedir. Ancak öğretime, öğrenmeye veya araştırmaya yönelik bazı dışsal kontrol biçimleri veya aynı doğrultuda girişilen kurnazca çabalar, üniversite özerkliğini ve akademik özgürlükleri tehlikeye sokabilmektedir.

Üniversite özerkliği ya da akademik özgürlükler, gerek çokuluslu şirketlerin küresel düzeyde pazar arayışları nedeniyle, sözcülüklerini yapan uluslararası kuruluşlar ve gerekse yeni dönem sivil toplum kuruluşlarının zayıflatılmış ulus-devlet üzerinden yürüttükleri neo-liberal politikaların tehdidi altındadır.

Hükümetler, sözü edilen şirketlerin hareket alanım genişletmek üzere eğitim ve sağlığı özelleştirerek yeni pazarlar yaratmak, sosyal devlet harcamalarını düşürerek vergi indirimleri sağlamak ve verimliliği yükseltmek üzere sosyal ve ekonomik politikaları hayata geçirmeye zorlanmaktadırlar. Özellikle, borç batağındaki az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, sürekli kredi aldıkları IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarca yönlendirilmektedir.

Kuşkusuz ulus-devletin kurumlarından birisi olan üniversiteler de küreselleşen ekonomi politiğin etkilerinden payını almaktadır.

Hükümetler, para ve güç ilişkileri çerçevesinde susturulabilen medya ve kimi sivil toplum kuruluşları gibi, üniversiteleri de etkilemeye çalışırlar; ele geçirmeye uğraşıyorlar; bu bazen politik, bazen ekonomik, bazen de kültürel nedenlerden ötürü olabilir.

Öte yandan küresel neo-liberal ekonomi-politikalar, pek çok ülkede eğitim ve sağlık dahil sosyal devletin tüm işlevlerinin özel sektör eliyle yürütülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini, ulus-devletlere sistemli bir biçimde empoze etmektedir."26

III.1-) ÜNİVERSİTE: FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Akbıyık’a yüklenerek haykırdığı;27 Doğramacı’nın, Gürüz'ün, ya da "İntihal"leriyle maruf ve "Yazdığı kitapta, kaynak gösterilmeden kelimesi kelimesine alıntılar yapan Alemdaroğlu'nun üniversiteleri "özgür" olabilir mi?

Elbette olamaz; ancak olmalıdır; çünkü özgürlük olmazsa j üniversite de olmaz, olamaz...

Örneğin, Columbia Üniversitesi Rektörü Jonathan R. Cole'ın, 11 Aralık 2002 tarihli "Akademik Özgürlük" başlıklı konuşmasında dediği gibi: "Yanlış fikir yoktur...

Toplumumuzda iyi bir üniversitenin misyonu araştırma ve eğitimle yeni bilgi yaratıp bunu yaymak ve insan değerleri, etiği ve davranışlarına geniş etkisi olacak tartışmalara önderlik yapmaktır Fikir özgürlüğü olmazsa kalıpla, mis bilgi ve güncel dogmayı kabul el meye mahkûm oluruz. Bilim toplumumuzda entelektüellerin ve akademisyenlerin görevi kalıpla* mis bilgiyi, siyaseten doğru sayılanları ve entelektüel tembelliği zora koşmaktır; 'kanıt' ve 'gerçek' iddialarına, önyargılara ve kendileriyle diğerlerinin önyargı eğilimlerine kuşkuyla yaklaşmaktır.

Bilginin, görüşlerin ve anlayışın gelişmesinde fikir çatışmaları, eleştirinin susturulması ve egemen ideolojilerin körü körüne kabul edilmesinden daha yararlı. Özgür fikir alışverişi olmadan gerçekle yalanı birbirinden ayıramayız. Hangi demecin 'iyi' ya da 'kötü', 'doğru' ya da 'yanlış' olduğunu, hangi demeçlerin dünyanın farklı yerlerindeki şiddet eylemleriyle bağlantılı olduğunu tanımlayabildiklerini sananlar kendilerini yanıltırlar. 'Gerçek' elde edilen üründen çok sürecin kendisindedir.

Bazı tartışma konuları açık ve ı K 11 ir; diğerleri ise karmaşık; duygular, ideolojiler, geçmişten gelen korkularla doludurlar ve bunlar konuyu açma konusundaki isteksizlik ve endişeyle, kişinin kendi aklını başka fikirlere açma konunu, l,iki gönülsüzlüğüyle desteklenir. Üniversite, toplumumuz bu fikir çatışmalarını söyleminin merkezine oturtarak yapılan< inilmiş çok az sayıda kurumdan biridir; bunlar üzüntü ve düşmanlık yaratsa da. Ve bu çatışmalar siyasal ve toplumsal etkinliklerle sınırlı değildir. Bilimsel ve insani tartışmalara da uzanırlar. Üniversitenin işlevlerinden biri de öğrencilerine çok keskin ayrımları olan bakış açılarını hoş görmenin değerini öğretmektir; eğer fikirler arasındaki farkların beraber var olmasına izin verilmezse bu ders öğrenilemez."

Yine1 Jonathan R. Cole'nin, 18 Ekim 2000 tarihli "Said'e Akademik Siper" yazısından alıntılayarak ilerlersek:
"Fakülte üyelerinin sahip olduğu haklar ve güvenceler üniversite yönetmeliğinin, Columbia'daki 'akademik özgürlüğün' ele alındığı 70. maddesinde ifade edilir. Şöyle ki: 'Akademik özgürlükten kasıt, bütün öğretim görevlilerinin, sınıflarında konularını tartışırken özgür olmalarıdır; bu özgürlük, araştırma ve bu araştırmaların sonuçlarını yayımlama özgürlüğünü de içerir. Öğretim görevlileri fikirlerini ifade etmelerinden veya özel ya da kamusal alanda kurdukları ilişkilerden dolayı üniversite tarafından cezalandırılmaz; ancak akademik konumlarından kaynaklı özel yükümlülükleri olduğunu da anımsamalıdırlar.'

Profesör Said'in faaliyetleri de, diğer öğretim görevlileri gibi, bu akademik özgürlük ilkeleriyle güvence altındadır. Columbia'da bir ifade yasası olduğuna inanmadığımız gibi, ifade polisi gibi davranmayı da reddediyoruz. Şimdi Profesör Said'in bir ülke sınırının ötesine taş attığı şu ünlü fotoğrafa gelirsek: Bildiğime göre taş belirli bir insana yöneltilmiş değil; herhangi bir yasa ihlâl edilmiş değil; bu konuda herhangi bir dava açılmış değil; Profesör Said aleyhine herhangi bir cezai veya sivil girişimde bulunulmuş da değil. Elimizde söylenti nevinden, kulaktan dolma bilgiler ve bir dizi iddialar var ki bunlar Profesör Said tarafından kendi ifadesinde reddedilmiştir.

Profesör Said'in güvence altında tutulan türden bir 'fikir beyanı ve ilişki' ile iştigal hâlinde olduğuna inansak da inanmasak da, ortada üniversitenin el atmasını gerektiren bir durum yoktur. Kaldı ki, hakkında ABD'de veya başka bir ülkede dava açılmış olsaydı bile, üniversitenin kendi kuralları itibarıyla Profesör Said'in cezalandırılması söz konusu olmayabilirdi. Kısacası, üniversite, bir görevlisinin fikirlerini açıklamasına veya davranışlarına karşı, bunlar asli veya cezai yargının alanına girse bile müdahale etmeyebilir. Verilecek karşılığı, hâl ve şartlar belirler. (...)

'Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip o tek kişinin iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz...'29

Fikirler, sınıf içinde veya dışında kamusal ifade buldukça anlam taşır; bu fikirler bize çirkin gelebilir, 'doğruluk' mefhumumuza aykırı düşebilir, yargılarımıza veya kabullerimize meydan okuyabilir, ama ne olursa olsun akademik düzenimizin temel yapısını tehdit etmediği sürece güvence altında olmaları gerekir. (...)

Üniversitemizdeki herkes aynı güvenceye sahiptir, Edward Said'den ne daha fazla ne daha az. Edvvard Said bir profesördür, çünkü kendi akademik alanında bir devdir; kendi dalında apayrı bir alan açmıştır. Edward Said'in çalışmaları ve fikirleri üzerine kitaplar yayımlanmıştır ve başka üniversitelerde hakkında dersler verilmektedir. Öğrencileri ve arkadaşları dünyanın bütün önde gelen üniversitelerinde saygın görevlerde bulunmaktadır. Edward Said, dünyadaki en başta gelen hümanistlerden ve entelektüellerden biridir. (...)

Said, bir Columbia Üniversitesi profesörüdür, bu bizim en yüksek akademik derecemizdir ve kendisi bu mevkiye sadece bilimsel ve eğitsel katkıları nedeniyle gelmiştir. Onun politik görüşlerine atıfla ki bu kişiden kişiye farklılık gösteren bir meseledir, Columbia'daki sıfatının ve kabullenilişinin uygun olup olmadığını ve çalışmalarının değerini sorgulamak, Edward Said'i neden üniversitemizin önde gelen akademisyenlerinden biri olarak tanımladığımıza dair bakış açısını yitirmekten başka bir anlama gelmez. Bu son tartışma, hatta Profesör Said'in buradaki görevinden uzaklaştırılması yönünde pek az öneriyle de birlikte, akademik çalışmanın kalbinde yatan gerçek değere duyduğum inancı daha da güçlendirdi.

Eğer Profesör Said'in özgürce yazma ve konuşmasını güvence altında tutmayı reddedeceksek, bir sonraki bastırılanın kim olacağını da, hangi erkek veya kadının fikirlerini çekinmeden ifade edeceğini belirleyen engizisyon üyesinin kim olacağını da şimdiden düşünmeye başlamamız yerinde olmaz mı?

Columbia'da öğretim görevlileri ile öğrenciler için farklı farklı belirlenmiş davranış kuralları vardır. Ne var ki, ifade özgürlüğünü içeren akademik özgürlük söz konusu olduğunda, bir öğrenciye sunulanla Profesör Said'e sunulan güvenceler açısından bir fark yoktur. Nasıl Said meselesinde ifade ve eylem özgürlüğünü savunuyorsam, öğrencilerin haklarını da aynı şekilde savunurum. Ve Profesör Said hakkında üniversitenin uygulayacağı herhangi bir yaptırım olduğuna inanmadığımı da ifade etmek isterim...."

III.2-) YÖK'ÜN KATLETTİĞİ ÜNİVERSİTELERİN "NAFİLE TARTIŞMA"SI!

Ya "YÖK'ün üniversiteleri" mi?

Bilindiği gibi. "YÖK 12 Eylül'den sonra, yani 1960 Anayasası'nın bol geldiği düşünülerek yeniden yapılan ve hâlen geçerli olan 1982 Anayasası uyarınca kurulmuş ve bütün üniversitelerin tek tipleştirilip kontrol altında tutulmasını sağlama amaçlı bir üst kuruldur."30

"YÖK Yasası, 12 Eylül rejiminin, tüm öğrenci ve öğretim üyelerini 'potansiyel suçlu' olarak gören ve üniversiteyi kesinlikle kontrol altında bulundurulması gereken bir kurum olarak değerlendiren, baskıcı anlayışla hazırlanmış ve yürürlüğe konmuş bir yasadır."31

"Bakın geçmişe, YÖK'ün ortaya çıkış ve işleyiş sürecine kuşbakışı bir göz attığımızda nelerle karşılaşıyoruz:
1-) YÖK, 1980 öncesi Türkiye'yi pençesine alan ve Soğuk Savaş döneminin sonuçlarından biri olarak ortaya çıktı.
2-) 12 Eylül 1980 askeri darbesini yapanlar, üniversiteleri, yaşananların sorumlularından biri olarak ilan ettiler. Bu yaklaşımın temelinde, üniversitelerde solcu hocaların yuvalandığı ve bunların öğrencileri kışkırttığı inancı yatıyordu.
3-) Oysa bu inan uygun değildi.
4-) Soğuk Savaş çerçevesinde Türkiye'ye egemen olan güçler üniversitelerdeki özgürlükçü ve bilimsel öğretimden memnun değillerdi...
5-) YÖK'ün kuruluşu, üniversitelerin hem cezalandırılması hem de denetim altına alınması olarak iki farklı hedefe yönelmişti."32

Bu durumda gerçekten de "12 Eylül'ün ürünü olan yönetmelik ve yasalarda üniversitelerin öğrencilere göz açtırmamasının amaçlandığı görülüyor. YÖK'le ilgili yeni hazırlanan taslaklarda da aynı kafa yapısı korunuyor."33
İşte bu "nafile tartışma!"dan satır başları...

"Hükümet ve ÜAK'ın taslakları ciddi bir reform içermiyor. ÜAK'ın sunduğu metin, tamamen • rektörlerin gözüyle biçimlendirilmiş. Oysa sürece öğretim üyeleriyle öğrencilerin katılımı gerek... Üniversitelerarası Kurul'un hazırladığı son YÖK yasa taslağı tamamen üniversite rektörlerinin gözüyle biçimlenen bir 'rektörler yasası' olarak tanımlanmıştır..."34" Yeni Yükseköğretim Yasa Taslağı eğitimcilerin beklentisine yanıt vermedi. YÖK'ün daha da güçleneceğini vurgulayan eğitimciler, taslağın YÖK'e dokunmadığını söylediler..."35

'"Prof. Teziç tarafından hazırlanan YÖK taslağının gerekçesinde, 20 yıllık oturmuş bir yapısı olması nedeniyle kurumda herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek olmadığı savunuldu..."36 "YÖK'te mi. YEK'te mi, yoksa başka bir yolda mı buluşmalıyız derken YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, 'YÖK taslağı hepimizin' diyerek noktayı koydu... YÖK'ün yapısında ve yetkilerinde değişikliğe gitmenin hukuken mümkün olmadığını belirtti..."37

Evet, "Krallık, kötüdür. Kralın iyi bir adam olması krallığın kötü bir şey olduğu gerçeğini değiştirmez. Teziç'in de iyi bir YÖK Başkanı olması da YÖK'ü olduğundan daha iyi bir şey yapmaz..."38"YÖK tartışması konusunda Eğitim-Sen. 'Ne AKP ne YÖK üniversitelerin sorunlarım çözmek istiyor. Kim kazanırsa kazansın üniversiteler kaybeder.' diyor..."39

DİPNOTLAR:
1 Cervanles.
2 Francis Bacon, Yeni Atlantis, Akyüz Yay., 2002, s. 13.
33 Seyyid Hüseyin Nasr, Modem Dünyada Geleneksel İslâm, çev: S. Şafak Barkçın-Hüsamettin Arslan, İnsan Yay., Tarihsiz, s. 166-168.
4 Yage. s.149.
5 Yage,,s.l63.
6 Yage,,s.l47.
7 Sadık Kılıç, Tabiattaki Metafizik ve Guenon'un Doğu Metafiziği, Akçağ Yay., 1995, s.24.
8 Seyyid Hüseyin Nasr, Modern Dünyada Geleneksel İslâm, çev: S. Şafak Barkçın-Hüsamettin Arslan, İnsan Yay., Tarihsiz, s. 109.
9 Lord Nortbourne, Modern Dünyada Din, çev: Sahabettin Yıldız, İnsan Yay., 1995,s.48.
10 Francis Bacon, Yeni Atlantis, Akyüz Yay., 2002, s. 14.
11 Ahmet Ayhan Koyuncu, "Gelenekten Modernliğe Düşüncenin Dönüşümü", Sosyologos Dergisi, No:3, Mart 2004, s.28-29.
12 Türker Alkan, "Din ve Bilim", Radikal, 14 Ocak 2005, s.5.
13 Orhan Bursalı, "Din, Gelenek, Bilim", Cumhuriyet, 23 Ocak 2005, s.6.
14 Ahmet İnam, "Temel Bilimler V.ışaına Ufkunda...", Cumhuriyet Bilim Teknik. Yıl: 18, No:886, 13 Mart 2004, s.II.
15 Stefano D'Anna, "Türkiye Pinokyolar Yetiştirmesin", Cumhuriyet, 13 Şubat 2005,s.l2.
16 Ahmet İnsel, "Eğitimde Pozitif ayrımcılık Gerekli", Radikal İki, 19 Eylül 2004,s.4.
17 Oral Çalışlar, "Eğitimi Siyasileştirince...", Cumhuriyet, 19 Mayıs 2004, s.4.
18 Server Tanilli, Nasıl Bir Eğitim «UZ, Adam Yay., 2004, s. 148.
19 Abdullah Tekin, "Bir 'Bilgeyi Binlemek", Cumhuriyet Kitap. No:783. 17 Şubat 2005, s.7.
20 Yakup Kepenek, "Üniversiteyi 'Bitirmek'!", Cumhuriyet, 26 Nisan 2004, s. 13.
21 Orhan Bursalı, "Üniversite Savaşları", Cumhuriyet, 30 Aralık 2003. s.6.
22 "Üniversiteden Multi-Versiteye", Evrensel. 4 Aralık 2003, s.2.
23 Metin Kıyan. "Üniversitelerde Ne Oluyor?", Radikal İki, 11 Ocak 2004, s. 10.
24 Hürriyet, 22 Temmuz, 2003; Milliyet, 22 Temmuz 2003
25 Radikal, 23 Mart 2004.
26 Nejla Tural, "Halkın Parası Özerklik İçin", Radikal, l Nisan 2004. s.11.
27 Rujhat Avşar, "Akademik Protesto", Cumhuriyet, 12 Mayıs 2005, s.4.
28 Gençay Gürsoy, "Hırsızlığı Cumhurbaşkanı Biliyor", Radikal, 2 Ağustos 2004, s.6.
29 John Stuart Mili, On Liberty. Chapter II, p.£3 of the Robson edition of John Stuart Mili A Selection of His Works.
30 Türkan Saylan, "Köklü Değişiklikler Gerekli", Radikal, 3 Haziran 2004, s.9.
31 Alper Demirbaş, "YÖK Yasa Taslakları Üzerine...".Cumhuriyet, 27 Şubat 2004, s.2.
32 Emre Kongar, "Unutulan Tarihsel Gerçekler II: YÖK Nasıl Kuruldu", Cumhuriyet, l Mart 2004, s.3.
33 Mustafa Altıntaş, "Öğrenci Düşmanlığı Bitsin", Radikal, 28 Ocak 2004, s.9.
34 İbrahim Ortaş, "Ufukta Reform Görünmüyor", Radikal, 8 Ocak 2004, s.9.
35 "YÖK'e Dokunulmuyor!", Yeniden Özgür Gündem, 15 Ocak 2004, s.9.
36 Mahmut Gürer, "Teziç: YÖK Korunmalı", Cumhuriyet, 14 Ocak 2004, s.7.
37 Sergün Kurtoğlu, "İstanbul Üniversitesi Taraf mı?", Radikal, 5 Şubat 2004, s.9.
38 Ece Temelkuran, "Kaybetmekten Değil Kazanmaktan Kork", Milliyet, 12 Ocak 2004, s.2.
39 "Ne YÖK’le Ne Hükümetle", Radikal, 24 Mart 2004, s.5.

Temel DEMİRER

ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-32

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi