YÖK-YEK-PAZAR ŞEYTAN ÜÇGENİNDE EĞİTİMİN SORU(N)LI (2)

II.AYRIM: BİLİM, TÜRK(İYE)
EĞİTİMİ VE ÜNİVERSİTE(LER)...

"Ne kötü ot vardır ne de kötü insan. Yalnız kötü yetiştirici vardır... "97

Türk(iye) eğitimi; "Eskilerin deyişiyle, 'ehemmi mühimden ayırmayan', insan zihnini çöp sepeti yerine koyan, eğitimi hafızlamak sayan bir anlayışın ürünü"dür...98

Boyun eğen, itaatkâr, tevekkülcü, soru sormayan "milli insan" yaratmayı hedefleyen bu eğitimin, bilimden yana herhangi bir kaygısı yoktur...

Oysa, insanlardan korkuyu kaldırmak ve onları kendilerinin efendisi durumuna getirmek; dünyayı gizlerinden kurtarmak, ham hayalleri bilgi vasıtasıyla alaşağı etmek; safdillikten, kuşkulanmaya karşı isteksizlikten, düşüncesizce verilen yanıtlardan, karşı çıkmaya çekinmekten, çıkarcılıktan, araştırmaları savsaklamaktan, söz fetişizminden kurtulmayı99 getiren "Bilim; evrendeki, doğadaki bilinmeyeni, öğrenmenin, onlara dair bilgi edinmenin yöntemidir. Bilim yolu ile elde edilen bu bilgiler yaşadığımız evrenin daha anlaşılabilir, daha kavranabilir olmasını kolaylaştırır. Bilimdeki her gelişme ise insanın ve toplumların doğa karşısında o güne kadar ki duruşunu yeniden ve yeniden gözden geçirmesine ve tekrar tekrar tavır belirlemesine neden olur. "100

"Bilgi güçtür, ancak bilgiye bu gücü sağlayan aydınlanmanın mottosu da 'cesaret'tir. 'Aydınlanma nedir?' sorusunu Kant şöyle yanıtlar: 'Aydınlanma, insanın kendi kendini mahkûm ettiği ergin olmama (olgunlaşmama) durumundan kurtulmasıdır. Ergin olmayış, başkalarının kılavuzluğu olmadan aklını kullanamamaktır. Aklını, eksik olduğundan değil, başkalarının yönetimi altında olmadan kullanma kararlılığı ve cesareti gösteremeyen, kendi kendini ergin olmayışa mahkûm eder. İşte aydınlanmanın sloganı: Sapere aude! Kendi aklını kullanma cesaretini göster!'

Kant, devamında, aydınlanmanın özgürlüğü gerektirdiğini vurgular. Cesaret, hem özgürlüğe muhtaçtır, hem de onu doğurur. Dolayısıyla, bilmeye ve aklını kullanmaya cüret etme özgürlükle ilgilidir. Özgür olmak da son kertede 'yüreklilik' ister..."101

Çünkü B. Brecht'in söylediği gibi, "Bilim, kuşkunun ve merakın çocuğudur..."102 Ve de kuşku ve merakın çocuğu olan "Üniversiteler iktidarla çatışma yaşarlar... 103

II.1-) TÜRK(İYE) EĞİTİMİ

"Sessizlik, çok kez toplumun değer ve hükümlerini sözlerden daha güçlü olarak belirtir..."104

"Bugün ülkemizde sadece askeri okullarda gerçek bilimsel eğitim uygulanmakta olduğu için oradan yetişenler olayları çağdaş görüş açısından değerlendirmekte ve koşullanmış beyinlerin davranışlarını yadırgamaktadırlar,"105 diyebilen "millici-militarizm"in "eğitim(sizliğ)inden duçar olan karşımızdaki klasik eğitim kurumsallaşması, evrensel bir model olarak profesyonel eğitimciler tarafından yönetilen ve yürütülen, merkezi, bürokratik, 'milli' bir mekanizmaya, modele dayanıyor. Bunlar, birer standartlaştırılmış bilgi depolama ve diploma dağıtma merkezleri olarak, fabrikasyon üretime benzer biçimde 'eğitilmiş, biçimlendirilmiş insanlar' oluşturuyor ve kapitalist pazara sürüyorlar.

Bu klasik eğitime ilişkin olarak çok şey söylenebilir; ama bizim emekçilere ilişkin olarak onun asıl özü olarak belirlememiz gereken yanı, kapitalizme, sermayeye, patronlara, çeşitli kademelerde ve becerilerde, işgücü sağlama işlevleridir. Patronlar, en başta, okuma-yazma bilen, basit aritmetik işlemleri yapabilen bir işçi kitlesine ihtiyaç duyarlar elbette. Bu özgür yurttaş üreticiler topluluğu kapitalist pazarda emeklerini satacak ve fabrikalarda çalışacaklardır. Tabii bazıları da, çalışanları ve ücretlerini baskı altında tutmak için 'rezerv iş gücü ordusu'nun sıra neferleri olarak bir kenarda bekletileceklerdir, işletmeler elbette daha vasıflı elemanlara da ihtiyaç duyarlar ve eğitim sistemi işte bu gereksinimlere göre çeşitli düzey ve alanlarda gerekli becerilerle donatılmış emekçileri pazar için yetiştirirler. Yani, kısaca ve kabaca diyebiliriz ki, klasik merkezi eğitim kurumlan, kapitalist pazar için, sermayenin, patronların gereksinimleri için insan yetiştirirler.

Elbette, bu eğitim süreci içinde, oranlan çok düşük olmakla birlikte işçi ve emekçi ailelerin çocuklarına, sınıf atlamak, en azından, kol emekçisinden kafa emekçisi olmaya geçiş imkânları da yaratılır. Orta eğitimden yüksek eğitime geçişle birlikte bunlar için avukat, doktor, mühendis ve giderek müteahhit, avukatlık bürosu sahibi, olmak gibi olanaklar da açılır. Ama büyük çoğunluk için öngörülen ve gerçekleşen, kapitalist pazarda emeğini pazarlayan, karşılığında yaşamını sürdürebilmek için ücrete mahkûm kılınan ve emeğinin, alınterinin bir kısmıyla da patrona artık değer, yani kâr sağlayan işçiler, emekçiler olmaktır. Onlar, esas olarak, bunun için eğitilirler, yetiştirilirler.

Bu, klasik merkezi ve 'milli' eğitimin işlevsel amaç ve sonuçlarının özünü oluşturur...

Bu tür eğitimin ayrıca bir de 'ideolojik' amaç ve sonuçlan vardır. Bu merkezlerde, profesyonel eğitimciler şahsında otoriteye boyun eğme, öğretilenleri sorgusuz kabullenme, başarının temel koşulu olarak bunları, örneğin periyodik sınavlarda, istenen biçimlerde tekrarlama, aynı yazgıyı paylaştıklarıyla rekabet etme vs. öğretilir, içselleştirilir. Yasakçı, otoriter, rekabetçi ortamda, belirli bir tarih, belirli değerler, inançlar beyinlere akıtılır. Bu değerler, aslında, emekçilerin değil, egemen sınıfların, sermayedarların, patronların çıkar ve ihtiyaçlarıyla dünya görüşleri doğrultusunda oluşturulmuşlardır; ama bu kurumlarda 'milli' nitelik kazandırılarak 'ortak' değerlere dönüştürülürler ve benimsetilirler. Böylece de, öğrenciler, düzenin, ücretli kölelerinin aynı köleliğe mahkûm olma yolunda tezgahtan geçirilip yetiştirilmiş çocukları olarak, patron için ölesiye çalışmak, onun düzenini ölesiye savunmak, sınıf kardeşlerinden bir adım öne geçmek, hatta onları sömürme olanaklarına sahip olmak için öldüresiye çabalamak ve burjuva devlet için gerekirse kahramanca ölmek için 'kıvama getirilmiş,' yani eğitilmiş olurlar. Bu arada, uzun eğitim süreci sırasında da, sokaklarda aylak aylak dolaşıp tehlikeli fikirler edinme yada düzeni bozma gibi kötü alışkanlıklardan, eğilimlerden de uzak tutulmuş olurlar...

Merkezi eğitimin ideolojik yöneliminin en temelinde de, kapitalizmin yapısal eşitsizliğini meşrulaştırması, insanın insanı, sermayeden işçiyi sömürmesi gerçeğinin de gizlenmesi yatar.

Sonuçta da, merkezi klasik eğitim, özünde, işlevsel ve ideolojik boyutlarıyla, sınıf tahakkümünün en etkili aygıtlarından bir olarak ortaya çıkar.

Bu 'sınıf tahakkümü'nü gerçekleştirme, ülkelere göre değişir kuşkusuz. Örneğin bizim ülkemizde, yoksulların çocuklarının çok büyük bir bölümü, hiç olmazsa görece 'rahat' çalışma imkânları elde etmek için gerekli eğitimi görme fırsatından dahi yoksundurlar. Buna karşılık, yüksek öğrenim aşamasına ulaşmış olanlar bile, merkezi otorite YÖK'ün sultası altında biçimlendirilen klasik üniversitelerde ancak ve sadece Türkiye kapitalizminin ve holdinglerin 'ayak işleri'ni yapabilecek düzeyde’ eğitilirler. Bu arada, resmi ideoloji de beyinlere aktırılmaya devam edilir. Daha üst görevler için paralı özel üniversiteler vardır. Egemenlerce özel olarak seçilenler de yurt dışına gönderilirler. Burjuvazinin çocukları ise ya çalışma ihtiyacı duymadıklarından İsviçre'de lüks yaşamın adabına ilişkin öğrenim görürler ya da işi devralacak olanlar, ABD'nin, Avrupa'nın pahalı-üniversitelerine gönderilirler. Onların ayrıca özel olarak resmi- ideolojik bir eğitime ihtiyaçları yoktur; çünkü o 'değerler' zaten onların öz değerleridir, yaşamdaki konumlanışlarının doğal sonuçlandır. Resmi eğitimin ideolojik işlevleri, 'yabancılar'a, öteki sınıflara dair bir meseledir...

İtiraz etmeye cüret edenlere, özgür kişiliklerini, insanlıklarını korumaya kararlı olanlara, daha farklı bir yaşam projesinin mümkün olduğunu düşünenlere, içinden geldiği emekçi sınıflara ve yoksul çoğunluğa ihanet etmeyi değil, ona hizmet etmeyi amaç belleyenlere, baskı ve sömürüyü yaşamdan silmek gibi bir kaygısı olanlara ise, hukuktan kaba kuvvete, başta eğitim kurumunun kendi içinde olmak üzere, düzenin bütün zor aygıtlarının
olanca hışmı hazır ve nazırdır..."l07

II.2-)TÜRK(İYE) EĞİTİM(SİZLİĞ)İN SEFALETİ...

"Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir..."108

Önce "eğitim(sizlik)in hâl ve gidişatına ilişkin veriler...

Fen ve Anadolu liseleri ile bazı meslek liselerine girişte kullanılan Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme Sınavı'nda 40 bin 586 adayın sıfır puan alması, eğitim sistemiyle ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi..."109

Bunun yanında; "Milli Eğitim Bakanlığı'nın, 2002 yılında ilköğretim öğrencilerine yaptığı seviye tespit sınavında basan düzeyi 'oldukça düşük' çıktı. Bakanlığın, 2002 yılında yedi bölgeden seçilen 47 ilde yaptığı sınavda, toplam 112 bin ilköğretim öğrencisine, Türkçe, matematik, fen bilgisi ve sosyal bilimler konularına ilişkin sorular yöneltildi.

Sınavda, Türkçe alanında genel olarak 'öğrencilerin bilgi ağırlıklı ve ezbere dayalı sorularda daha başarılı; okuduğunu anlama, yorumlama, sorgulama ve karşılaştırma sorularında ise başarısız olduğu' belirlendi. Matematikte, 'özellikle geometri ve grafikle ilgili konularda öğrencilerin son derece yetersiz olduğu' tespit edildi..."110

* * * * *
Sonra da somutun (ve tartışmasız!) veriler...

"Kamu eğitim harcamalarının milli gelire oranı: Türkiye yüzde 2.2, AB ortalaması 5.3, Bulgaristan 3.3, Belçika 8.2, İspanya 8.3, Estonya 7.3, Slovenya 5.8...

25-64 yaş arasında üniversite bitirme oranı: Türkiye yüzde 6, AB ortalaması 12, Yeni Zelanda 11, Yunanistan 12, Almanya 13, Hollanda 23, ABD 26.

Bilgisayarsız okul oranı: Türkiye 93, ABD l, İsviçre 2, Macaristan 6, Almanya 17, Yunanistan 29, İspanya 32...
Bilgi teknolojisi yatırımlarının milli gelire oranı: Türkiye 2.6, AB ortalaması 5.9, ABD 7.8, Yunanistan 4, Almanya 5.6, İngiltere 7.6...

Bin kişiye düşen bilgisayar sayısı: Türkiye 20, AB ortalaması 215, Finlandiya 354, Almanya 231, Yunanistan 73...
Bin kişiye düşen internet: Türkiye l, AB ortalaması 11, Finlandiya 100, ABD 29, Almanya 14, Yunanistan 4..."111
"DİE ve Milli Eğitim Bakanlığı verilerinden hareketle Eğitim-Sen'in hazırladığı, Türkiye'nin 2000'deki hedefleriyle 2002'deki okul, öğretmen ve derslik sayılarını karşılaştırması raporuna göre:

Okul öncesi eğitimde hedeflenen yüzde 16'lık oran sadece yüzde 9'a ulaştı. Yüzde 75 olarak hedeflenen ortaöğretimde okullaşma oranı yüzde 55'te kaldı.

Yükseköğretimde hedeflenen yüzde 31'lik orana ulaşılamadı, yüzde 18'de kalındı.

Okul öncesi eğitimde okul sayısı 352. Türkiye'nin 20 öğrencili sınıfa göre ihtiyacı olan okul öncesi okul sayısı ise 2 bin 220.

Okul öncesi eğitimde 9 bin 403 derslik olmasına rağmen, 52 bin 500 dersliğe daha ihtiyaç var.

Okul öncesi eğitimde öğretmen sayısı 13 bin 660. İhtiyaç duyulan sayı ise 52 bin 500.

Kamuya ait anaokul ve ana sınıflarında 238 bin öğrenci var. Ancak l milyon 50 bin çocuk okul öncesi eğitimden yoksun.

Toplam 34 bin 351 ilköğretim okulu olmasına rağmen, 30 öğrencili normal bir eğitim için Türkiye'nin hâlâ 3 bin 220 ilköğretim okulu açığı bulunuyor.

Derslik sayısı şu an 255 bin olan ilköğretimde, 100 bin yeni dersliğe ihtiyaç var. Bunun için 7 katrilyon lira gerekli.
İlköğretim okullarında toplam 360 bin öğretmen mevcut. 106 bin öğretmen daha gerekli.

18 bin 400 ilköğretim okulunda 900 bin öğrenci, birleştirilmiş sınıflarda okuyor.

Öğretmen açığının çok olduğu branşlar: Rehberlik, sınıf, yabancı. dil, iş eğitimi, Türkçe, matematik ve bilgisayar.

Ortaöğretimdeki okul sayısı 5 bin 578. 30 öğrencili eğitim için 366 okula daha ihtiyaç var.

66 bin derslik olmasına rağmen, 1 1 bin derslik açığı bulunuyor. Bunun maliyeti 770 trilyon.

Ortaöğretimde öğretmen sayısı 130 bin 556. Yeni 74 bin öğretmene daha gereksinim var.

Öğretmen açığının yoğun olduğu branşlar: Edebiyat, matematik, yabancı dil, bilgisayar.

Her yıl yaklaşık l milyon 300 bin öğrenci ilköğretime başlıyor. İlköğretimi bitirenlerin sayısı l milyon 55 bin. Bunlardan 175 bin'i ortaöğretime gitmiyor.

Her yıl yaklaşık 480 bin öğrenci ortaöğretimi tamamlıyor.

Üniversiteden mezun olanların yüzde 30'u iş bulamıyor.

Türkiye'de kişi başına beş kitap düşüyor. Öğrenci, öğretmen ve velilerin yüzde 77'sine göre, eğitimde eşitlik yok..."112

* * * * *

"Anayasasına göre 'kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağı', 'ilköğretimin bütün vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğu' Türkiye'de 'parasız eğitim'in görüntüsü budur.

Örneklemelere .dayalı hesaplar, 'ekstra'ların tek çocuk için ailelere bir yılda ortalama olarak yaklaşık milyar 400 milyon TL yüklediğin gösteriyor. İlk ve ortaöğretim düzeyinde kamu okullarında okuyan öğrenciler için devletin harcadığı ise 2001-2002 öğretim yılında 12 mil yon 616 bin lira olmuş.

Çelişkiye bakın: Milli Eğitim bütçesi 7 katrilyon 461 trilyon; ailelerce bir çocuklarının okul eğitimi için harcanan, yaklaşık 17 katrilyon 640 trilyon tutmakta. Yani, Bakanlık bütçesinin aşağı yukarı 2.5 katı.

Bunlar, kısa adıyla 'KİGEM' olarak anılan ve sendikaların desteğiyle ayakta duran 'Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi' vakfının, iki genç akademisyene, Nuray Ertürk Keskin ile Aytül Güneşer Demirci'ye yaptırdığı bilimsel araştırmanın çarpıcı sonuçlarından bazısı..."113

Aslı sorulursa "Türkiye'nin eğitim sorunlarını tartışmaya, devlet bütçesinden ortalama olarak ayrılan yüzde 2'lik pay ile başlamalıyız. İç ve dış borç ödemelerinin yüzde 60'lık, askeri harcamaların ise yüzde 25'lik paylarının yanında eğitimin aldığı yüzde 2'lik pay çok komiktir..."114

"MEB bütçesi GSMH'nin yüzde 2.87'sine denk gelmekte. Bu bütçe rakamları, paralı eğitime davet niteliğinde.
Eğitim yatırımı için ayrılan miktar yalnızca l katrilyon, 479 trilyon 50 milyar lira, yani MEB bütçesinin ancak yüzde 15'i.

Eğitim yatırımından öğrenci başına düşen yıllık eğitim yatırımı harcaması yalnızca 88 milyon lira.

2003 bütçesinde 'halk katkısı' olarak belirlenen rakam 100 trilyon lira. Temel haklardan biri olan ve anayasa tarafından 'güvence' altına alınan eğitim hakkı, devlet tarafından paralı hale getirilmeye çalışılmakta, emekçi çocuklarının eğitim hakkı gasp edilmektedir.

Yükseköğretim kurumlarının 3 katrilyon 408 trilyon 608 milyar lira olan bütçesi, yüzde 2.3'e kadar geriledi..."115
Bu veriler ışığında denilebilir ki, Öğretim üyelerinin çoğunluğuna göre yükseköğrenimin en önemli
sorunu eğitime ayrılan kaynak eksikliği. 'Hangi reform yapılırsa yapılsın eğitime ayrılan bütçe artmadan başarı imkânsızdır..."116

*****

Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsa Eşme, Yrd. Doç. Dr. Ali Temel ve Araş. Gör. Nalan Kuru Turaşlı 83 okulda 500 öğretmen arasında bir 'öğretmen profili' araştırması yapmış. 'Araştırmaya göre öğretmenlerin yüzde 35.7'si gazete okumuyor. Yüzde 64.6'sı mesleki bir dergiye abone değil. Yüzde 30'u ise ayda bir kitap bile okumuyor' Bu durum şu sonuçlarla tümleniyor:

'Öğretmenlerin yüzde 70'i yabancı dil bilmiyor. Yüzde 65.7'si sivil toplum kuruluşları ve yüzde 60'ı sendika faaliyetlerine 'hiç' katılmadığını belirtiyor.' Buna insan kalitesi açısından bir de şunu ekleyelim. Öğretmenlerin yüzde 48'i alkol ve sigara kullanıyor.

Öğretmenin ekonomik göstergeleri de bunlardan daha farklı bir sonuç yansıtmıyor: 'Öğretmenlerin yüzde 20.3'U öğretmenlik yanında ikinci bir yan iş yapıyor.' Ekonomik koşulların bunu gerektirdiği, hatta kaçınılmaz kıldığı açık..."117

II.3-) VE ÜNİVERSİTE(LER)...

"Bilgenin ağzı yüreğindedir, budalanın ise yüreği ağzında..."U8

"Ya Türk(iye) Üniversiteleri" mi?U9

Bu sorunun yanıtı; "Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ahmet Kesik'in 'Yükseköğretimde Yeni bir Finansman Modeli Önerisi: Bütünsel Model' konulu araştırmasının sonuçlarında şöyle:
Okullaşma oranı 1950-1951 öğretim yılında yüzde 1.3 iken, 1985-1986'da yüzde 10.7'ye, 1990-1991'de 15.7'ye, 2000'lerin başında 27.4'e ulaştı. Yüzde 31'lik hedefin gerisinde kalındı.

Son 20 yılda üniversite sayısı 19'dan 73'e, fakülte ve yüksekokul sayısı 334'ten 1332'ye yükseldi. Bu dönemde öğrenci sayısı 240 bin 403'ten l milyon 133 bin 768'e, öğretim elemanı sayısı da 22 bin 223'ten 36 bin 530'a çıktı.

Bir başka deyişle bu süreçte, üniversite sayısında 3.8, fakülte ve yüksekokul sayısında 4, öğrenci sayısında da 4.7 kat artış olurken, öğretim elemanı sayısındaki artış 1.6 kattı.

Böylece 1982'de öğretim elemanına 10 öğrenci düşerken, 2002 sonunda öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı 31'e yükseldi. Bu rakam eski devlet üniversitelerinde 27, yenilerde 35, vakıf üniversitelerinde ise 17.

2005'te okullaşma oranının yüzde 40'a yükseltilmesi hedefi dikkate alındığında 6 bin yeni öğretim üyesinin yetiştirilmesi ve bir an önce göreve başlatılması gerekiyor.

1983'te toplam bütçe ödeneklerinin yüzde 3.8'i üniversitelere giderken, bu oran 2002'de yüzde 2.5'e, 2003'te ise yüzde 2.3'e geriledi.

Devlet, son beş yılda üniversitelere istedikleri ödeneğin ancak yüzde 46.3'Unü verebildi.

Öğrenci başına bütçe harcamalarında da ciddi bir gerileme yaşandı. 1982'de bütçesinden öğrenci başına 1297 dolar, 1983'te 1556 dolar harcama yapan devlet, sonraki yıllarda kısıntıya gitti. 1989'da 661 dolara düşen harcama, 1993'te tekrar 1256 dolara yükseldiyse de sonraki yıllarda daima bin doların altında kaldı. 2001'de öğrenci başına 506 dolar olan harcama, geçen yıl 709 dolardı. Bu durum devletin yükseköğretim kaynak paketi bulunmadığını da gösteriyor.
Devletin bütçeden bilimsel araştırmaya tahsis ettiği ödenek toplamı ise 2000'de 13, 2001'de 12.1, 2003'te de 14.9 milyon dolar.

Yükseköğretimin sosyal ve özel faydası, dünya ortalamalarının da altında. Bizde yüzde 8.5 olan sosyal faydadaki dünya ortalaması yüzde 10.8, yüzde 16.2 olan özel faydadaki dünya ortalaması ise yüzde 19..."120

* * * * *

"Gazi Üniversitesi bünyesinde görevli 1915 öğretim üyesi arasında yapılan bir araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu. Araştırmanın sonuçları şöyle:

Sosyal değerlere ilişkin görüşleri sorulduğunda, yüzde 35.6'sı 'kişisel prensiplerine ters olsa bile çoğunluğun düşüncesine uyacağını' söylüyor. Yüzde 66.3'üne göre de 'geleneklere ters düşen davranışlarda bulunmamak' gerekiyor.

Yüzde 14.3'ü, sebebi ne olursa olsun boşanmaya karşı.

Yüzde 48.3'ünün etrafında gelişen olaylara müdahale edecek gücü bulunmuyor. Yüzde 37'si etrafında neler olup bittiğini anlamakta zorluk çekiyor, yüzde 13.9'u televizyon, gazete, dergi gibi yayınlan izleyemiyor.

Yüzde 64.1'i hiçbir sivil toplum örgütüne üye değil.

Yüzde 54.8'i YÖK'ün öğretim üyeliğine yükseltme ve atama kriterlerini objektif bulmuyor. Yüzde 24.9'u objektif buluyor, yüzde 20.4'ünün bu konuda görüşü yok.

Yüzde 70.3'ü, tam özerk üniversite sistemini Türkiye için ideal buluyor. Yüzde 12.7'si mütevelli heyetin yönettiği sistemi, yüzde 0.3'ü siyasal gücün etkili olduğu sistemi savunuyor. Yüzde 8'i şimdiki sistemin uygun olduğuna inanıyor, yüzde 8.6'sının fikri yok.

Yüzde 65.7'si kültür ve sanat etkinliklerinde sinemayı tercih ediyor. Bunu sırasıyla yüzde 9.9 ile tiyatro, yüzde 8.8 ile sergi, yüzde 7.2 ile konser, yüzde 6.5 ile diğer etkinlikler izledi. Yüzde 1.7'si ise opera ve baleden zevk alıyor.

Yüzde 9.3'ü son bir yılda hiç sinemaya gitmemiş. Yüzde 39'u yılda 5-10 kez, yüzde 34. l i 1-5 kez gidiyor, yüzde 17.7'si de 'evde film izlemeyi tercih ediyor.'

Yüzde 35. l i tiyatro izlemiyor. Yüzde 57'si yılda 1-5 kez, yüzde 7.9'u da 5-10 kez tiyatroya gidiyor.


Yüzde 21.9'u akademik yayınlar dışında kitap okumuyor. Yüzde 56.2'si ayda 1-2, yüzde 17.5'i 3-5, yüzde 4.5'i 6-10 kitap okuyor.

Yüzde 54.9'u işinden memnun, yüzde 36.2'si bazen memnun, yüzde 8.8'i memnun değil.

Memnun olmama nedenlerinin başında ücret düşüklüğü geliyor. Bu konudaki oran yüzde 45.9. Diğer memnuniyetsizlik nedenleri ise sırasıyla çalışma koşulları, stres, prestij kaybı, iş yoğunluğu.

Araştırmaya göre yüzde' 32'sinin aylık geliri 500 milyon-1 milyar, yüzde 27'sinin l milyar-1.5 milyar lira olan öğretim elemanlarının yüzde 59'u alt, yüzde 24'ü orta, yüzde 17'si ise üst sosyoekonomik düzeyde yer alıyor.

Öğretim üyelerinin yüzde 34.2'si her zaman, yüzde 34. l'i bazen ek işe ihtiyaç duyuyor, yüzde 31.8'inin ek işe ihtiyacı yok..."121

*****

Bir şey daha: "1980 yılında mezun veren 18 üniversite vardı, 2000'de bu sayı 74'dü. 20 yılda, yükseköğretim mezunlarının oranı yüzde 4'ten, yüzde 8'e çıkmıştı..."122

Bugün ise, "Türkiye'de günümüzde, 53 adet devlet üniversitesi ve 23 adet vakıf üniversitesi olmak üzere 76 üniversite bulunmaktadır. "123

"Türkiye'de üniversite mezunlarının yetişkin nüfusa oranı yüzde 6. AB'de bu oran yüzde 12..."124

III. AYRIM: "SONUÇ YERİNE"

"Dünya bir tiyatro sahnesidir; yazık ki roller yanlış dağıtılmıştır..."l25

"İnsan okul için değil, yaşam için öğrenmelidir..."126

Kadim Sümer Tabletleri'ndeki, "Sen yetişkin bir adamsın. Geriye dönmeyecek çağdasın./ Bir yaşlı öküz gibisin, bundan sonra öğretilemezsin./ Bozulmuş bir tahıl gibi uygun zamanı kaçırdın./ Sen olanlardan dolayı akranlarının karşısında titremiyorsun./ Bilen bir kişi ile konuşma sürdüremezsin, bilge kişi ile sohbet edemezsin, bilgin biri ile konuşamazsın./ Ne kadar zaman daha sağır olacaksın? Ne kadar zaman daha kör olacaksın?/ Korkun yok. Kafan sert bir yer gibi, dinlemiyorsun..."127 deyişte "neden"i olduğu, "niçin"i, "nasıl"ı gayet iyi sergilenen (sınıflı-sömürücü) egemen eğitim, itaatkâr "Homo Faber" (İşleyen İnsan) yaratır... Düşünen/ eleştiren/ itiraz eden/ başkaldıran "Homo Sapiens" (Bilen İnsan)'dan nefret eder...

Bu nedenle artık burjuva eğitiminin ya da üniversitelerinin işlevi "İtinerarium Mentis in Veritalem" (Aklın Hakikate Yolculuğu) kapsamında betimlenemez...l28

Oysa "Üniversiteleri ileri götürenler: İnisiyatif, analiz ve hayal gücü'dür. Hayal gücünün ve öğrenimin bileşimi için deneyim çeşitliliği ve farklı görüşte olan farklı donanıma sahip diğer beyinlerin desteği gereklidir... "l 29

* * * * *

Hayal gücünü yitirmiş; pazara eklenmiş; itiraz edemeyen; emeği ve hayatı savunamayan bu üniversiteler: Gençleri düzene karşı kışkırttığı suçlamasıyla ölüme mahkûm edilen Sokrates'in, Aydınlanma'nın, Nazilere karşı silah elde savaşan George Politzer'in, Pierre ve Marie Curie'nin, İsmail Beşikçi'nin ve faşistlerin suratına haykıran Miguel de Unamuno'nunl30 üniversitesi değildir...

Çünkü Emmanuel Kant'tan beri bilinir ki aydınlanmış bilinç her türlü otorite karşısında kendisini bağımsız hisseder. Aydınlanmış bilinç; çevresine, topluma ve dünya sorunlarına karşı eleştirel bakmayı başarabilen bir bilinçtir. Ne yazık ki Türkiye üniversiteleri bu değerleri kendi içlerinde içselleştirme konusunda sınıfta kaldılar. Bütün bu sorunlar karşısında yapılacak tek şey, üniversitenin bütün bileşenlerinin katılımıyla oluşturulacak, YÖK'e de, YEK'e de hayır diyebilecek, evrensel üniversite normlarını hayata geçirebilecek, akademik eliğin bütün değerlerini bir yaşam biçimi olarak benimseyebilecek bir zihniyet dünyasının yeniden tahayyülünden geçiyor...

11 Ekim 2003, Ankara.

DİPNOTLAR
97 Victor Hugo.
98 Türker Alkan, "Tek Tip Ezberci İnsan Eğitimi", Radikal, 21 Ocak 2003, s.5.
99 M. Horkheimer-TW. Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği I, çeviren
100 Şükran Şahin, "Bilim ve İktidar...", Cumhuriyet, l Ağustos 2003, s.2.
101 Zühtü Arslan, "Özgürlük İçin Cesur Olmalıyız", Radikal, 17 Ocak 2003, s.9.
102 Bkz: Ferit Barut, "Bilim İdeoloji ve Muhalefet", Humanite Dergisi, No:2, Haziran 2003, s.ll-18;|Yakup Kepenek, "Bilim Ve...", Cumhuriyet, 22 Eylül 2003, s. 13; Şevket RUacan, "Bilim, Eğitim, Tartışma Üniversiteler", Cumhuriyet Bilim Teknik, No:832, l Mart 2003, s.12-13; "Üniversite: Bilim Yuvası mı? Sadık Bir Hizmetkâr mı?", Ateşi Çalmak, No:l, Mart 2003, s.22-23; Bayram Kaya, "Bilim ve Metod Üzerine", Sorun Polemik Deıfgisi, No:8, Güz 2003, s.68-78.
103 Ali Şimşek, "İktidarla Üniversite Çatışır", Radikal, 30 Eylül 2003, s.9.
104 Benjamin Disraeli.
105 Abidin Kumbasar, "Eğitim Sorunları: Toplumumuzdaki Yansımaları...", Cumhuriyet, 19 Ağustos 2003, s.2.
106 Bkz: Abbas Güçlü, "EğitiminAmacı Ne?", Milliyet, 16 Nisan 2003, s.20; Murat Belge, "Bir Eski Eğitim Tartışması", Radikal, 3 Haziran 2000, s.9; Yıldız Kurtuluş, "Tonguç ve Eğitim ilkeleri", Cumhuriyet, 23 Haziran 2003, s.2; Baki Komsuoğlu (Kocaeli Üniversitesi Rektörü), "Küreselleşme, Eğitimi Baltaladı", Cumhuriyet, 18 Mart 2003, s.6; Erdal Atabek, "Eğitimde Neden Başarılı Olamıyoruz?", Cumhuriyet, 21 Nisan 2003, s.4; Türker Alkan, "Eğitimle İnsan Yaratmanın Sınırlan", Radikal, 21 Haziran 2003, s.5; Sami Serbaş, "Eğitim ve Etik", Cumhuriyet Kitap, No:703, 7 Ağustos 2003, s.3; Felicity Haynes, Eğitimde Etik, çev:Semra Kunt Akbaş, Ayrıntı Yay., 2003; Abbas Güçlü, "Eğitim Yerel Yönetimlere Devredilmeli mi?", Milliyet, l Şubat 2003, s.21; Abbas Güçlü, "Eğitimin En Önemli Sorunu (2)", Milliyet, 10 Ocak 2003, s.22; Abbas Güçlü, "Nasıl Bir Öğretmen İstiyoruz?", Milliyet, 5 Nisan 2003, s. 19; Abbas Güçlü, "Eğitimde Yeni Dönem", Milliyet, 4 Nisan 2003, s.21; Abbas Güçlü, "Eğitimde Reforma Evet. Ama...", Milliyet, 16 Mayıs 2003, s. 19; Abbas Güçlü, "Eyvah! Eğitim Sil Baştan Değişiyor (2)", Milliyet, 29 Nisan 2003, s.19; Ergin Erginer, "Eğitilmek: Fark Edebilmek Becerisi", No:832, Cumhuriyet Bilim Teknik, l Mart 2003, s. 13; Kamile Ün Açıkgöz, "Aktif Öğrenmedeki 'Aktif Kavramı Üzerine", Cumhuriyet Bilim Teknik, No: 849, 28 Haziran 2003, s. 12; Erdal Atabek, "Sokrates, Leonardo da Vinci, Erasmus...", Cumhuriyet, 13 Ocak 2003, s.4; Mahmut Gürer, "Milli Eğitim Sil Baştan", Cumhuriyet, 25 Mart 2003, s.4; "Eğitimde Kafatasçı Zihniyet", Yeniden Özgür Gündem, 15 Eylül 2003, s.9; Özer Akdemir, "Eğitimin Dört Yanı Şiddet",
Evrensel, 21 Mart 2003, s.3; Hasan Bülent Kahraman, "Liselerin Perişan Hâli", Radikal, 25 Haziran 2003, s.9; Bayram Demirci, "ÖSS Sisteminin Mantığı", Radikal, 31 Temmuz 2003, s.9; Kemal İnal, "Otoriter Eğitime Devam", Radikal İki, 17 Eylül 2000, s.5; Kamil Tekin Sürek, "Eğitim ve Eğitim Emekçileri", Evrensel, 16 Eylül 2003, s.3; Çetin Diyar, "Eğitimin 'Fay Hattı'...", Evrensel, 8 Eylül 2003, s.6; H. Bülent Kahraman, "Hazırlık Öğrenimi Öğrenim Hazırlığı", Radikal, 21 Temmuz 2003, s.9; TUrker Alkan, "Bencillik ve Ezbercilik", Radikal, 13 Mayıs 2003, s.5; Abdülhamit Tama, "Eğitimde Ceza ve Ödül Sistemi Eskidi", Radikal, 17 Eylül 2003, s.9; Necdet Teymur, "Yaşamınızı Seçiyorsunuz", Radikal, 5 Ağustos 2003, s.9.
107 Haluk Gerger, "Alternatif Eğitim ve Bilim", Teori de Doğrultu Dergisi, No: 10, Ocak-Şubat 2003, s.68-70.
108 Platon.
109 Figen Atalay, "Sıfırı Eğitim Sistemi Çekti", Cumhuriyet, 30 Temmuz 2003, s.6... Ayrıca bkz: H. Bülent Kahraman, "Eğitimin Dehşet Hâli", Radikal, 30 Temmuz 2003, s.9.
110 "Ezbercilik Sınıfta Kaldı", Radikal, 3 Temmuz 2003, s.3.
111 "Her Ülke Bilgisi Kadar Var", Cumhuriyet, 21 Nisan 2003, s.12.
112 "Eğitimde Hayal Kırıklığı Büyük", Radikal, 12 Haziran 2003, s.5.
113  Mümtaz Soysal, "Eğitimde Çürüyüş", Cumhuriyet, 10 Eylül 2003, s.2.
114  "Eğitimde Özelleştirme Politikaları", Yürüyüş Dergisi, No: 11, Aralık 2002, s. 13.
115  "Paralı Eğitime Davetiye", Cumhuriyet, 21 Mart 2003, s.20.
116  "Eğitimin Asıl Derdi Kaynak", Radikal, 24 Ocak 2003, s.9.
117  Hasan Bülent Kahraman, "Eğitimin Öğretmen Hâli", Radikal, 6 Haziran 2003, s.9.
118 WydevilIe.
119 Bkz: Server Tanilli, "Üniversiteyi Yeniden Kurmak", Cumhuriyet, 21 Temmuz 2000, s.2; M. Hanifı Aslan, "Eğitimin Finansmanında Ekonomi Politiği ve Yüksek Öğretimde Adil ve Etkin Finansman Politikaları", Liberal Düşünce Dergisi, Yıl:7, No:28, Güz 2002, s.225-246; Mehmet Bozgeyik, "Eğitimde Fırsat Eşitliği Yok!", Fıratta Yaşam, Yıl:5, No: 197, 9 Haziran 2003, s.6; Abbas Güçlü, "Üniversite ve Meslek Seçimi", Milliyet, 22 Mart 2003, s.22; Abidin Kumbasar, "Dünden Bugüne Üniversitelerimiz", Cumhuriyet, l Haziran 2003, s.2; Naci Kepkep, "Üniversitelerde Yetki Sorunu...", Cumhuriyet, 16 Ocak 2003, s.2; Abbas Güçlü, "Üniversite, Savaş ve Hassas Dengeler", Milliyet, 19 Şubat 2003, s.19; Alim Kaya, "Vitrindeki ve Arka Sokaklardaki Üniversiteler...", Cumhuriyet, 28 Nisan 2003, s.2; Alim Kaya, "Vitrindeki ve Arka Sokaklardaki Üniversiteler-2", Cumhuriyet, 30 Nisan 2003, s.2; Hasan Bülent Kahraman, "Üniversitenin Perişaıj Hâli", 20 Haziran 2003, s.9; Emin Doj;an Aydın, "Üniversitelerin Geleceğine İlişkin Vizyon", Cumhuriyet Bilim Teknik, No:854, 2 Ağustos 2003, s. 12 Nizamettin Kazancı, "Kadro ve Unvan Kavgası", Cumhuriyet Bilim Teknil:, No:842, 10 Mayıs 2003, s. 12; Ragıp Zarakolu, "Üniversite Değil Tekveısite", Yeniden Özgür Gündem, 18 Ocak 2003, s.4; Mustafa Kahya, "Üniversitemi İstiyorum", Yeniden Özgür Gündem, 10 Ocak 2003, s.2; "Üniversitemi İstiyorum Ama Nasıl?", Yeni Demokrat Gençlik Dergisi, No:2003-02, Şubat 2003, s.5; "Eğitimcilerden Alternatif Üniversite", Yeniden Özgür Gündem, 9 Şubat 2003, s.3; "Türk Üniversitelerinin Etik Karnesi Zayıf, Cumhuriyet, 19 Ocak 2002, s.7; "Üniversiteler Üzerine Değerlendirme", Özgür Düşün, Yıl:l, No:ll, Mart 2003, s.6-10; Doğan Kuban- Erdoğan Şuhubi, "Üniversitenin İşlevi ve Siyaset...", Cumhuriyet, 5 Ekim 2003, s.2; Betül Çotuksöken, "... 'Özgür Sanat'lar-dan Bilime ve Felsefeye 'Akademia'dan Fen-Edebiyat Fakültelerine", Bilim ve Ütopya Dergisi, No: 103, Ocak 2003, s.46-48; Ayhan O. Çavdar, "Türkiye Bilimler Akademisi ve Üniversiteler...", Cumhuriyet, 22 Ağustos 2003, s.2; Tar-han Erdem, "Anayasa'da Yükseköğretim", Radikal, 20 Şubat 2003, s.9.
120 "İşte YÖK'ün Üniversiteleri",Radikal, 6 Ekim 2003, s.5.
121 "Akademi Dökülüyor", Radikal, 17 Haziran 2003, s.3... Aynca bkz:"İşte Bilim Camiası", Evrensel, 17 Haziran 2003, s.3.122 Tarhan Erdem, "Eğitimin İstekleri", Radikal, 16 Eylül 2003, s.9.123           Poyraz Ülger, "Yükseköğretimdeki Sorunlar ve Üniversite Reformu...", Cumhuriyet, 11 Şubat 2003, s.2.124    H. Bülent Kahraman, "Eğitimin Son Hâli", Radikal, l Ağustos2003,s.9.125          Oscar Wilde 126L. A. Seneca.127    Sümer Tabletleri'nden, aktaran:Muazzez Çığ, Bilim ve Ütopya Dergisi,Kasım 2000.128  Bkz: Nesrin Kale, Nasıl Bir İnsan? Nasıl Bir Eğitim?, ("VI. Bölüm:Özgür Eğitim Felsefesi"), Ütopya Yay.,2003,s.131-178; Immanuel VVallerste-
in, Yeni Bir Sosyal Bilim İçin, çev: En-der Abadoğlu, Aram Yay., 2003; Hilal Kahraman, "Ezilenlerin Pedagojisi: Ezenlerle Özdeşleşmek Özgürlük Değildir!", Kül Dergisi, No:35, Nisan 2003, s.47-49; İsmail Kaplan, "Küreselleşen Dünyada Eğitim Sistemimiz ve Demokratik Değerlerin Benimsetilmesi", Felsefelogos Dergisi, No:20, 2003/1, s. 181-188; Ömer Naci Soykan, Arayışlar-Felsefe Konuşmaları l, ("Eğip Bükmeyen Bir Eğitim Nasıl Olanaklıdır?", s.257-288.), İnsancıl Yay., 2. baskı, 2003; A. Dursun Yıldız, Özgürleşmeye Pedagojik Bakış, Tohum Yay., 2003; Eğitimin Geleceği, Editör: Oğuz N. Babüroğlu, Çev: Zülfü Dicleli, Sabancı Üniversitesi Yay., 2003; Tolga Ersoy, "... 'Üniversite ve Akademizm': İki Örnek Üzerinden Tartışma", Sorun Polemik Dergisi, No:8, Güz 2003, s.83-95; "Yabancı Dil Eğiti mi? Yabancı Dilde Eğitim mi?". Devrimci Mücadele, Yıl: 14, No:44, Temmuz-Ağustos 2003, s.42-52; Mehmet Özay, "Yine Eğitim", Ümran Dergisi, No: 109, Eylül 2003, s.20-22; Ali Arayıcı, "Eğitimde Kültür Emperyalizmi", Berfin-Bahar Dergisi, Yıl:9, No:67, Eylül 2003, s.5-6; Kamuran Ertürk, "Eğitim ve Öğretmen", Felsefeci Dergisi, No:2, 15 Mart-14 Mayıs 2003, s.7-14; Derya Şimşek, "Türkiye'de Eğitim Krizi", Yeniden Özgür Gündem, 8 Ağustos 2003, s.2; "Eğitim Sistemi Çağdışı", Yeniden Özgür Gündem, 5 Eylül 2003, s.9; Orhan Yüce, "Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi ve Veliler", Evrensel, 15 Ocak 2003, s.3; "Devre Eğitim Modeli", Fıratta Yaşam, Yıl:5, No: 183, 3 Mart 2003, s.6; Erdal Atabek, "Eğitimde Cemaat Dönemi...", Cumhuriyet, 15 Eylül 2003, s.4; İ. Gürşen Kafkas, "Eğitimde Yenileşme ve Sistem Arayışları", Cumhuriyet, 8 Şubat 2003, s. 17.129 Osman İnci, "XXI. YüzyıldaYükseköğretim Boyutu...", Cumhuriyet, 27 Haziran 2003, s.2.
130 "1936 sonbaharı. SalamancaÜniversitesi'ni basan Franco birliklerinin başındaki faşist general Milan As-ray, güç ve öfke şehvetiyle haykırıyordu: 'Entelektüalizme ölüm... Ve yaşasın ölüm!' Eylem, doğrudan bir hedefe yönelik. Fiziksel, askeri, ideolojik, konjonktürel vb. vb. 'güç' karşısında 'bağımsız düşünce'ye; entelektüalizme veonu temsil eden kuruma; üniversiteye.Salamanca Üniversitesi'nin o dönemdeki rektörü Miguel de Unamuno silah zoruyla üniversiteden çıkarılırken 'Kazanacaksınız' diyordu, 'ama asla insanlığı geliştirme yolunda değil, yok etme yolunda kazanacaksınız'..." (Zeki Coşkun, "Entelektüalizme Ölüm", Radikal, 7 Şubat 2003, s.21.)O

Temel DEMİRER

ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-17

 
kaypakkaya-anma-afisdgh-li-tutsaklarla-dayanisma

Özgür Düşün

  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün
  • Özgür Düşün

www.demokratikgenclikhareketi.org | Demokratik Gençlik Hareketi Resmi İnternet Sitesi