|
58 bin ve 27 bin sayıları bir şeyler çağrıştırıyor mu sizlere? Bu sayıların bilinmeyenlerini ve bu sayıların “3 bilinmeyenli eşitsizlik sistemleriyle” olan ilişkilerini gören ya da duyan var mı? Fakat sayılar tek başına neye yarar ki? Sayıları dahil oldukları bütün içinde ele almalı ki onların gerçekliğine yaklaşabilelim. Onların gerçekliğinde kendi gerçekliğimize yakın bir yere çıkacağız. Geçtiğimiz aylarda, çarpık eğitim sisteminin en güzel örneklerinden olan iki perdelik bir oyun sergilendi. Otomatik Kalma Sistemi (OKS) ve Öğretimi Sınıfsızlandırma Sistemi’nde (ÖSS) binlerce genç birbiriyle yarıştı, ter döktü. Bahisler oynandı, son hazırlıklar yapıldı ve startın verilmesiyle koşu başladı. “Yarış”ın sonunda küçük bir grup sistemsizliğin " bir üst" alanına geçme hakkı kazandı. OKS’ de 58 bin, ÖSS' de ise 27 bin kişi sıfır puan aldı! Ardınsıra yorumlar yapıldı. Gençlerimizin başarısızlıklarının nedenleri sorgulandı. Oysa neden, inat etmiş kendini göstermiyordu ve neden en gizli yerde, en ulaşamadığımız alanda karşımıza çıktı. Düşüncelerimizin ötesinde, hayatımızın tam ortasında...Yüzleşmeye korktuk kendimizle. Görmezden geldik kendimizi. Saklandık en "yakınlarımızdan". Saklandıkça YOK olduk. Saklandıkça YÖK olduk. Saklandıkça...Ve sonunda “inşallah seneye” diyerek ‘kazanamayanlarımızı’ bir sonraki seneye devrettik.
Esasen öğrenci devir teslimi konusunda 12 Eylül 1980 milat olarak kabul edilmelidir. 12 Eylül’le birlikte;
* Eğitime ayrılan payın yok denecek kadar azalması, * Eğitimin kalitesinin düşürülmesi, * Ezberci eğitim modelinin hayata geçirilerek; düşünmeyen, sorgulamayan ve üretmeyen bireylerin yaratılması, * Burjuvaziye kalifiye elemen yetiştirilmesi, temel amaç haline geldi.
Bu amaçları daha da somutlaştırmak için Yakışıksız Öğretimsizler Kurulu (YÖK) 6 Kasım 1981'de, 12 Eylül faşizminin uzantısı olarak kuruldu. YÖK, halkı daha kolay yönlendirmenin, öğrenci gençliği “potansiyel tehlike” konumundan soyundurmaktan geçtiğine kanaat getirerek işe koyuldu. Ve "yok"un hikayesi, böylece başlamış oldu. YÖK'le birlikte Otomatik Kalma Sistemi ve Öğretimi Sınıfsızlaştırma Sistemi daha ileri boyutta öğrenci öğütmeye başladı. Soruşturmalar, uzaklaştırmalar, okullardan atmalar birbirini izledi. Ardısıra rakamlar dolaşmaya başladı. Elli yedi bin, altmış bin, yirmi yedi bin... Rakamları bunalımlar; bunalımları kavgalar, kavgaları cinayetler izledi. Yakışıksız Öğretimsizler Kurulu (YÖK) çalışıyordu. “Çalışma” devam ediyor!
Yakın dönemde üniversiteli gençlerle yapılan bir anketin sonuçlarına göre 10 öğrenciden 7'si psikolojik sorun yaşıyor. Sorunların nedenleri ise şöyle sıralanıyor :
* Kişisel % 52.4 * Ders ve başarı durumu % 47.4 * Geleceğe yönelik kaygılar % 43.7 * Ekonomik % 33.8 * Duygusal ilişkiler % 24.7 * Oda arkadaşları % 19.5
Öğrencilerin harcama payında ise “beslenme” ilk sırayı alırken; eğitim, sağlık ve temizlik giderleri son sırada yer alıyor.
12 Eylül faşizmi ile birlikte görüş belirtmeyen, fikir tartışmasını sakıncalı bulan, internet kafelerde sıklıkla çet yapan, yalnız ders çalışan ve maç izleyen, anne-babanın günlük telkinlerine göre hareket eden “aydın” bir gençlik kitlesi oluştu. Mevcut eğitim(sizlik) sistemi içerisinde her türlü hakkı elinden alınan gençlik, yalnız verilenlerle yetinen bir konuma itildi. 12 Eylül’le birlikte, öğrenci gençlik üzerinde aralıksız bir şekilde kendini hissettiren “hiçleştirme politikası”, sonuçları itibari ile dönemsel bir başarı kazandı. Gençlerimiz neden psikolojik sorun yaşıyor? Gençliğin, yaşadığı en temel sorunlara karşı dahi tepkisiz kalışının, bireysel bir hatta sürüklenmesinin nedenleri neler? Soruları birbirine eklemek mümkün. Fakat şu apaçık ortada ki; YÖK'leştikçe sistemiçileşen, sistemiçileştikçe “yok” olan bir neslin ürünleriyiz. Burada paylaşım YOK! Burada dostluk ve emek YOK! Burada sana, bana, ona yer YOK! Bunun adı YÖK! Bunun adı 12 Eylül’ün utanç resmi! Bunun adı YOKUM-YOKSUN-YOK!
En ağır dönemler, en umutsuz görünen süreçler dahi kendi içinde umudun sonsuz birikimini taşır. Toplumun her kesiminin sistemli bir şekilde yıkıma sürüklendiği günümüzde, olumsuzlukları olumluya dönüştürmek imkansız bir süreç değil.Yaşadığımız yıkımlardan öğrenmeye başlayarak değişim ve dönüşümü içselleştirmek ve hayata dört elle sarılmak işin en zor kısmı! Öğretimsizliği, eğitimsizliği aşılayarak gençliği özünden ayırmaya yönelenler, esas “tehlikenin” bilimle aydınlanmış pratik güzergah olduğunu çok iyi biliyordu/biliyor. Öyleyse daha fazla aydınlanmak ve yolları daha bilge adımlamak, kaybolan nedenlerimizi bulmada en yakın dayanaklarımız olacak. Bunun objektif koşulları her zamankinden daha da olgunlaşmış durumdadır. Yeterki çelişkileri doğru algılayıp, doğru yöntemlerle bulunduğumuz alanlara müdahale etme becerisini gösterebilelim. Bilme ve yapma arasındaki ayrılmaz bağı unutmayarak; daha fazla okuyan, daha fazla sorgulayan nitelikli bireyler yaratmak, beraberinde bulunduğumuz alanlara daha nitelikli müdahaleleri getirecek. Daha somut adımlarla, eskinin her türlü kalıntısını her alanda yıkarak varolma mücadelesini kazanma pratiğine taşıma zamanıdır!
ÖZGÜR DÜŞÜN SAYI-37
|